21 Kasım 2017 07:25

Samet KAVOĞLU sametkavoglu@hotmail.com

Ortadoğu'ya bahar gelir mi?

Mevcut baskı rejimlerine karşı 18 Aralık 2010'da Tunus'ta fitili ateşlenen isyan dalgası, Mısır, Libya, Suriye, Bahreyn, Cezayir, Ürdün, Yemen, Moritanya, Suudi Arabistan, Umman, Irak, Lübnan, Fas, Cibuti, Yeni Sahra gibi birçok ülkede ses getirmiş; mevcut yönetimlerden reform sözü verip, halka yönelik ekonomik iyileştirmeler yapanlar iktidarlarını şimdilik korumayı başarırken, sistemin baskı araçlarını kullanarak ayaklanmaları bastırabileceğini düşünenler, yanıldıklarını en acı şekilde öğrenmişlerdir.

Peki, silahlar susup, tüm bu çalkantılı süreçler sona erdiğinde bu ülkelerde arzulanan şekilde demokratik yönetim anlayışı egemen olabilecek mi? Bu sorunun cevabını ararken dilerseniz Eflatun'un çağlar öncesinden gelen sesine kulak verelim. Aşama aşama gidecek olursak isyan dalgasının başlamasından önceki süreci Eflatun'un gözüyle şöyle okuyabiliriz.

Bütün insanlar, bir mağaranın içinde, birbirine sıkıca bağlanmış olarak, çocukluklarından beri yaşıyor olsunlar. Arkalarında, yüksek bir yerde ateş yansın ve bu insanların gölgelerini, önlerindeki alçak duvara, ellerindeki araçlarla birlikte düşürsün. Bu insanlar başlarını sağa sola çeviremeyecek kadar birbirlerine bağlı iseler, kendilerinin ve bütün nesnelerin gölgelerini, gerçek sanacaklardır.

Eflatun bu sözleriyle dış dünyadan izole, değişimin gerisinde kalan, ellerindeki mevcut kitle iletişim araçları tekeli sayesinde büyük halk kitlelerini maniple etmeyi bugüne kadar başarabilen Ortadoğu ülkelerini tanımlıyor sanki. İkinci aşamaya geldiğimizde ise;   

Şimdi, bunların birisini bilgiyle zincirlerinden kurtaralım, ateşe bakmaya zorlayalım. Önce isteksiz davranacak, ama sonra etrafındaki nesne ve insanları fark edecektir. Sonra onu gün ışığına çıkarırsak, gözleri büsbütün kamaşacak, bu kez, mağaradaki nesne ve insanları da göremez olacaktır. Fakat zorlarsak, gene, önce gölgeleri, sonra insan/nesnelerin sudaki yansılarını, daha sonra da gerçeklerini görmeyi başaracaktır. Daha da çabalarsa, başını gökyüzüne kaldıracak, önce ayı, yıldızları, sonra güneşi görmeyi becerecek ve gördükleri gölgeleri ya da sudaki yansıları değil, asılları olacaktır.

Eflatun'un zincirlerinden kurtulanlar olarak tarif ettikleri, ülkelerinden çıkıp dünyayı gören, okuyup anlamaya çalışan aydınlar olarak düşünüldüğünde bugün ülkelerindeki diktatörlerden kurtulmak için örgütlenen kadrolar daha anlamlı hale gelecektir. Demokrasinin işlediği, ekonomik olarak görece istikrarlı, insan hak ve hürriyetlerinin güvence altına alındığı ülkeleri gören bu aydınlar kendi ülkelerine de aynı aydınlama ışığının gitmesini istemektedir. Bu nedenle de halk ayaklanmalarının başarılı olduğu yerlerde, eski rejim tarafından ülkelerine girişleri yasaklanan pek çok kişi geri dönerek yeni dönemin daha modern bir yapıda kurulması için hareket etmek istemektedir. Değişim hareketlerinin uzun soluklu ve zor süreçler olduğu gerçeği göz önüne alınarak Eflatun'un pesimist olarak tanımlanabilecek tahminlerine bir göz atalım.

Zincirlerinden kurtulup, mağaranın dışına çıkan bireyi tekrar mağaraya dönerek insanları oradan kurtarması için ikna etsek, mağaraya girince, gözleri önce karanlığa alışmakta güçlük çekecektir. Karanlığa alışınca, oradaki insanlara, bildiklerinin hep gölge veya yansı olduğunu, gerçek güzelliğin dışarıda bulunduğunu, onları buradan kurtarmaya geldiğini söylese, oradakiler gülecekler ve 'yukarıya boşu boşuna gitmiş, üstelik de gözlerini bozup dönmüş' diyecekler, onları çözüp kurtarmaya kalksa, onu öldüreceklerdir (Eflatun, 1971: 199-201).

Ortadoğu'da gelişmelere bu gözle bakıldığında görece geri kalmış, monarjik ya da otokratik liderlik anlayışının hüküm sürdüğü ülkelerde iktidar sahipleri değişse bile demokrasinin gelmesi ve yerleşmesi kısa vadede zor gözükmektedir.

Mısır'daki son yıllarda yaşanan gelişmeler de Eflatun'un görüşünü destekler niteliktedir. Bürokratik ve askeri elitlerin eline geçen iktidar yapılanmasında değişen sadece lider olmuştur. Mübarek koltuğundan olurken, iktidara hakim olan Yüksek Askeri Konsey ile kol kola giren Anayasa Mahkemesi, sancılı bir süreç sonunda yapılabilen seçimlerde halkın oylarıyla seçilen parlamentodaki aritmetiği beğenmediğinden olsa gerek, bağımsız vekillerin seçim şeklinin hatalı olduğunu ileri sürerek üyeliklerini düşürmüş ve parlamento feshedilmiştir. Ardından yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan Muhammed Mursi, meclisi tekrar toplamak isterken, Anayasa Mahkemesi bir defa daha devreye girmek suretiyle halkın meşru temsilcileri olan milletvekillerinin önünü kesmiş, Mursi'nin karşı hamle olarak seçime kadar tüm yetkileri kendi üzerinde toplama girişimi Tahrir Meydanı'nı yeniden hareketlendirmiştir. Sonuçta Mısır’ın demokratik yollardan seçilen ilk Cumhurbaşkanı, dış destekli olduğu gelen iktisadi ve siyasi destek açıklamalarıyla belirginlik kazanan askeri darbe sonrası iktidardan uzaklaştırılmıştır.

Muhalefetin baskılandığı, Cumhuriyet Muhafızları Karargâhı önünde açılan ateş sonucu onlarca göstericinin yaşamını kaybettiği, yüzlercesinin de yaralandığı olayları takiben geçiş hükümeti ve anayasa değişikliği formaliteleri yerine getirilerek darbenin başındaki isim olan el-Sisi %47 katılımlı seçimlerde, %96 oy alarak cumhurbaşkanı seçtirilmiştir.

Tüm bu gelişmeler gösteriyor ki, demokrasiye geçiş, bölgenin önde gelen ülkelerinden Mısır'da dahi hiç kolay olmayacaktır. Bölge dikkatle ele alındığında Ortadoğu coğrafyasında benzer senaryoların, farklı aktörler eliyle, aynı sonuçları doğurduğu da gözler önüne serilmektedir.

Özetle Ortadoğu'yu ilerleyen süreçte Eflatunî kaotik bir bahar beklemekte…

Ya güneş gözleri kör edecek ya da aydınlığa alışan gözler özgürlüğü arayacaklar.

Türkiye’ye düşen mi?

Asırlık demokrasi geleneğiyle bu coğrafyanın önünde meşale taşıyıp, yol göstermektir.