21 Kasım 2017 07:28

Mustafa Sabri Beşer msbeser@gmail.com

Pedagogsuz çalınan kapı kimlere açılır!?

Türkiye, son yıllarda sağlıktan ulaşıma, ekonomiden sosyal haklara varıncaya kadar büyük adımlara imza attı. Kangrene dönüşmüş yaralar tedavi edilerek şifayab hale getirildi.

Ancak her alanda yapılan yatırımlar, iyileştirmeler ve gelişmeler maalesef eğitim ve kültür-sanat alanında yapılamadı. Bugün ve zannederim yakın gelecekte eğitim ve kültür en büyük problemimiz olmaya devam edecek!

Peki niçin diğer alanlarda yapılan atılımlar, iyileştirilmeler eğitim ve kültür alanında gerçekleştirilemiyor? Eksik olan ne? Ne yapılamıyor?

Bu soruların pek çok cevabı olacaktır. Lakin kanaatimce 1980 yılında yapılan darbe ve sonrasında 1982 yılında yapılan anayasada bir kısmının cevabı yatıyor. 12 Eylül darbesi ile Türkiye’yi ve kurumları yeniden dizayn ettiler. Yeni kurumlar kuruldu, yeni yasalar getirildi ve bazı müesseler kapatıldı.

Türkiye kaygan bir zeminde hayatını idame ettirmeye çalıştı. Kültür ve eğitim alanı yabancı kültürlerin libasını giymiş öz kimliğinden uzaklaşan, yabancılaşan kişilerin misyoner tutumu ile bizim değil başkalarının zemini oldu.

Böyle olmasaydı Abdülmecid Efendi Köşkü’nde sözüm ona kültür-sanat etkinliği adı altında ziyarete açılan koleksiyon sergisi yabancı bir misyonun tezahürü olarak kayıtlara geçebilir miydi?

82 anayasası ile yeni yapılandırmalardan üniversitelerimizde payını aldı. Üniversitelerin yeniden yapılandırılmasında ise vahim bir hata yapıldı.

O zamanlar birçok üniversitede bulunan “Pedagoji” bölümleri kapatılarak yerine “Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık” bölümü açıldı.

Halbuki ikisi aynı şey değildi. “Pedagoji” bir bilim alanıyken “Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık” sadece bir dönemi kapsayan bir alt alandı.

Pedagoji kelime anlamıyla “Çocuk Bilimi” demek. Bir çocuğun doğumundan –hatta daha öncesinden- başlayıp takriben 22 yaşına kadar olan gelişimini inceleyen bir bilim dalı.

“Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık” ise sadece okul çağı çocuklarının gelişimini takip eden bir alan...

Yani darbeciler yaklaşık 20 alandan oluşan bir bilim dalını 1 alana indirgemiş ve belki de bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüğü yapmışlardı.

Çünkü üniversitelerin Pedagoji bölümlerini kapatmakla Türkiye’nin “Pedagogsuz” kalmalarına yol açmışlardı. Ülkemizde maalesef 1982 yılından beri pedagog yetişmiyor. Çünkü üniversitelerimizde böyle bir alan yok ve resmi olarak bu sıfatı taşıyan insanlar da yok. Çocuk terapistleri veya çocuk psikologları maalesef pedagog yokluğuna ilaç olamıyor.

Düşünebiliyor musunuz, ilkokuldan üniversiteye kadar genel anlamda “çocuk” olarak isimlendirilen fertlerin eğitim sisteminin hazırlanması süreçlerinde pedagoglar bulunmuyor.

Bulunması da teknik anlamda mümkün değil çünkü üniversitelerimiz çocukluk döneminin tamamını kapsayan alanlarda pedagog yetiştirmiyor!

Diğer tüm alanlarda büyük atılımlar yapılırken eğitimde ve kültürde dibi görmemizin en büyük sebeplerinden biri de zannımca budur. Eğer eğitim sistemimiz yap-boz tahtasına döndüyse, 2-3 yılda bir sınav sistemi değiştiriyorsak bunu sebebi; eğitim mekanizması içerisinde mutlaka bulunması gereken ve çocuk gelişimi ile ruhundan anlayan uzman insanlar olan pedagogların bulunmamasından kaynaklanmaktadır.

Eğer bu konu üzerinde düşünülmez ve gereken tedbirler ivedilikle alınmazsa eğitim ve kültür konusunda daha çok patinaj yaparız.

Eğitim sistemi içerisine emanet edilmiş bir bireyin “çocuk bilimi-eğitimcisi” ile muhatap olmadan hayata tutunuyor olması gerçek değerlere uzak kalmasına yol açar.

Değerlere uzak kalan yaşamların merkezine başka menfezlerden ışıklar süzülecek, kapımız çalan yabancılara açılacaktır.

Tabii ki pedagogsuzluğun getirmiş olduğu sorunlar belirtmek istediklerimden kat be kat fazladır.

Bu konu bir makalenin satırları arasına sıkıştırılamayacak kadar derin ve önemli bir konudur.

Benim yaptığım sadece konuya yetkililerin dikkatini çekmekten ibarettir.

Sadece buzdağının görünen kısmını işaret ediyorum.

SOSYAL MEDYA TAKİBİ İÇİN