17 Kasım 2018 16:14

Mustafa Sabri Beşer msbeser@gmail.com

Yokmuş gibi Türkiye

Gerek toplumlar gerekse bireyler için en büyük tehlike “muş gibi davranmaktır. Bir anne için en büyük tehlike çocuğunun sorunları “yokmuş” gibi davranmaktır.

Toplum için ise en büyük tehlike sorun “yokmuş” gibi davranmaktır.

Bir süredir Türkiye toplumu olarak “yokmuş” gibi yaşamaya başladık. Sorunları görmüyoruz ve yokmuş gibi davranıyoruz.

Mesela toplum olarak “ekonomik kriz yokmuş” gibi davranıyoruz. Oysaki kriz çoktan kapıya dayandı, hatta içeri girdi bile.

Eski bir yayıncı olmam hasebi ile geçenlerde öğrenmiş olduğum yayın sektöründeki büyük bir kurumun iflas erteleme almış olması iktisadi ve sektör olarak zor süreçlerin işareti.

Oysa toplum kültürel planda da ekonomik planda da bunu görmüyor, görmediği için de tepki vermiyor. “Yokmuş” gibi davranmaya devam ediyor, var olduğu görüldüğünde ise korkarım iş işten geçmiş olacak.

Bir başka “yokmuş” gibi davrandığımız konu ise Doğu Türkistan. Bu alanla ilgili 5 yazılık bir yazı dizisi kaleme aldım dikkatleri çekmek adına.

Onca büyük zulümler yaşanmasına rağmen devlet büyüklerimiz ve siyasilerimizin ağızlarından bu konuda bir söz duymak mümkün değil. Toplum da sorun “yokmuş” gibi davrandığından ve devlet büyükleri üzerinde gerekli baskıyı kurmadığından atılması gereken adımlar atılmıyor.

Oysaki tüm “yokmuş” gibi davranmalarımıza rağmen Doğu Türkistan’da çok zulümler yaşanıyor.

Yıllardır sorun “yokmuş” gibi davrandığımız bir başka konu ise eğitim.

Ülkemizin adeta kangrene dönüşen sorununda yıllardır “yokmuş” gibi davranıyoruz ve bunun için de maalesef bir arpa boyu yol gidemedik. İnşallah yeni yönetimin bu konuda aldığı tedbirler sonuç verir, yoksa eğitimdeki sorunlar ülkenin belini bükecek.

Uzun süre bu konu merkezinde çeşitli yazılar kaleme almaya çalıştım. Muhalefetin sadece eğitim üzerinden yapacağı siyasi hamleleri dahi siyasi iktidarı zora sokar diye de hayıflandım.

Milli eğitim bakanları yeni binalar yapmakla, ücretsiz ders kitapları ve bilgisayar dağıtmakla, akıllı tahtalarla övündüler ve başarılı olduklarını söylediler. Ama bir arpa boyu yol alınmadı. Yeni Bakana karşı toplum tarafından oluşan güven bakışları inşallah makes bulur.

Bir başka “yokmuş” gibi davranışa örnek sunmayacağım. Tefekkür edildikçe örnekler zaten kendiliğinden çoğalıyor.

Son yıllara baktığımızda zihnimizi meşgul eden, gündemimize bütün ağırlığı ile oturan bir hayli fazla olay var...

Yaşanılan zamanın içindeki yoğunluk ve kaygılar gelecek endişesi oluşturuyor.

Bu endişeler asıl olandan bizi uzaklaştırarak “yokmuş” gibi yaşamımıza sebebiyet veriyor.

Bir yoklar yüzyılı ve zamanı yaşayarak "yokmuş" gibi davranıyoruz.. 

"Yokmuş" gibi davranma neticesinde olan şu; huzur yok, sükûn yok, sabır yok, şükür yok, güven yok. Tevekkülde büyük bir kuvvet vardı, sükûtta bir cazibe, maalesef artık bunlar da yok…

Var olan tek şey öz benliğimizi, kim olduğumuzu, inancımızı, gayemizi, ideallerimizi ve hedeflerimizi bize unutturmuş durumda olan yoğun gündemler ve “yokmuş” gibi yaşayışlar!

Hepimiz geleceğimiz için yüksek hayaller ve hedefler koyuyoruz. Tramplen üzerinde zıplayıp yükseklere ulaşmak istiyoruz.

Yükselme, “yokmuş” gibi davranılan bir zeminde inşa edilemiyor maalesef, bir anlayabilsek! Siyasal pencereden, politize gözlüklerle hayata bakış bizi eritiyor.

Bilgi ve bilincimizi yoğunlaştırarak rafine edip arınmamız gerekiyor...

Bugüne kadar olduğu gibi başkalarının kültür ve fikir kaynaklarıyla ruhumuzu doyurmaya ve bu minvalde taklit inşa etmeye ve “yokmuş” gibi saymaya devam edersek mağlubiyetlerin her daim kahramanı oluruz.

Şimdi biz “yokmuş” gibi yaşıyoruz ya, korkarım bir gün de dünya milletleri biz “yokmuşuz” gibi davranacak.

Bu “yokmuş” gibi davranmanın sonu hiç de iyiye gitmiyor maalesef benden söylemesi.

“Bir varmış bir yokmuş” diye başlanan hikâyenin “yokmuş”ları olmayalım.

SOSYAL MEDYA TAKİP 

twitter.com/msbeser

facebook.com/msbeser
instagram.com/msbeser