22 Ekim 2018 10:57

Selçuk Baymaz selcuk.baymaz

Olmak ya da olmamak, işte Kürt sorunu bu

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, dün “Balıkesir Ekonomi Ödülleri 2015 Töreni”nde Kürt sorunu ile ilgili şaşırtan ifadeler kullandı.

“Kardeşim ne Kürt sorunu ya. Artık böyle bir şey yok. 2005’te Diyarbakır konuşmamda açıkladım. Her etnik unsurun kendine has sorunları var. Dün Roman kardeşlerime de söyledim, Türk’ün de Roman kardeşlerimin de sorunu var, Boşnak’ın da sorunu var, Laz’ın da sorunu var. hepsinin sorunu var… Neyin eksik senin, başbakan çıkardın mı, bakan çıkardın mı çıkardın. TSK da var mısın var, ne istiyorsun daha ne istiyorsun? Allah aşkına bizden farklı neyiniz var, her şeye sahipsiniz. Yol yoktu yolunuzu yaptık, havaalanı yapıyoruz yaptırtmıyorlar. İş adamlarının müteahhitlerinin makinalarını yakıyorlar. E niye yakıyorsun?”

***

Neden şaşırtıcı diyorum?

Çünkü barış süreci ile birlikte geldiğimiz noktada, artık 2000’lerin ilk dönemi geride kaldı.

Kürt sorununa ilişkin siyaset yapmanın pratikleri değişti.

Evet,

Daha önce Kandil’le ya da İmralı’yla yapılan görüşmeler gizli olarak sürdürülüyordu,

Toplumun bundan haberi yoktu,

“Acaba PKK’yla ya da Öcalan’la görüşmeler mi yapılıyor” dedikoduları ortalıkta geziniyordu.

Veyahut Kürt sorununun çözümüne ilişkin meclise getirelen yasal düzenlemelere milliyetçi kesimlerin tepkileri söz konusu olabiliyordu.

Dönemin Başbakan’ı Sayın Erdoğan, işte bu çıkışları absorbe edebilmek adına Balıkesir’de yaptığına benzer demeçler veriyordu.

“Sen 'sorun var' deyip ön kabulle yaklaşıyorsun. Böyle öngörü ile yaklaşırsan, sorunun içindesin demek… Türkiye'de bölgeler ve insanlar arasında herhangi bir ayrım yapmazsan, kardeşçe, el ele 'bir ve beraberiz' dersen problem olur mu? (24 Aralık 2002) ''

Kürt sorunu tabiri bizi ayrımcılığa düşürür". (12 Nisan 2005)”

“Kürt meselesi değil terör meselesi var.(5 Ocak 2007)”

Bir yandan çözüme ilişkin adımlar atılırken diğer yandan milliyetçi oyları kaybetmemek adına amiyane tabirle onların gazını alacak, güvenini tazeleyecek ifadeler kullanılıyordu.

***

Fakat dediğim gibi;

Artık milliyetçi tabana bu şekilde hitap etmenin de bir anlamı kalmadı.

2000’lerin ilk dönem siyaset pratikleri demode oldu.

İmralı ile aleni bir müzakere süreci devam ederken,

HDP ve hükümet yetkilileri ortak yol haritası açıklamışken,

Barış süreci ağır aksak da olsa ilerlerken,

Milliyetçi tabana yönelik bu söylemler inandırıcılığını yitiriyor.

Anlamsız hale geliyor.

Hatta akıllarıyla dalga geçildiği hissiyatı bile yaratıyor.

***

Bir diğer nokta da;

Bu tür söylemler Türk milliyetçisi tabanda merhem niyeti taşırken, bu sefer de Kürt milliyetçileri ve HDP tabanında ciddi bir rahatsızlık uyandırıyor.

Kürt siyasal hareketinin medya organları da bunu bir koz olarak kullanıyor.

“Barış sürecinde samimi değiller, istemiyorlar” gibi yayınlarla kendi kitlelerini psikolojik bir savaşa hazırlıyorlar.

Karşılıklı gerilim birikmesi yaşanıyor.

Yani her iki şekilde de,

şüyuu vukuundan beter bir hal söz konusu oluyor.

Hem Türk milliyetçilerine süreç doğru anlatılamamış oluyor,

Hem de Kürt Siyasal hareketinin tabanıyla bir güven krizi yaşanıyor.