18 Eylül 2018 18:50

Ümit SAMİMİ umitsamimi@gmail.com

Medya mağdurları

8 Temmuz Pazar saat 17:00’de Tekirdağ’ın Çorlu ilçesi Sarılar Mahallesi’nde Uzunköprü-Halkalı seferini yapan , içerisinde 362 yolcu ve 6 persoli bulunan tren devrildi.

Gözlerinizi kapatın ve o tren içerisinde evladınızın, anne ya da babanınızın, kardeşinizin veya herhangi bir yakınınızın yolculuk ettiğini düşünün. Endişe ve merak ile televizyonu açıyorsunuz, Türkiye’nin en çok takip edilen haber kanalları başta olmak üzere neredeyse tüm programlar bu kaza ile ilgili haber paylaşıyorlar. Sunucu “Yolcuların vagonlar arasında sıkıştığı yönünde haberler var” diyerek haberi size aktarıyor. Nefesiniz kesiliyor, inanamıyorsunuz, kanal değiştiriyorsunuz ve açtığınız yayındaki sunucu, “Rayların altında ezilerek hayatını kaybedenler var” diyor. Bir diğeri “Feci şekilde can verdiler” diyor, öbürü “Çok sayıda ölü var” diyor.

Resmi açıklama yok. Bilgiler teyit edilmemiş. Doğru bile olsa, insanların hayatlarını nasıl kaybettiğini medya ne fotoğrafla gösterme hakkına sahip ne de ifade etmeye.

Bir başka vaka üzerinden değerlendirelim aynı konuyu. Cinsel şiddete mağruz kalmış küçük bir kız çocuğu olduğunuzu düşünün. Asla unutamayacağınız, yerine binlerce kere ölmeyi tercih edeceğiniz bir saldıraya uğradığınızı hayal edin. Sırf daha fazla okunmak ve reklam gelirini arttırmak için birileri sizin fotoğraflarınızı, adınızı, soyadınızı, yaşadığınız yeri ve başınızdan geçen olayın tüm ayrıntılarını medyada paylaşıyor. On binlerce insan yaşadıklarınıza ortak oluyor, yorum yapıyor, değerlendirmede bulunuyor. Hatta bazıları 15 yaşındaki kız çocuğunu “İstese kaçabilirdi, orada ne işi varmış” gibi ahlaksızca ithamlarla eleştiriyor.

O küçük kızın durumunu anlamaya çalışın. Adını internette aratan arkadaşlarının ilk karşılaşacağı bilgi sizce ne olacak? İş görüşmelerinde hakkında araştırma yapacak kişiler ilk neyi öğrenecek? Gittiği her yere yaşadığı talihsiz olayı da beraberinde götürecek. Alnında yazıyormuşçasına insanlar neler yaşadığını öğrenecek ve aynı insanlar lüzumsuz bir çok soru soracak. Unutmaya çalışacağı ve zaten unutması neredeyse imkansız olan bir hadise, birilerinin sorumsuzluğu yüzünden her an bir gölge gibi o küçük kızı takip edecek.

Aksi durumlar da söz konusu. Örneğin cinsel şiddet iddiasını medyanın manşetlere taşıması sonrası, halk tarafından taşlanan, evlatlıktan red edilen, sokakta linç edilen kişinin suçsuz olduğu ortaya çıktığında ne sosyal medyadan edilen yüzbinlerce küfür ve hakaret özre dönüştü ne de iftiraya maruz kalan kişinin kaybettiği saygınlığı geri getirilebildi. İşinden oldu, arkadaşları ile arası açıldı, yaşadığı şehri değiştirmek zorunda kaldı, yuvası yıkıldı, eşi kendisinden boşandı, öz kardeşleri ona sırtını döndü ve ailesi dağıldı, evlatlarını göremez oldu.

Neden?

Çünkü teyit edilmemiş bir bilgiyi hatta iftirayı gerçekmiş gibi insanlara sunan sorumsuz bir gazetecinin yaptığı haber yüzünden.

Birinin hayatı alt üst olurken, haberi yapan gazetecinin hayatında hiçbir değişiklik olmuyor.

Biri her şeyini kaybederken, habercinin yüzü dahi kızarmıyor.

Öyle ise haber yapmak bu kadar kolay olmamalı. Basın özgürlüğü bahane edilerek insanların hayatları karartılmamalı. Her özgürlüğün bir sınırı vardır. Başkasına zarar verdiğiniz yerde sizin özgürlüğünüz sona erer. Medyada da böyle olmalı.

Aksi durumlarda devlet ciddi yaptırımlarda bulunmalıdır.

Vesselam.