18 Temmuz 2018 15:16

Mustafa Sabri Beşer msbeser@gmail.com

Nobel-Necip Fazıl Ödülleri ve Avuntu Çağının insanları

Toplum olarak maalesef küçük başarılarla avutuyoruz kendimizi. Daha iyisinde, daha güzelinde, daha başarılısında gözümüz ve hedefimiz yok sanki.

Geçtiğimiz günlerde sanal ortamda bir video seyrettim. Video Amerika’da çekilmiş. Muhtemelen Aydınlı olan bir Türk genci efe kıyafetlerini giyerek New York Times Meydanı’na ulaşıyor ve meydanda zeybek oynamaya başlıyor. Bir nevi kültür tanıtımı yani…

Olay güzel olmasının yanı sıra videonun tanıtımında yazanlar beni başka boyutlara aldı götürdü. Şöyle diyordu videonun altında:

-Türkiye’nin gururu genç…

-Egenin iftihar ettiği insan…

-Aydınlıların gurur kaynağı…

Evet, ortada güzel bir olay var, medeni cesaret gösteren bir genç ve bir kültür tanıtımı. Ama cümleler biraz abartılı değil mi?

Oysa başka bir videonun altına şöyle ifadeler yazılsa daha güzel olmaz mıydı?

-Başarılı Türk genci yaptığı büyük buluşla dünyadaki açlık sorununu çözerek gurur kaynağımız oldu…

-İzmir’de yapılan bilimsel çalışmalar sonucu dünyanın enerji ihtiyacını çözen bilim adamları iftihar kaynağımız oldu…

-Erzurum’dan fırlatılan uzay mekiği Mars’a inişini başarıyla tamamlayarak bilimsel incelemelerine başladı…

- Trabzonlu Felsefeci genç Kültür alanında fikri ve şahsi duruşu ile dünya gençlerine şahsiyet ve inançlı duruşun nasıl olduğunu gösterdi…

Evet, bunlar çok daha büyük ve gurur verici olurdu değil mi?

Oysa biz küçük başarılarla adeta kendimizi avutuyoruz. Bir çeşit avuntu çağının insanları olduk.

Bunun son örneğini Nobel Ödüllü bilim adamımız Aziz Sancar’da yaşadık. Aziz Sancar büyük bir başarıya imza atarak Nobel ödülünü kazandı. Biz toplum olarak hemen Aziz Sancar’ın mensubiyeti üzerinden bir jargon geliştirerek onun bu başarısıyla büyük gurur duyduk.

Haklıydık da… Ama es geçtiğimiz bir nokta vardı. Aziz Sancar 20’li yaşlarının başında Amerika’ya taşınmıştı. Bütün ilmi araştırma ve geliştirmeleri Amerikan teknolojisinin ürünüydü.

Yaptığı buluş Türkiye ekonomisine değil Amerikan ekonomisine katkı sağlayacak.     

Toplum olarak bu büyük başarıdan bir “avuntu” olarak Aziz Sancar’ın mensubiyeti üzerinden pay çıkardık kendimize. Ama asıl başarı Aziz Sancarların araştırmalarını bu ülkenin topraklarında, bu ülkenin laboratuarlarında ve bu ülkenin teknolojisiyle yapmakta.

Cuma akşamı Star Gazetesinin 4. kez düzenlemiş olduğu Necîp Fâzıl Ödülleri programına iştirak ettim. Ödül alanlar arasında pek tabi doğası gereği edebiyatçılar ağırlıktaydı. Velakin Saygı Ödülü altında ödülün takdim edildiği isim Teoman Duralı Felsefe Profesörü. Akademik unvanı bu şekilde kayıtlara geçiyor ama müşahhas kişiliği ile aslında bir bilge.

Ve hocaların hocası olarak bilinen bir bilge. 10’dan fazla yabancı dili hakkıyla bilen bir bilge.

Teoman hocamızın bir çağrısına kulak verdiğimizde her şey ayan beyan ortaya çıkıyor; “Biyolojik Soykırım ‘da kılıç artıkları olur, ancak Kültür Soykırımı kesinkes bitirir!"

Millet olarak sanal medya üzerinden hamasi oluşumlar ile avuntu içerisine girmek yerine Teoman Duralı hocamızın kültür hassasiyetinin bilincinde olmak ya da Aziz Sancar hocamızın araştırmalarının vatan toprakları üzerinde ikame edilmiş olması ile birlikte bilim ve ilim için dikkatlerimizi yöneltsek doğru zeminde doğru yerlere geliriz.

Kültür adamlarını sahnede görerek gurur ile avunmak yerine peşlerinden gitsek, teknolojik bilimin gereklerini yerine getirenlere verilen ödül ile avunmak ve gururlanmak yerine araştırmayı tercih ederek şahsiyetimizi oluştursak haklı başarılara atılan imzaların sahipleri oluruz.

Eğer “Avuntu Çağı”nın insanları olmaktan vazgeçmezsek, küçük başarılarla kendimizi avutursak ülke olarak büyük başarılara imza atmamız çok zor.

Eğer böyle devam edersek daha çok Aziz Sancarları yurtdışında Teoman Duralıları sahnede görmek zorunda kalırız.

Parlak beyinlerimizin ülkemizde başarılar kazanmasına temel teşkil edecek ortamları bir an önce hazırlamalıyız.

Kültürüyle, inancıyla, teknolojiyle, bilimiyle, laboratuvarı ve insanıyla bu ülkede yapılacak büyük başarılara imza atmanın zamanı geldi de geçiyor…