22 Eylül 2017 18:23

Selman Öğüt selman.ogut@internethaber.com

Onursuz Devlet

  Uluslararası hukukta kullanılan kasıtlı kavramlar var. Haydut devlet, başarısız devlet, zayıf devlet ya da yarı devlet. Hem devletlerin egemen eşitliği ilkesinden bahsedip hem de bazı devletlerin diğerlerini bu şekilde suçlaması ne kadar komik..

  Komedi burada bitmiyor. ‘Kreatif’ doktrinleri ve kavramları ile meşhur ABD kullanıyor bu kavramları çoğunlukla. 2002 konuşmasında Başkan Bush’un şer ekseni kavramını hatırlarız herhalde. Irak, İran ve Kuzey Kore’nin üstüne Suriye, Libya ve Küba’yı da ekliyordu oğul Bush. Kimse de çıkıp demedi ki ‘yahu eğer bir şer ekseninden bahsedeceksek bu ABD, İngiltere ve İsrail olmalıdır!’

  Soğuk Savaşın bitimi ile her geçen gün daha da absürt bir tablo ortaya çıktı.

   İşte yakın zamandan birkaç örnek.

  ABD Arabistan’a 350 milyar dolarlık silah satıyor, Katar’ı da çok üst düzeyde terörün destekçisi ilan ediyor. Ancak bu açıklamadan birkaç hafta sonra Katar’a 12 milyarlık silah satışı yapıyor ve Katar’la ileri düzeyde askeri tatbikat yapacağını açıklıyor. En kalitesiz filmlerde bile bu kadar saçma senaryo görmemişizdir. İşin kötü tarafı bu yaşananlar gerçek..

  Daha da absürdü ABD’nin Dünya’nın her yerinde terörü desteklemesine rağmen teröre savaş açması. İşid’den YPG’ye kadar hemen sınırımızda destekleyip büyüttükleri bir kenara ülkesinde ağırladığı Fetö lideri Gülen başka bir tarafa. ABD terör bağımlısı bir devlet haline geldi. (Keskin sirke küpüne zarar inşallah.)

  Saçmalıklar birbirini kovalıyor sanki. İnsan hakları goygoyculuğunda bir numara olan Avrupa, Türkiye’ye referandumla ilgili heyet gönderip ülkemizi karalıyor. Gelenler AGİT’in üyeleri ve hepsi PKK’lı çıkıyor. Buna rağmen bu rapor dikkate alınıyor. Maalesef sadece Avrupa’da değil Türkiye’de de bazı kesimler tarafından dikkate alınıyor.

  Yetmiyor..

   AP Türkiye Raportörü Kati Piri Türkiye ile üyelik müzakerelerinin askıya alınacağını söylüyor. DW’ye verdiği röportajda da ana sebep olarak referanduma 23 milyon kişi hayır demiş olmasını gösteriyor. Ancak şu istatistikleri hatırlatıyoruz: İngiltere Brexit Referandumu %51.9 Evet, &48.1 Hayır; İsviçre 2014 referandumu %50.3 Evet, %49.7 Hayır; Hırvatistan 2015 Cumhurbaşkanlığı Seçimi %50.74 Evet, %49.26 Hayır; Polonya 2015 Cumhurbaşkanlığı Seçimi %51.55 Evet, %48.45 Hayır; Türkiye 2017 Referandumu %51.4 Evet, %48.6 Hayır. Sizin AB’nize bayıldığımızdan değil de ikiyüzlülüğün de bu kadarına pes diyoruz! (Kati Piri’ye bu istatistikleri twitter üzerinden attım. Utanmadan kuvvetler ayrılığını kaldırdı referandum diyerek küstahlık yaptı. Ben de yalancı olduğunu belirttim.)

  İnsan hakları dersi vermek için her fırsatı değerlendiren Avrupa, Suriyeli mültecilere kapılarını kapatıyor. Hatırlarsanız Merkel, iki sene önce katıldığı bir programda Filistinli bir kızla karşılaşmıştı. Lübnan’daki mülteci kamplarına dönmek istemediğini söyleyerek ağlayan kıza Merkel’in cevabı ‘hepinizi buraya alamayız’ olmuştu.

  Örnekleri arttıralım mı? Darbecileri kollayan Yunanistan’dan İhvan Hareketine terörist diyen Arabistan’a kadar, Ortadoğu’da mezhep katliamı yapan İran’dan Suriye’ye müdahale edilmesin diye Güvenlik Konseyi’nde veto oyu kullanan Rusya’ya kadar tekrardan hatırlatalım mı iki yüzlülükleri?

  Buna rağmen birileri çıkıp haydut devlet, başarısız devlet ya da zayıf devlet gibi ifadeler kullanıyor. Tekrar ediyorum, bu kavramlar sözüm ona bilimsel kavramlar.. Keşke şu ayrımı da kullansalar: ‘Onurlu devlet’ ve ‘onursuz devlet’. Mısır’daki darbeye göz yumanından Suriye’deki insanlık dramına ses çıkarmayanına kadar, bütün hepsi için onursuz devlet nitelemesini kullansak fena mı olur? Türkiye gibi demokrasiden ödün vermeyen, Dünya’nın neresinde olursa olsun demokratik değerlerin savunuculuğunu yapan ve insani krizlerde hep elini taşın altına koyan devletlere de Onurlu Devlet desek nasıl olur?

  Devletlerin namusu yoktur, daimi çıkarları vardır derler. Devletlerin namusu olmadığı için bu kadar acı yaşamadık mı zaten? Kaldı ki bu devlet denilen şeyi senle ben oluşturmuyor muyuz?

  Biz yine de namuslu olalım. Hiç yoktan insani krizlerde elimizi taşın altına koymaya devam edelim. Uluslararası ilişkiler teorisyenleri de ‘bunlar çok idealist politikalar, biraz da realist olmak lazım’ diyerek geviş getirip dursunlar. Hakkın ve haklının yanında olmanın gücü hiçbir silahla sağlanamaz. Çünkü inanmış insandan daha etkili bir silah üretilmemiştir.