22 Nisan 2018 21:14

Mustafa Sabri Beşer msbeser@gmail.com

Pahom Sendromlu hayatlarımız…

Yine, yeni, yeniden bir yılı geride bıraktık ve yine, yeni ve yineden bir yıla girdik. Bu yıl da geçen yıl yaptığımız gibi daha fazla kazanmaya, daha fazla biriktirmeye, daha fazla şeye sahip olmaya çalışacağız.

Bütün bu koşturmaca içerisinde “Pahom Sendromlu” bir hayat yaşadığımızın farkında değiliz. Hep daha fazlasına sahip olmak isteyen ama sonunda hiçbir şeye sahip olamayan Pahom gibiyiz…

Pahom kim mi?

Anlatayım efendim…

Tolstoy’un “İnsan Ne İle Yaşar” adlı eserindeki bir kahramanın adıdır Pahom...

Pahom, ucuz fiyattan toprak satın almaya çalışan aç gözlü bir Rus’tur. Bir gün Başkurtların çok geniş ve verimli toprakları olduğunu ve kendilerine verilen hediyeler karşılığında bu toprakları sattıklarını duyar.

Hemen hediyelerle dolu bir araba ile Başkurtların bölgesine gider ve önüne gelene hediyeler verir.  Başkurt Türkleri bu cömert Rus’u misafir edip, ağırlarlar. Sabah olur Başkurtların reisi gelir:

- “Sen bize hediyeler verdin. Biz de sana bir hediye vermek isteriz ama senin için değerli olan nedir onu bilmiyoruz. Sana ne versek mutlu olursun”, der.

Pahom, içinden gülümser. “İşte tam sırasıdır,” diye düşünür.  Eliyle dere kenarındaki toprakları gösterir:

- “Oradan biraz toprak verin. İşte o zaman mutlu olurum”, der.

Oradakiler kahkaha ile gülerler.  “İstediğin kadar toprak senin  olsun”, derler. Pahom işi garantiye almak için:

- “Toprağı bana verdiğinize dair senet isterim.”

-"Olur! Sana senet de veririz.”

- “Ben bir çiftlik kurmak istiyorum. Size biraz da para vereceğim ama çok geniş topraklar isterim.”

Oradakiler yine gülerler:

- “İstediğin kadar toprak alabilirsin.”

- “Peki genişliğini nasıl belirleyeceğiz?”

Reis devam eder:

- “Şu küreği eline al, gittiğin yerlere küçük bir çukur aç, akşama kadar gezerek çukur açarak belirlediğin yerin arasındaki topraklar senin olsun. Ancak bir şartımız var: güneş batmadan tam buraya dönmen gerek! Eğer güneş battıktan sonra dönersen bütün paran yanar ve toprakta vermeyiz”, der.

Pahom çok sevinir. Hemen yanına su ve yiyecek alarak yola koyulur. Dereye paralel giderek aralıklarla küçük çukurlar açar. Akşama kadar ne kadar yol gitse bu tarlalar onun olacağı için hem hızlı yürür hem de bu topraklarda yapacağı çiftliği hayal eder.

Öğlene kadar dereye paralel gider ama sol tarafındaki tepelerden birine de işaret koymak ister. “Bu tepede bir ev yaparsam bütün araziyi görürüm. Böylece kimse topraklarıma giremez,” diye düşünür.

Sırılsıklam ter içinde tepeye çıkar ve işaret koyar. Az ileride daha güzel bir yer daha görür ama zaman geçmeye başlamıştır. Pahom, ilerideki o güzel yeri de almak için koşmaya başlar.

O güzel yeri işaretlerken derenin karşı yakasından da bir yer alıp, toprakları için gerekli olan suyu garanti eder. Ancak geciktiğini anlayıp hızlanır.

Göğsü kabarır, nefes almakta zorlanır ama Pahom dayanır. Sonuçta bir gün zorluk çekecek ama sonsuza kadar zengin olacaktır.

Güneş ise dağlara doğru hızla gitmektedir. Pahom koşmaya başlar. Sonunda Başkurt Türklerini sabahki tepenin üstünde toplanarak kendisine baktıklarını görür. Tepenin yarısına vardığında güneş batar.

Son bir hamle ile koşarak tepeye çıkar ve sevinir, çünkü bu tepeden hâlâ güneş görünmekte olduğu için bahsi kazanır.

Başkurt Türkleri alkışlarla kendisini tebrik ederler ancak Pahom nefes alamamaktadır. Oraya yığılır ve ölür…

Pahom’u o tepeye gömerler. Onca geniş araziden aç gözlü Pahom’a tepe üstünde iki metrelik toprak kalmıştır.

Evet, işte aynen aç gözlü Pahom gibi her şeye sahip olmak isteyen, daha zengin olmak isteyen, daha fazla mal sahibi olmak isteyen hayatlar yaşıyoruz.

Oysa ki ihtiyacımız olan sadece iki metrekarelik bir toprak…

Ve bu iki metrekarelik toprağa sahip olmak için ise “Pahom Sendromu” bile yaşamamıza gerek yok!