20 Kasım 2018 18:48

İsmail GÜZEL iguzel@nestech.net

Operasyon

Dün akşam üstü sevdiğim dostlarımla boğazın o muhteşem görüntüsü eşliğinde, gene sık sık bir araya gelerek gene geleneksel hale getirdiğimiz o koyu ve bir o kadar da keyifli sohbetlerimizin süre geldiği toplantılarımızdan birini daha gerçekleştirdik. Sohbet, çay ve kahve eşliğinde neredeyse gece yarısına kadar sürdü. Ülke gündemimizi meşgul eden ve önemli malum olayları ele aldık... Dolar ve evanjelizm konularını masaya yatırdık... Sohbet her zaman ki gibi Doktor Uğur Hoca’nın (ayrıca İnternet Haber’de yazar) finans analizleriyle başladı. Çok isabetli ve doğru bulduğum analizleri gerçekten ufkumuzu aydınlatır nitelikte. Yine aynı masada dinlemekten son derece keyif aldığımız İlahiyatçı Sami Hoca’dan, evanjelizm ve mehdiyet üzerine ve gene evanjelizmin merkezi haline gelmiş olan “Tanrıyı kıyamete zorlama” fikriyatını ele alıp bizleri bilgilendirdi... Ayrıca masamızda ticaret erbabı Engin Özyenice ve ticarete neredeyse 45 yılını vermiş ve Ticaretin Mentor’u haline gelmiş Erol Aydemir’de, Türkiye’de ticaretin geldiği son durumu ve deneyimlerini bizlerle paylaştı. Serhat ve Selahattin Turan kardeşler de icra ettikleri film yapımcılığı, oyuncu menejerliği ve Türkiye’nin dizi ve sinema sektöründe ki son gelişmeleri bizlerle paylaştı…

Ben ise her zaman ki gibi, Küresel güçlerin dünya üzerinde ki emmeleri üzerine ve ülkemize olan yansımaları hakkında konuştum...

Bir kaç soru ile devam edelim.

1877-78 Osmanlı Rus Savaşında Yeşilköy’e kadar gelen bir güç, Avrupa’nın diğer güçlerinin baskısı ile geri itilirken, neden aynı güçler Birinci Dünya Savaşında karşımızda olmuşlardı?

Kurtuluş Savaşı öncesi çeşitli ülkelerce işgal gerçekleştirilmişken neden bazı bölgelerde savaşmadan çekilmeler olmuş ve savaş Türk-Yunan Savaşı olarak noktalanmıştı?

Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin İkinci Dünya savaşına kadar dünya kamuoyunda saygıdeğer seviyeye getirilmesi çabalarının altında yatan gerçek neden neydi?

Neden Türkiye zaman zaman uluslararası arenalarda yalnız bırakılmakta?

Sınır komşumuz olmadığı halde neden bu ülkeler bazen yanımızda bazen de karşımızdadır?

Bütün bu soruların cevabı tek bir cümlede toplanırsa, buna “Türkiye’nin Jeopolitik Kaderi” demek gerekir.

Bu jeopolitik değerin neticesi özetlenirse ortaya çıkan sonuç şudur;

“Dünya hakimiyetini elinde bulunduranlar ve yahut aday olan güçler ve gene kendi milli çıkarlarını bu güçlerin paralelinde bulan ortakları, dünyanın bu kesiminde kendine yeterli ve güçlü bir ülkenin oluşmasını istememektedir. Aynı güçler dünyanın bu kesiminde tamamen zayıf ve her an karşıt gücün himayesine girebilecek kadar güçsüz bir Türkiye de istememektedirler. O halde bu topraklarda yaşayan millet, her yönü ile, kuvvetlendikçe budanan, zayıfladıkça sulanan bir ağaç misali kendilerince kabul edilen asgari ve azami limitler içinde kalmalıdır.”

Sonuç.

Bugün işte bu minvalde ülkemiz ekonomisine operasyon çekilmekte. Tüm piyonlarını tarumar ettiğimiz ülkelerin patronlarıyla karşı karşıyayız. Mesele sadece Papaz ile sınırlı değil. Onların çizdiği rotadan ayrılmamız, planlarını alt üst ettiğimiz Küresel Sermaye sahiplerinin ve yönettiği ülkelerin tüm planını bozmuş olmamız ve buna ek olarak da “stratejik ortak” dediğimiz ülkeleri suç mahallinde suç üstü sobelememiz. Bu hırsın, bu hırçınlığın, bu cezalandırmanın arkasında yatan yegane sebebler bunlardır...