21 Eylül 2018 16:24

Muhammet Şakiroğlu msakiroglu@gmail.com

Rakamlarla Tarım Sistemimizin Kendi Kendine Yetebilirliği

Tarımsal üretimde kendi kendine yetebilirliğin kırsal kalkınma, ekonomik gelişme, gıda enflasyonu ve ekonomik dengeler için parametre olmasının yanında bir ulusal güvenlik meselesi olarak da değerlendirildiğinden bahsetmiştim. Şimdi Türkiye’de son zamanlarda daha fazla gündeme gelen tarımsal bağımlılık üzerinde konuşmaya başlayabiliriz.

Önce bir saptama ile başlayalım. Nitelikli bir analiz için güvenilir bilgilere ihtiyaç vardır. Türkiye’de tarımsal üretim istatistiklerinin bir kısmına rahatlıkla ulaşılabilirken bir kısmına ulaşmak kolay değildir. Örneğin Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının istatistiklerinde, birçok ürün için 2017 yılına kadar yıllara ait nitelikli veri sunulurken, en çok ihtiyaç duyulan tahıl üretim verileri ile bunların yıllık ithalat ihracat değerleri sunulmamakta, sadece 2002 ile 2017 yıllarına ait değerler verilmektedir. TÜİK tüm tarımsal üretim verilerini yıllara göre sunmakta iken, her bir tarımsal ürüne ait ithalat ihracat değerlerin vermemektedir. Bu yazıda değerlendirilen veriler TÜİK, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının verilerinin yanında yabancı kaynakların da ülkemize ait tarım istatistikleridir.

Geçen yazıda değerlendirdiğimiz şekli ile tarımsal üretimde kendi kendi kendine yetebilirlikte net üretim dinamiğine bakmakta fayda vardır. Ancak, ülkede üretim miktarlarındaki değişimin analizlerinin anlamlı olması için hesaba katılması gereken birkaç nokta vardır. Bunlardan ilki nüfus artış dinamiğidir. Yani nüfusun artış hızına bağlı olarak tarımsal üretimde de aynı oranda artış sağlamak gerekmektedir. Aksi takdirde tarımsal üretimde sabit kalmak kendi kendine yetebilirlik için sorun oluşturmaya başlar.  Nüfus artışına ek olarak, ülkeye gelen turist sayısındaki artış ve azalma da besin üretim dinamiği ile doğrudan ilişkilidir. Türkiye nüfusu 2000 yılından bu yana toplam 16 milyonun üzerinde artmıştır. Yani nüfusta 2000 yılına göre %24’lük bir artış vardır*. Bu artan insan sayısı kadar tarımsal üretimde artış gerçekleştirmek gereklidir.  Geçici dalgalanmalar hesaba katılmadığında ise genel olarak artış göstererek 40 milyon civarına** dayanan yıllık turist sayısı da tarımsal üretimde önemli bir yer tutmaktadır.  Bu iki genel verinin yanında özellikle Suriyeli mülteciler devasa bir yekun olarak tüketim  sayısına katılmaktadır. Yaklaşık 3,5 milyon*** civarında olduğu deklere edilen mülteci için de aynı şekilde zirai üretimde artış gereklidir.

Tarımsal üretimde bir diğer dinamik ise gelir seviyesindeki artıştan dolayı tüketim alışkanlıklarında meydana gelen değişimlerdir.  Daha fazla tüketme ya da bazı ürünleri daha sık tercih etme eğiliminin kitlesel olduğu durumlarda, tarımsal üretim rakamlarının yeniden değerlendirilmesini gerektirmektedir. Örneğin gelir seviyesindeki artıştan dolayı daha fazla kırmızı et tüketme alışkanlığı üretim miktarında artışı gerekli kılar. Aksi halde ithalat devreye girer.

 

Bitkisel ve Hayvansal Üretimde Genel Durum

TÜİK verilerine göre sebze ve meyve üretiminde son 15 yılda sürekli ve istikrarlı bir artış söz konusudur. Sebze/Meyve’de ithalatın ihracata oranı yaklaşık %10-13 bandında görünmektedir. Kısa vadeli politik dalgalanmalar ve kuraklık gibi akut sorunlar bir tarafa, sebze meyvede üretiminde başarı söz konusudur. Üretimin ve ihracatın sürdürülebilirliği temel hedef olmalıdır.

Kuru baklagil üretiminde TÜİK’in raporladığı 1988 yılından bu yana hem üretim miktarında hem de ekim alanında sürekli bir düşüş vardır. Kuru baklagillerde toplam ekilen alan ve üretimi yaklaşık olarak yarıya düşmüştür. Bu ürünlerde ithalat yer yer 10 kat artmıştır. İhracatta ise aynı şekilde ciddi düşüş gözlenmektedir.

Patates ve şeker pancarı üretiminde yıllık dalgalanmalar dışında üretim dinamiği sabit kalmıştır. Patateste gerek üretimin gerek ise ithalat ihracattaki dengenin stabil olduğu görülmektedir. Şeker pancarında, özellikle şeker fabrikaların satışı ile gündeme gelen şeker üretim dinamiğinde gölge faktör olan nişasta bazlı şekerler yüzünden rakamlar anlamlı bir istatistik sunmamaktadır. Tütünde ise oldukça sert bir düşüş söz konusudur. Hem toplam üretim hem de ekili alan, 1988 yılından bu yana düşerek toplamda %70 azalmıştır.

Tahıl üretimi, tarımsal üretimin en problemli kısmını oluşturmaktadır. Ülkemizde nüfusun günlük kalori tüketiminin büyük bir kısmını (ekmek, bulgur, makarna, hamur işi ve tatlı hammaddesi olarak) oluşturan buğday, bu gurubun başat ürünüdür.  1988 yılında 94 milyon dekarı aşkın buğday ekim alanı sürekli olarak azalarak 2017 yılında 76,6 milyon dekara kadar gerilemiştir. Yaklaşık 20,5 milyon ton olan toplam buğday üretimimizde çok küçük bir artış ile 21,5 milyon ton civarındadır. Verimde artış söz konusuysa da birçok ekili alan terk edilmiştir. Tüketim, ihtiyaç ve talepteki artışa rağmen buğday üretimindeki bu marjinal artış, tarımsal üretimde nüfus artışı karşısında bile bir azalma olarak yansımaktadır. Bu da doğal olarak en temel besin maddesinde dışa bağımlılık oluşturmaktadır. İthalatta büyük bir yekuna tekabül eden buğday, hem gıda güvenliği hem de dış ticaret açığı için oldukça önemli bir sorun oluşturmaktadır.  Arpadaki genel eğilim buğday ile benzeşirken, çeltik ve mısırda üretimde artış vardır.

Yem Bitkilerinin tamamında hem ekilen alan bazında hem de üretilen toplam biyokütle olarak oldukça yüksek artış kaydedilmiştir. Örneğin korungada 2017 yılında ekili alan 1988 yılındaki alanın iki katına çıkmış, yoncada ekili alanlar üç katına çıkmıştır.  Hayvancılık girdi maliyetlerinin yaklaşık %70’lik kısmını yem fiyatlarının oluşturduğu düşünüldüğünde, bu artışın hala yeterli olmadığı görülecektir. Birçok üründe ciddi azalmalar gözlenirken yem bitkilerindeki bu artışın temelde iki motoru vardır. Bunlardan ilki aşağıda detaylandırıldığı şekliyle hayvan sayılarındaki artış, ikincisi ise devlet tarafından sağlanan desteklemeler. Ayrıca, istenen ürünlerde devlet eliyle kolaylıkla artış sağlanabileceğinin de kanıtı bu artış.

Hayvansal üretimde sayısal anlamda makul bir artma görülmektedir. Gerek her bir hayvan grubu için sayısal değerler gerekse hayvansal ürünlerin üretiminde (et, süt, yumurta) artış vardır. 2001 yılında 10 milyon civarında olan büyükbaş sayısı 2017 yılında 15 milyona çıkmıştır. Toplam hayvan sayısında ise aynı zaman diliminde (44,5 milyondan 60 milyona) benzeri oranda bir artış söz konusudur. Aynı şekilde et üretimi ile süt ve yumurta üretiminde de ciddi artış görülmektedir. Ancak tüketim alışkanlıklarımızın değişmesi ile birlikte artan oranda hayvansal gıda tüketimi nedeniyle üretimdeki artış talebi karşılamamaktadır. Sonuç olarak hayvansal gıdalarda ciddi bir enflasyon oluşmakta ve gıda fiyatlarının kontrol altında tutulması için ise et ya da canlı hayvan ithalatı yapılmaktadır. Her durumda dışa bağımlılık oluşmaktadır.

Sonuç

Özetlersek, tarımsal üretimde oldukça sorunlu olan iki temel alan tahıl üretimi ile kuru baklagil üretimidir. Toplam nüfus artışına ve tüketim alışkanlıklarındaki artışa rağmen baklagillerde ciddi bir azalma buğdayda ise stabil bir üretim görülmektedir. Bu iki grubun temel mahsuller olduğu, gıda tüketiminde ve Anadolu mutfağında çok önemli yer tuttuğu göz önüne alındığında, bu iki grubun sürdürülebilir ve yeterli oranda üretiminin önemli bir stratejik hedef olması gerektiği oldukça açıktır. Sebze meyve sektörü, ticari anlamda başarılı bir sektör olsa da günlük gıda tüketimindeki yüzdesi ve gıda güvenliği alanındaki etkileri nispeten azdır. Hayvansal üretimde ciddi artışlar sağlanmasına rağmen hala yeterli düzeyde değildir. Dolayısıyla patates, sebze, meyve dışında ülkede tarımsal üretimin hemen her alanında ciddi artışa ihtiyaç vardır.

Bu artışın sağlanabilmesi, tarımsal üretimde yerli üretimin özendirilmesine ve sağlanmasına bağlıdır. Bunun için iki konuda iyileştirmeye ihtiyaç vardır. İlki, devletin yem bitkileri ve hayvancılıkta yaptığı gibi tarımsal üretimin diğer alanlarında da etkin ve yeterli düzeyde teşvik ve destekler sağlaması ve nitelikli üretime öncelik vermesidir. İkincisi ise üniversitelerin (Ziraat/Veteriner/Tarım Teknolojileri Fakültelerinin) ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına bağlı araştırma enstitülerin yeniden yapılandırılmasıdır. Ne üniversiteler ne de araştırma enstitüleri mevcut halleri ile tarımsal AR-GE görevlerini yerine getirme kapasitesine sahiptir. Bunlara ilaveten, Tarım Bakanlığı ve TÜBİTAK daha etkin işbirliği ile tahıl (buğday), kuru baklagil (özellikle de nohut, kuru fasulye ve kırmızı mercimek) ve hayvansal ürünlerde artışı hedefleyen, başarı sağlamış örneklerin analizine dayalı araştırmaları öncelemeli ve desteklemeli.

* TÜİK verilerine göre Nüfus: www.tuik.gov.tr/PreIstatistikTablo.do?istab_id=1590

** Kültür ve turizm bakanlığı istatistikleri: http://yigm.kulturturizm.gov.tr/TR,9854/sinir-giris-cikis-istatistikleri.html

*** Mülteciler Derneği: http://multeciler.org.tr/turkiyedeki-suriyeli-sayisi/

**** Bitkisel ve hayvansal üretim verileri: http://www.tuik.gov.tr/PreTablo.do?alt_id=1001

http://statistics.amis-outlook.org/data/index.html#

https://www.tarim.gov.tr/Konular/Bitkisel-Uretim/Tarla-Ve-Bahce-Bitkileri/Urunler-Ve-Uretim