15 Ekim 2018 14:18

Göktan AY goktanay57@gmail.com

Türkiye; “yabancı dil öğretmede” neden başarısız?..(9)

Yabancı dil konusundaki yazımız, daha çok; sosyal/beşeri/toplum bilimler ve müzik/sanat/edebiyat  eğitimi alanını kapsamaktadır.

Üniversitelerde, son yılların en önemli ve halledilemeyen konusu; “yabancı dil öğretimi” dir. Bakınız; “eğitimi” demiyoruz, “öğretimi” diyoruz. Yabancı dil eğitimi ayrı bir konudur.

YÖK tarafından; yabancı dil imtihanlarının adı değiştirilerek çözüm arandı!..Yine olmadı!.. 

Yeni YÖK; doktora derecesine sahip Arş.Gör., Öğr.Gör. ve Dr. Öğr.Üyeleri’nin yabancı dil eğitimini desteklemek amacıyla bir yeniliğe daha imza attı: "YÖK–DİL EĞİTİMİ BURSU" Buna göre; her yıl 400 akademisyen, 2-6 ay arasında yurtdışına dil kursuna yollanacaktı.Bakalım çözüm olacak mı?

2018 YKS’de; 158 bin özel lise mezununun sadece 1/3’ü, yani 49 bini, 75 bin yabancı dille eğitim veren özel lise mezunundan da sadece 30 bini lisans bölümünü kazanabilmiş! Bu bir şeylerin yanlış gittiğini gösteriyor.

İbn Haldun Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şaban Teoman Duralı şöyle diyor; “Akıl olduktan sonra istenirse, zekanın da ortaya çıkar. Felsefe biliminde çok ileri gitmiş ülkeler, bu sorunu çözmüşler ve  orta öğretim kurumunu ikiye ayırmışlardır. Mesela Almanya'da; “teorik akla” öncelik veren okullar var, “pratik akla” öncelik veren okullar var. Pratik aklın önceliğindeki okullarda “meslek” veriyorsunuz. Çok az sayıda “teorik akıl” esaslı okullar da “temel bilimler, matematik v.b. konular oluyor. Üniversite de aynı şekilde meslek yüksek okulu ağırlıklı olmalıdır. Çok az sayıda teorik aklı esas almış üniversiteler açmak lazım. Bir program düzenlerken, toplumun yapısının göz önünde tutulması lazım, aksi takdirde yanlış teşhisler konulur. Üst seviyedeki yöneticiler, toplumlarının anatomisini çok iyi çıkarmak zorundadır. Teorik akıl yerine pratik akla ağırlık vererek kuralım öğretim sistemimizi, çok daha büyük verim alacağımıza eminim."

Bizde; gençler “lise eğitiminden” zayıf gelmekte, lisenin vereceği eğitimi, üniversiteler lisansta yeniden/baştan vermeye çalışmaktadır.

Bu; enerjilerin boşa akıtılması demektir.

Gelişmiş ülkelerde yabancı dil eğitimi 3-4 yaşlarında başlamaktadır. Bizde de bazı okul öncesi eğitim kurumlarında bu eğitim verilmektedir.

Elbette, bireyler de ikiye ayrılır.

a)Bazı çocuklar, küçük yaşta;  “yeni bir dil öğrenmeye”  fazlasıyla açıktır ve  onların; dil öğrenirken ayrı bir motivasyona ve heyecana sahip olup, sınıf içinde hemen fark edilirler

b) Bazı  çocuklar;  “yabancı dil öğrenimini”  bir dayatma veya  ders olarak görürler..Dolayısıyla yabancı dil onlarda; aynı motivasyonu ve heyecanı yaratmaz.

Tıpkı, “lisansa başlamış, Konservatuar/GSF Müzik Bölümü/Eğitim Fak. GSE Bölümü  öğrencilerinin; “sanatın, çalgı çalmanın, şarkı söylemenin; yabancı dille ne ilgisi var?” düşüncesiyle, yabancı dile  olan ilgisinin çok aşağılarda kalması” gibi.

Yabancı dil, farklı bir tür zeka gerektirmektedir. Matematik olarak gramer oturtulabilir ama “grameri oturtmak”  kişiye;  akıcı bir konuşma veya okuduğunu/duyduğunu çok iyi anlama şansı vermemektedir. Araştırdığımız kadarıyla, uluslararası standarttaki İngilizce sınavlarında “gramer diye bir bölüm” yoktur, sadece; “yazma/okuma/dinleme/konuşma” vardır. Türkiye’deki eğitim sisteminde, gramerle o kadar çok vakit harcanıyor ki, dilin kültürle olan bağlamı kaçırılıyor. Örneğin; kızıma, Anadolu Lisesi’nde, sürekli “kelime ezberletilmişti.” İşte, başarısızlığın sebebi “ezberci yöntem.”

 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 49. Mad.; “Eğitim-öğretimini kısmen veya tamamen bir yabancı dilden yapan yükseköğretim kurumlarında... bir yıla kadar süreli yabancı dil hazırlık öğrenimi uygulanır... Normal öğrenim süresince öğrencilerin yabancı dil bilgilerinin geliştirilmesi için öğretim kurumlarınca gerekli önlemler devamlı şekilde alınır” ilkesini öngörmektedir. Ancak; “eğitimin sürekliliği, öğretim elemanının birikimi, lisansta haftada 2-3 saat, sayıları 30-50 öğrencili sınıflar”, dikkate alındığında, yabancı dilin  neden öğretilemediği daha net anlaşılacaktır. Kısaca; lisans dersleri ile alınan yabancı dil eğitimi de yeterli olmamakta, ya da gerektiği kadar ciddiye alınmamaktadır.

7100 Sy.yasa ile “Okutmalığın” kaldırılıp, Öğr.Gör. yapılmasının neye/kime yarar getireceği anlaşılamamıştır. Üniversitemizde de çok sayıda Okutman var ve eğitimi sürekli konuşuyoruz.

Bir okutmanın (şimdi Öğr.Gör.), haftada ortalama 25-30 saat ders vermesi doğru değildir. (Diğer öğretim elemanları içinde geçerlidir) 

Bu durum, okutmanların (Öğr.Gör.);

a/“Ders içi öğretim performanslarını zayıflatmakta,

b/ Ders dışı yönetim toplantılarına katılmalarını aksatmakta,

c/ Sınav hazırlığı ve değerlendirmesi, müfredat ve materyal geliştirme gibi idari ve akademik sorumluluklarını yeterince yerine getirememelerine” yol açmaktadır.

Son yıllarda, ÜDS/YDS’ye yönelik özel dersler, saati 250-300TL den verilmekte; “anlamak/okumak/konuşmaktan çok, matematiksel olarak sınava dönük çalışma” yapılmaktadır. Dolayısıyla; konuşamayan/yazamayan v.b. Doç. ve Prof. lardan, -özellikle sanat kurumlarında-  sık sık bahsedilmektedir.

ÜDS/YDS sınavlarındaki başarının %5-10’larda kalması ile; özellikle 2007’li yıllardan itibaren,açıklanan/ bilinen örgütler tarafından  çeşitli yollardan soruları elde eden, yabancı ülkelerden TEOFL belgesi alan, yerine başkalarını sokan” akademisyenlerle iş çığırından çıkmış, “açıldığı söylenen soruşturmalar” bir türlü sonuca erdirilememiştir.

Ve, maalesef; yabancı dili bir şekilde alarak, unvan sahibi olan, “etik olmayan liyakatsız akademisyenler”, üniversitelerimizde Doç./Prof. olarak görev yapmaya devam etmektedirler.

Yanlış yollara sapmayıp, üreten ve çalışan Y.Doç.ler ise; yanlış/tenakuzlu/çözümsüz 7100 Sy.yasanın çıkarılması ile, yanlış yapanların karşısında kaybetmişlerdir. Yani, “atı alan Üsküdar’ı geçmiştir.”

Yabancı dil sınavını geçmekle, akademisyenlerin; “yabancı dil bildiklerini, çok iyi konuştuklarını, çok iyi  yazdıklarını, okuduklarını anladıklarını, alanı ile ilgili yabancı dil bilgisine sahip olduklarını ispatlamadığını” biliyoruz. (İstisnalara saygımız sonsuzdur)

O nedenle, yabancı dilin; ilk akademisyenliğe başlanıldığı zamanda, “yani, Arş.Gör, Yüksek lisans,Dr./Sy.eğitiminde  öğretilmesi gerektiğini” söylemekteyiz.

Yabancı dilde başarı; o ülkeye gidip eğitim almakla, lisede yabancı dil eğitimi yapan bir kolejden mezun olmakla,gerçek manada başarılmaktadır.

Yabancı dil  öğrenmede başarısızlığın ana sebepleri;

a/Gidilen kursun ve ders öğretmeninin yetersizliği,

b/ Ders alan kişinin acele öğrenme isteği ve kırılganlığı; “cümle kuramıyorum. anlamıyorum öğrenemiyorum” gibi şikayetleri,

c/ Yabancı dil  öğrenmeye yeni başlayan kişi, kuracağı cümleleri, mesela; “Türkçeden İngilizceye çevirme” düşüncesinden kurtulamaması’dır.

Bu konuda çok şeyler yazılabilir, ama özetle durum budur.

Amacımız; kurumsallaşmayı ve gelişmeyi  önleyen uygulamaların ortadan kaldırılmasıdır..