20 Ocak 2018 11:51

Mehmet Özışık mehmet@internetspor.com

Rodin’i hissetmek

“Bilmiyorum, kaç yıl oldu buraya kapatılalı, ama tüm hayatım boyunca ürettiğim eserlere çıktıktan sonra şimdi de kendilerinin hak ettikleri hapishane hayatını bana yaşatıyorlar...  Bütün bunlar şeytanının başının altından çıkıyor, kafasında bir tek düşünce vardı zaten. Kendisi öldükten sonra benim olarak atılım yapıp onu mam, bunu engellemek için de yaşarken olduğu gibi ölümünden sonra da ben hep kalmalıydım... Her bakımdan başarıya ulaştı işte!”

 

Diyordu Camille Claudel  kapatıldığı akıl hastanesinden abisine yazdığı bir mektupta.

 

Camille Claudel  mi?

 

Heykel sanatının büyük ustası Rodin’in asistanı, aynı zamanda sonu akıl hastanesinde biten acılı bir aşkın güzel kahramanı!

 

Camille Claudel, 19 yaşındaydı Rodin ile tanıştığında. Rodin’in yıllardır birlikte yaşadığı başka bir kadın olmasına rağmen onun en verimli sanat yıllarında aşkıyla ve yeteneğiyle yanı başındaydı hep, tutkuyla bağlı pek çok kadın gibi…

 

Bazı sanat eleştirmenlerine göre Rodin’den bile yetenekliydi.

 

Gelgitlerle, terk etmelerle, kavuşmalarla dolu bu fırtınalı aşk, Camille Claudel’in ruhsal dengesini bozup onu akıl hastanesine düşürecek kadar sancılıydı ne yazık ki!

 

Bir tarafta çoğu ilişkide örtülü de olsa varolan iktidar mücadelesi, bir  tarafta  bir kadın ve bir erkek arasındaki karşı konulmaz tutku ve bu tutkunun büyüttüğü sahip olma duygusu..

 

Hatta belki de  mesleki rekabet…

 

Camille Claudel’den geriye yüzyıllar sonra hala konuşulan bir aşk, hakkında yazılmış kitaplar, çekilen filmler ve Paris’deki Rodin Müzesi’nin alt katında sergilenen eserleri kaldı.

 

Rodin ise sanat tarihine adını çoktan yazmaya başlamıştı.

 

“Taşın fazlasını  atıyorum, geriye heykel kalıyor.”

 

Rodin, Camille Claudel‘in dediği gibi şeytan mıydı bilinmez!

 

Konu aşk olunca, hele ki tutkulu bir aşkta yüzler hem şeytan hem de melek değil midir hep?  

 

Ama onun gelmiş geçmiş en önemli heykel sanatçılarından biri olduğu gerçek.

 

Rodin’in eserlerine kattığı duygu hareketliliği öylesine güçlü ki! Hani klasik bir deyişle heykellerin “ruhu” var ve bu ruh adeta karşısındakileri sarıp kucaklayıveriyor.

 

Bunun da sebebi Rodin’in geleneksel heykel tekniğini bir kenara bırakarak akademik çevrelerin eleştirilerini, hakkında açılan davaları, aşağılanmaları karşısına alarak döneminin sanat anlayışının karşısında öncü ve özgün bir sanat yaklaşımıyla duruşu olsa gerek…

 

Paris Güzel Sanatlar Akademisi’ne giriş sınavını kazanamamasına, üç kez deneyip, üç kez başaramamasına rağmen  “Rodin” olup akademinin ve sanat camiasının karşısında çıkaran heykel tutkusu diğer bir deyişle…

 

Heykelin Büyük Ustası Rodin İstanbul'da

 

Sanat anlayışı, eserleri ve özel hayatıyla yaşadığı yıllarda ve sonrasında daima tartışmaların odağı olan Rodin bir süredir İstanbul’da!

 

Düşünen Adam’dan Öpüşme’ye, Balzac’dan  Victor Hugo Anıtı’na kadar Paris'teki Rodin Müzesi'nden seçilen 203 eser Sakıp Sabancı Müzesi'nden İstanbul’a bakıyor.

 

3 Eylül’e kadar gezilebilecek serginin çok önemli bir özelliği daha var:

 

Görme engelliler için alınan dokunma izni!

 

Heykellerin özelliklerinin Brail alfabesi ile yazılmış yazılar ve ses ile anlatılması da görme engelli sanatseverler için büyük bir kolaylık…

 

Ne dersiniz, hayatın içindeki karmaşaları, bayıltıcı sıcakların rehavetini, giden sevgilinin bıraktığı özlemi, düşlendiği gibi geçmeyen sınavların ağırlığını sanatla hafifletebilmek ve bu büyük sanatçının eserlerine dokunabilmenin tadına varmak güzel olmaz mı?