15 Aralık 2017 22:48

Mustafa Sabri Beşer msbeser@gmail.com

Siyasal olanın geçiciliğinde menfaat aymazlığı…

Kur’ani bir ifadeyle yazıya başlamış olursak; Allah tektir, O’ndan başka ilah yoktur. Ve devamında ise aynı tarz ifade ile devam edecek olursak; seçilmiş bir millet, ırk veya sınıf yoktur. Allah’ın tekliğini, birliğini nasıl idrak edip ihata edebiliyorsak insanların bütününün de eşit olduğuna dair idrak kanallarımız açık olmalıdır.

Sınıfsal konumlandırma ve ayrıştırmanın ne dinimizde ne de Allah indinde olmadığını sadece cümlelere ve sözcüklere hapsetmek yerine davranışlarımıza da yansıtmalıyız.

Varsa bir sınıflandırma ahlaki açıdan değerlendirerek insanların değerlerini biçebiliriz. Şayet sınıflandıracaksak ahlaki özüne, etik ve mana boyutundan nazara alarak değerlendirmeliyiz.

Maişet derdinde olup da hangi meslekten ya da gelir farklılığından olursa olsun bütün insanlar bir gruptur ve bu gruba dair ahlaki, etik, manevi değerlendirmelere tabi tutulurlar.

Dürüst, inançlı, etik sınırlarına riayet edenin ahlak perspektifinden değerlendirileceği gibi alçak, edepsiz, çıkarcı insanların da değerlendirileceği yöntem bellidir. Yani insanları ayıracaksak ahlaki ve gayri ahlaki değerlere göre ayırmaktan öte bir ayrım yapılamaz.

Akla hemen makam, mansıp ya da ideolojiler gelecektir biliyorum. Lakin siyasi görüşleri veya meslekleri ne olursa olsun sadece ayrılacakları çizgi ahlak olacaktır.

İnsanların sınıflandırılması siyasi görüşüne, ideolojisine göre ya da siyasi etiketine, makam derecesine ve ekonomik yüksekliğine göre değerlendirilip sınıflandırılacaksa işte bu gayr-i ahlaki bir yöntem olacaktır.

Siyasi ve ideolojik rengin yelpazesinde insanlara yaklaşmak ya da değer biçmeye dayalı davranış şekli ayrıştırma ile neticelenebilir. Yani siyasi rengin yelpazesinde kapital ilişkiler oluşacaktır.

Bu tür bir sınıflandırmanın yapıldığı sistem feodal sistem, çağı da orta çağdır. Toplumsal ve toprak farklılıklardan oluşan bu sistemin yansımaları günümüz çağında zuhur ediyorsa bu kabul edilemez.

İNSAN FITRATINA AYKIRI DÜZENLER

İslamiyet’in en büyük özelliklerinden birisi ırk, renk, etiket ayırmaksızın insanların kardeşliği üzerine kurulu bir sistem olmasıdır. Derebeyi ile ırgat arasındaki bağ kardeşlik bağı olamayacağı gibi siyasi güç sahibi ile sıradan vatandaşın bağı da kardeşlik olamayacaktır. Bu kardeşlik oluşamayınca da birlik ve beraberlik sağlanamayacaktır.

Toplum yapısında insanları birbirinden ayıran ne varsa; cemaat, mezhep, siyasi görüş, ideoloji gibi fikir ve düşünce farklılıkları ve madde odaklı bütün farklılıklar; ekonomi, makam, etiket, vb. bunların hepsi insan fıtratına aykırıdır.

İnsan düzeni sosyo-politik olan bir nizamın şartı değildir. Bu düzen kapital-para, güç-etiket merkezli ilişkilendiriliyorsa buna insani düzen denemez.

“İnsan ve Siyaset” isimli okuduğum bir kitaptan şöyle bir alıntı yapmak istiyorum: “Siyaset, bir yandan toplumun ne adına yönetileceği sorusuna cevap verirken, diğer yandan nasıl ve kim tarafından bu yönetimin gerçekleştirileceğini belirler. Siyasal alan; iktidarın kaynaklığı konusundaki çatışmaları, bu çatışmalar ile doğan güç kullanımını, bu gücün hangi temel yasalar ile meşru kabul edileceğini ve toplumsal düzenin nasıl kurulacağını ve yönetileceğini belirleme alanıdır.”

Yani bu alanda var olanlara yönelik gayr-i ahlaki yaklaşımlar ile dünyevi kazanç sağlamaya çalışmak insani bir değer olmadığı gibi özgüvene dayalı belagat sanatını icra edebilenlerin bu alana yaklaştırılması da ahlaki değildir.

Siyasal alanda kendi toplumuna ve ülkesine hizmet etmesi açısından görevlendirilen kişilerin var oldukları düzenin ve zeminin geçici olduğunun idrakine varamadıklarından dolayı böyle bir konuyu yazmak zorunda kaldım.

Diğer taraftan görevli olan bu insanlara menfi tavırlar ve özgüvene dayalı cakalı sözlerle yanaşmakta olan ya da yanaşmaya çalışanların da gayr-i ahlaki bir davranış ile çıkar sağlamak maksadıyla bu alana yaklaşmaları tehlikeli ve geçicidir.

Sonucunda bu dünyanın da öte dünyanın da kaybedilme ihtimali yüksektir.

SOSYAL MEDYA TAKİBİ İÇİN