24 Haziran 2017 08:10

Mustafa Akyol mustafa1

Lisede başörtüsü serbestisi mi?.. Elbette

İktidar yeni bir “açılım”a daha imza attı: Ortaöğretimde başörtüsü serbestisi. Yani, bundan böyle, kız öğrenciler liselere başörtüsü ile gelebilecekler. “Başı açık” olma zorunluluğu bitecek.

Peki bu desteklenmesi gereken bir “özgürlük” hamlesi midir? Yoksa genç kızları zorla örtmek isteyen otoriter zihniyete kazandırılan yeni bir zemin midir?

Bu soruyu cevaplamadan önce hemen şunu belirteyim: Bugün Türkiye’de pek çok “özgürlük sorunu” var. Alevilerin cemevleri ile ilgili haklı taleplerinin karşılanmaması, “zorunlu din dersi” uygulaması, Ekümenik Pakrikhane’nin Ruhban Okulu’nun halen kapalı olması gibi... İktidarın basın ya da gösteri özgürlüğünü ayaklar altına alan tasarrufları ise kitaplara konu olur cinsten.

Dolayısıyla, keşke, tek başına başörtüsüne özgürlük getirmektense, tüm bu alanlara dair açılımlar getirseydi iktidar. Böylece daha ilkeli davranmış, “sadece kendine demokrat” olmamış, dahası toplumsal barışa ve güvene hizmet etmiş olurdu.

Bunların hepsi doğru…

Ama, benim gözümle, “lisede başörtüsü giyme serbestisi” de doğru. Ve tek başına atılmış bir adım da olsa destekliyorum bunu.

 

x x x x

 

Peki ama “14-15 yaşındaki gencecik kızların başörtü giymesi” iyi bir şey mi?

Bu onları izole etmez mi? Aile baskısını meşrulaştırmış olmaz mı?

Bu yönde çok soru ve itiraz var. (Hatta bolca tepki ve öfke de var.)

Ancak bu soru ve itirazların sahiplerine şunu belirtmek isterim.

Lise yaşındaki bir kız öğrenci okula başörtülü GELEBİLMELİ” demek, “lise yaşındaki bir kız öğrenci okula başörtülü GELMELİ” demek değildir. Bunu tavsip etmek, dinen gerekli görmek dahi değildir.

Sadece, ister salt kendi istekleriyle, ister ailelerinin yönlendirmeleriyle olsun, başörtü kullanan genç kızların bunu çıkarmaya zorlanmamalarını savunmaktır.

Ben, 2010 yılında, o zaman köşe yazarı olduğum Star gazetesindeki bir yazımda anlatmıştım bu konuya yaklaşımımı. Bırakın liseyi, ilk okulda bile öğrenci kıyafetine karışılmaması gerektiğini savunmuştum, “Evet ilkokulda bile serbest olmalı” başlıklı o yazıda.

Şuydu dediğim:

“Başörtüsü, üniversite öncesinde de serbest olmalı. 7 yaşındaki bir kız çocuğu bile, eğer ilkokul kapısına örtülü geliyorsa, geri çevrilmemeli.

Peki bunu kız çocuklarının örtünmesini desteklediğim için mi söylüyorum?

Hayır. İslam’da dini sorumluluğun buluğ çağında başladığının farkındayım ve bunun öncesindeki “tesettür”ü dinen gereksiz görüyorum. Dahası pedagojik açıdan da olumlu bulmuyorum.

Ama bunlar benim fikirlerim ve hiçbir aile bunlara uymak zorunda değil. “Çocuğumuz küçük yaştan itibaren tesettüre alışsın, o ruhla büyüsün istiyoruz” diyen bir aileye karışamam. (Hak taleplerini illa siyasi konjonktüre uydurmalarını bekleyip, aksi olunca “sizi gidi provokatörler” diye de kendilerine çıkışamam.)

Laikçi cepheden gelecek itirazı tahmin etmek zor değil: “Ama o zaman o çocukların körpecik beyni muhafazakar dinle yıkanmış olacak!”

Muhtemelen de bunu söylerken aynı çocukların beyinlerinin “çağdaşlık”la, “Atatürk ilke ve devrimleri”yle, “varlığını Türk varlığına armağan etmek”le yıkanmasında, hem de bunun devlet tarafından her çocuğa tek tek yapılmasında hiçbir sakınca görmeyecekler.

Gerçekte ise çocuklar devlete değil ailelerine aittir. Ve her aile çocuğunu kendi inanç ve değerlerine göre yetiştirme hakkına sahiptir. Hindu aile Hinduca, ateist aile ateistçe, Müslüman aile de Müslümanca yetiştirebilir evladını.

Ve bu yetiştirme, muhafazakarlık derecenize göre, “dini kıyafet giydirme”yi de içerebilir.

New York’a her gittiklerinde 5. Cadde’deki şık mağazaları turlayan sevgili Beyaz Türklerimiz, bir zahmet Brooklyn’deki Ortodoks Yahudi mahallelerine de uğrarlarsa biraz aydınlanabilir, “körpecik” Yahudi çocuklarını “kippa” denen takkeleriyle görebilirler.

Ailelerin bu doğal hakkına karışmak, çocukları devletin mülkü gibi görmek ise, totaliter rejimlere has bir iştir.”

 

x x x x

 

Bugün de bu görüşteyim.

Ama şunu da ekleyerek:

Ailelerin çocuklarını zorla muhafazakârlaştırmaya (yahut başka bir forma sokmaya) çalışmalarına da kuşkusuz karşıyım.

Türkiye’de böyle bir eğilim olduğunun, hatta “on yaşında namaza başlamayan çocuğu dövün” diyen ceberrut bir din anlayışının bulunduğunun da farkındayım.

Ama bu anlayışla evvela sivil alanda mücadele etmek, aileleri bilinçlendirmek gerekir. Özgürlükçü din adamlarına ve dini kanaat önderlerine büyük rol düşer bu işte.

Devlet ise, ancak eğer aile çocuğa şiddet uyguluyorsa, ya da onu psikolojik bir travmaya itiyorsa müdahale etmelidir. (Ve o durumda elbette etmelidir. “Child abuse” tehlikesine karşı Batı’da gelişmiş kanunlar ve toplumsal hassasiyet örnek alınmalıdır.)

Buna karşılık bir çocuğu kendi değerlerine göre yetiştirmek de her ailenin hakkıdır.

Bu mantıkla “lisede başörtü serbestisi”ni destekliyorum. Bunun, çok mutaassıp yörelerde yaşanan “kız çocuğunu okutmama” sorununa olumlu bir katkı sağlamasını dahi umuyorum.

Ancak bu serbestiyi getiren de iktidardan da, sadece kendi tabanının değil, diğer toplumsal kesimlerin özgürlük taleplerine de bir an önce kulak vermesini istiyorum.