22 Eylül 2018 08:41

Göktan AY goktanay57@gmail.com

Milli Eğitim ve Kültür ve Turizm Bakan atamaları nasıl karşılandı?

GÜNCEL: 15 Temmuz'un yıl dönümünde tüm şehitlerimizi rahmetle anıyoruz.

Yeni Başkanlık döneminde atanan tüm bakanları kutluyoruz. İnşallah makamın  zevkine kapılmazlar. Makamın/unvanın bizin insanımızı çok değiştirdiğini sürekli vurguluyoruz. Mesela; “sanatçı” bir unvandır, ama “dekan/müdür v.b.” bir görevdir. 

Montaigne şöyle demiş; “Benim bütün çabam kimseye muhtaç olmadan yaşamaktır! İnsanlar hiçbir şeyimi almazlarsa;”bana çok şey vermiş olurlar”,
Hiçbir kötülük etmezlerse; “yeterince iyilik yapmış sayılırlar”

Görevlere atanmak hizmet için bir yoldur. Ancak, her kişi her işi başaracak demekte doğru değildir. Belediye Başkanı olarak başarılı olanların, Bakan olduğunda (Sn. A.E.Fakıbaba örneği), MV olduğunda Bakan olanların (Sn.İ.N.Şahin, Sn.S.Kılıç örneği) başarısız oldukları bilinmektedir. Demek ki; alanla ilgili görevlere talip olmak başarının ilk şartıdır.

Ayrıca Bakan Sn.Bekir Pakdemirli’nin; görevi süresince hiç kimseye siyasi davranmayacağını, herkese kapısını açacağını, kimin ne derdi varsa çözmeye çalışacağını” söylemesi  halkta karşılığı olan sözlerdir.

Biz sadece Milli Eğitim ve Kültür ve Turizm Bakanı hakkında fikir yürütebiliriz.

Milli Eğitim Bakanlığı’na, eğitimci olan  ve verdiği  seminerlerle tanınan Sn.Prof.Dr. Ziya Selçuk hocanın atanması çok olumlu bulundu. Selçuk hocamla, TTK Başkanı iken, MEB Şurası’nda tanışmıştım. Sonra, Bakan ile (Sn.H.Çelik) anlaşmazlığa düştü ve istifa etmek zorunda kaldı. Kendi rotasını çizdi, özel okullar açtı, seminerler verdi. Kısaca; eğitimden ayrılmadı.

Ülke eğitimi, 15 yıl sonra yine Selçuk hocama döndü, demek ki, doğru olan Bakan değil, Selçuk hocaymış!.. Ancak, yaz-boza dönüşen eğitimin sorunları birikti. Şimdi, bir kesim siyasetçi; bakanın elinin kolunun bağlanacağını, istediği atamalar yapmasına izin verilmeyeceğini, dolayısıyla başarısız olacağını söylerken, halk/eğitimciler  nezninde olumlu bir beklenti var.  FİN Eğitim Sistemi’nin örnek alınmasında yarar görüyoruz.

Selçuk Hocanın; iyi bir kadro ile, öğrencileri/öğretmenleri  ve velileri, içinde bulunduğu ortamdan kurtaracağına inanıyoruz.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’na, bir iş insanı  Sn. Mehmet Ersoy atandı. Elbette turizmci kimliği ile  turizmde hızlı davranabilecektir. Yaptığı işlere bakarsanız, çok başarılı…

Hemen eleştirmek, turizme öncelik verecek, kültür yine kaybetti v.b. yaklaşımlar yanlıştır. Özellikle Cumhuriyet Gazetesi’nin DT ve DOB kapatıldı/lağvedildi haberleri çok yanlıştır. Oysa, bu konuda bir çalışma yoktu, sadece DOB Cumhurbaşkanlığına bağlanmış, DT ise; kanunu hazırlanacak 40 kurumun arasında yer almıştı. Bizler de Kültür Bakanlığı’nın bağımsız olması için uğraştık, ama hiç değilse Milli Eğitim’e bağlanması önlendi.

Sn. Ersoy’dan; ilk icraat olarak sanatçıların (TİP sözleşmesi) özlük haklarında iyileştirme yapmasını ve 3600 olan ek göstergenin 6400’e çıkarılması bekleniyor.

Kısaca, kültür kısmında; etik, çalışkan, üretken, projeci isimlerden bir kadro kurabilirse başarısız olması mümkün değildir.

Büyükelçi İbrahim Kalın; "Önümüzdeki günlerde yapılan çalışmalar çerçevesinde, bakanlıklara üst düzey atamalar yapılacak. Bununla ilgili Bakan arkadaşlarımız, isim çalışmalarını yapıp Sayın Cumhurbaşkanımıza arz edecekler. Kabine toplantısının en önemli vurgularından bir tanesi, hiçbir hız ve vakit kaybetmeden çalışmalara, hizmetlere devam edilmesi." demiş. (Basından/13.07.2018)

Her iki bakanımızın ortak olarak hayata geçirecekleri bir konuda şudur; Sanatçılar TİP Sözleşmesi; (Değişik: 27/07/1993 tarih ve 93/4664 sayılı B.K.K) Sözleşmeli olarak çalışanlara, çalıştıkları günlerle orantılı olarak ( hastalık ve senelik izin süreleri dahil) Ocak, Nisan, Temmuz ve Ekim aylarında ödenmek üzere mali yıl içinde dört aylık ücret ikramiye olarak verilir.Ayrıca, olağanüstü gayret ve çalışmaları sonucunda emsallerine göre başarılı görev yaptıkları tespit edilenlere ilgili Bakanın teklifi ve Başbakanlık Onayı ile iki aylığa kadar (iki aylık dahil) ücret teşvik ikramiyesi olarak verilebilir) Yeni dönemde bu maddede geçen “Başbakanlık onayı” kaldırılırken “Cumhurbaşkanı  onayı” denilmemeli, “ilgili rektör veya İl defterdarı onayı” ile denilerek, üniversite konservatuarlarında teşviklerin 5-6 ay sonra alınmasının önüne geçilmelidir. Böylece Başkan’da, gereksiz formalitelerle uğraşmamış olur. Ayrıca, yukarıda yazdığımız özlük hakları düzeltildiğinde, bu konuda otomatik olarak ortadan kalkmış olacaktır.

Biz, iki bakanımıza da her zaman desteğe hazırız.Yeter ki, ülkemiz kazansın!...