21 Temmuz 2017 13:45

Cennet CANKILIÇ cennetcankilic@gmail.com

Siz bizimle dalga mı geçiyorsunuz?

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun 16 Nisan referandumundan önce NTV’de söylediği gibi;

“15 Temmuz’da millet devletini sokaktan topladı.”

Ardından 45 gün kadınıyla, genciyle  bebeğiyle, yaşlısıyla, engellisiyle, hastasıyla gece nöbetleri tutarak devletine sahip çıktı.

Dedi ki:

“Ülkemi, devletimi ele geçirmek isteyen ve milletime ateş eden bu hainleri sonu ve başı nereye dayanıyorsa, inlerine kadar girerek temizleyin.”

Ardından operasyonlar başladı.

Güvenlik güçleri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın'da talimatları doğrultusunda kararlılıkla bu örgütün üzerine gitti. Operasyonlar başta kamu ve bürokrasi olmak üzere ordu, emniyet, iş dünyası, STK’larda ülkenin her yerinde bu örgütle bağlantısı olanlara yönelik sürdürüldü ve hala sürdürülmekte.

Sadece siyasete dokunulmadı.

Ve 16 Nisan referandumu geldi.

Seçmen sandıkta özellikle iktidar partisine yönelik bir çok mesaj verdi, bunlardan en önemlisi de FETÖ’ye yönelik operasyonlardaki kayırma politikası idi.

Dedi ki:

“FETÖ ile mücadelede gösterdiğin kararlılığı destekliyorum. Ama kamuya, bürokrasiye, iş dünyasına, özel sektöre ve STK’lara dokundun, siyasete dokunmadın. Kendi iç temizliğini yapmadın, ben bundan rahatsızım."

                         *****                         *****                      *****

AK Parti yöneticileri sonrasında yaptıkları ilk değerlendirmelerde bu mesajı aldıklarını ifade ettiler. Hatta, parti kongresini öne çekerek 21 Mayıs’ta olağanüstü kongre kararı aldı, il ve ilçe kongrelerini başlattı. Amaç partide dinamizmini, heyecanını yitirenleri dinlenmeye almak olduğu kadar FETÖ ile anılanları da temizlemekti.

İşte tam bu kararlılığın sergilenmeye başlandığı noktada öyle bir salıverilme oldu ki, FETÖ ile mücadele büyük bir yara aldı.

8 Eylül 2016’dan beri örgüt üyesi olmaktan tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın damadı Ömer Faruk kavurmacı hafta sonu bir gece nöbetçi mahkeme tarafından serbest bırakıldı. Özel bir hastaneden alınan rapora istinaden uyku apnesi, ileride epilepsi hastası olabileceği ve bünyesinde büyük hasarlar bırakabileceği gibi  anlamsız bir karar.

Kararın duyulmasıyla beraber  toplumda büyük bir tepki dalgası oluştu. Hukuki olmaktan ziyade siyasi kayırmanın, korumanın, kollamanın en bariz örneği olarak hafızalara yerleşti ve kamu vicdanını sızlattı.

                         *****                          *****                          *****

Böyle bir kararı kabul etmek ve sindirmek mümkün değil. Bunun Adil Öksüz’ün göz göre göre nöbetçi mahkeme tarafından salıverilmesinden farkı yok. Bir taraftan Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere  bu mücadelede tam kararlılık sergilenecek, diğer taraftan  FETÖ ile birebir ilişkide olan kişi, damat kontenjanından salıverilecek. Burada FETÖ ile mücadele yara aldığı kadar hukuk sistemi bir kere daha güvenilirliğini kaybetmiştir.

Böyle bir salıverilmeden dolayı toplumun bakışının değiştiğini, iktidar partisinin kendi içinde FETÖ temizliğini yapacağına dair umudunun bir kez daha kaybolduğunu belirtmemde fayda var.

Hiç kimse kusura bakmasın, "Öyle mahkemenin verdiği karardır, saygı duyulması lazım ya da raporu veren özel hastane ile kararı veren nöbetçi mahkemenin suçu, araştıracağız” gibi sıradan, göz boyama sözcüklerine de sığınılmasın, salıverilme, adam kayırma düpedüz bu millete hakarettir.

Milletin gözünün içine soka soka bu kadarı da olmaz…