18 Eylül 2018 18:09

Muhammet Şakiroğlu msakiroglu@gmail.com

Yakın Tehlike: Bölgesel Gıda Güvenliği

Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da uzun zamandır norm olan diktatörlüklerin bir kısmı, sivil/silahlı eylemler ve direnişler yoluyla el değiştirmiştir. Daha sonra uluslararası müdahaleler/müdahale etmemeler ile oldukça karmaşıklaşan denklemde, her bir ülke için özel durumlar oluşmaya başlamışsa da genel anlamda bir belirsizlik ve istikrarsızlık durumu hâkimdir.

Önce Kuzey Afrika ile başlayan, daha sonra Ortadoğu’yu içine alan, 15 Temmuz ve sonrasında yaşananlarla ülkemizi de yoklayan bu istikrarsızlaştırılma süreci hâlâ tüm hızı ile devam etmektedir. Şu an İran’da devam eden süreç de bu paradigma içerisinde okunabilir. Nerdeyse tüm istikrarsız İslam coğrafyası için tartışmasız kabul edilecek gerçeklik ise iç savaşların ve çekişmelerin ciddi bir güvenlik sorunu oluşturduğudur. Güvenlik dar anlamıyla can ve mal güvenliğinin temini gibi anlaşılsa da gerçekte toplumların yeterice besine uzun vadede ulaşma teminatı olarak gıda güvenliğini de kapsamaktadır

Başlangıçta politik güç dengelerine yoğunlaşmak, ülke yönetimlerinin siyasal eğilimlerini belirlemeye çalışmak, büyük güçlerin yeni haritalar oluşturma çabaları ile bunların iç politikadaki siyasi izdüşümlerine göre pozisyon almaya çalışmak rasyonel olabilir. Ancak, son yüzyılda sadece uzaktan seyrettiğimiz istikrarsız ve aç Afrika toplumları fotoğrafı, bu değişen dengelerin yan ürünü olarak artık kapı komşumuz ve yeni büyük problemimiz. Hatta mülteci sorunu ile ülke içine kadar gelmiş sahici bir sorun. Dünyanın yeni Afrikası artık Müslüman coğrafyasının kalbi olan Ortadoğu ve Kuzey Afrika. Müslüman coğrafyanın orta/uzun vadede karşılaşması en muhtemel sorun gıda güvenliği zafiyetidir. Üstelik sadece geçici gıda yardımları ile doyurulamayacak yüz milyonlarca insan söz konusudur. 

Bu perspektif ile bölge politikasının yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü uzayan iç savaşlar, çatışmalar ve güvensizlik ortamı şu anda tarımsal altyapı, pazar yapısı ve tarımsal yönetimlerde zafiyete yol açmakta; uzun vadede ise gıda güvenliğini tehdit etmektedir. Somali’de yaşanan kıtlık felaketi ile beraber yönetim zafiyetlerinin, ilk kuraklık vakasında on yıllarca sürecek bir gıda güvenliği sorunu olarak ortaya çıktığına şahit olduk. Somali de 2011–2012 yıllarında yaşanan kıtlık sürecinin tahlilinde şu sonuca vardık. Tüm Doğu Afrika’da yaşanan kuraklık Kenya, Cibuti, Etiyopya ve Eritre gibi ülkelerde nispeten daha hafif atlatılırken, Somali’de “kıtlık” olarak açığa çıktı. Bu ise Somali’de siyasal sistem eksikliğinin doğrudan bir sonucuydu. Somali’den sonra kadraja giren diğer iki ülke ise Yemen ve Libya’dır. Mevcut çalkantıların sürmesi halinde istikrarsızlığın devam ettiği tüm Ortadoğu’nun gıda sorunu yaşayacağı muhakkaktır. Böylesi bir senaryoda, Somali tecrübesi ışığında varacağımız bir diğer sonuç, Türkiye’nin ya da bölgedeki herhangi bir ülkenin ekonomik ve tarımsal üretim kapasitesi açısından böylesi bir yükün altından kalmasının mümkün olmadığıdır.

Özetle, Türkiye, türlü politik mücadelelerin minder alanına çevrilmiş geniş bir coğrafyanın, kendisiyle doğrudan ilintili envai çeşit sorunlarıyla boğuşmaktadır. Politik sorunlara ek olarak bölgede baş gösterecek bir gıda güvenliği sorunu ciddi ve tehlikeli bir sorundur. Sorun öngörüldüğünde ve gerekli önlemler alındığında kıtlıklara varmadan kontrol altına alınması nispeten kolaydır. Tüm Müslüman coğrafyayı tehdit eden bu sorunun ciddiyetinin anlaşılması için en yakın ve sıkıntılı ülke Yemen gözümüzün önündedir. Önce resmi raporlardan veri aktaralım(1):

Yemen'deki çatışma başladığından beri nüfusun yüzde altmışı gıda güvenliğinden mahrumdur. Yemen’de hane halkının %33’ü son derece düşük kalitede ve miktarda bir diyete talim etmektedir. Yemenlilerin yaklaşık %40’ı aç uyumakta ve %20’si bir gün ve geceyi arka arkaya aç geçirmektedir. Kısaca, Yemen’de fotoğraf oldukça vahimdir. Bir Müslüman topluluğun yine Müslümanlar eli ile ve tamamen politik kaygılar ya da hizipçiliğe dayalı sebepler ile kitlesel açlığa mahkûm edilmesi ve bu dramın görmezden gelinmesinin toplumsal/itikadi/vicdani sorumluluğunu “yeşil sarıklı ulu hocalara” havale ederek teknik kısmına dönelim. Müslümanların bir kısmının zaten acı bir şekilde tecrübe ettiği gıda güvenliği sorunu, en acil sorunların başındadır. Bunun için iki aşamalı bir çözüm stratejisi gerekmektedir. Bunlardan ilki, acil gıda yardımı ve takviyesi iken, diğeri uzun vadeli stratejik tarımsal yapılandırmadır. Açlık sorunu çekilen bölgelerdeki gıda yardımlarının pratiği ve karşılaşılan sorunlar ile ilgili hem sivil toplum örgütlerinin hem de resmi kurumların yeterince tecrübe sahibi olduğunu biliyoruz. Sadece çabaların yoğunlaştırılması ve gıda yardımlarında önceliklerin belirlenmesi gerekmektedir.

Sorunun uzun vadede ortadan kaldırılması ise tüm coğrafyanın gıda güvenliği açısından büyük oranda kendi kendine yeter hale getirilmesine bağlıdır. Bu noktada iki büyük güce ihtiyaç vardır. Bunlardan ilki, yüzeysel olmayan ve tamamı alandan elde edilmiş doğru bilgi ve bu bilgiye dayalı nitelikli bir tarımsal strateji, diğeri ise çatışmaların bitirilmesini ve sürdürülebilir bir çatışmasızlık ortamını temin edecek kadar esnek ve etkili diplomatik beceridir. Ve maalesef bu iki kabiliyet olmadan sorun çözülemez. Birinci güç atıl halde beklemektedir. Yüksek öğretim kurumlarımızda gıda güvenliği konusunda, Ortadoğu ve Müslüman coğrafyayı merkeze alan nitelikli çalışma sayısı yok denecek kadar azdır. Ortadoğu hakkında ileriye dönük stratejik projeksiyonlar bir yana, nitelikli retrospektif analiz bile yoktur. Yeniden tekrar edelim: Gıda güvenliği ciddi bir sorundur ve yüz milyonlarca insanı etkileyen gerçek bir gündemdir. Popüler politik tartışmalardan daha ciddidir.

Bu sorunun Yemen’den başlamak üzere acil olarak gündeme alınması, çözüm yollarının değerlendirilmesi, önleyici politikaların geliştirilmesi ve bu politikalar öncülüğünde tarımsal açıdan gerekli adımların atılması zaruridir. Ciddiyetine binaen konuya devam edeceğiz.

1-Yemen’de mevcut durum ile ilgili daha detaylı bilgi ve rakamlar için: Yemen - State of Food Insecurity in Yemen based on the Emergency Food Security and Nutrition Assessment (EFSNA), April 2017.