21 Kasım 2017 07:11

Samet KAVOĞLU sametkavoglu@hotmail.com

Kim dinler bu masalları!

Küresel ölçekte yaklaşık 300 milyon insanın istihdam edildiği, daha net ifade etmek gerekirse çalışan nüfusun 16'da birinin çalışma alanı olarak seçtiği turizm, yatırımcılar açısından bakıldığında tüm sermaye yatırımları içerisinde kârlılık ve sürdürülebilirlik bakımından avantajları nedeniyle % 7 düzeyinde pay almayı başaran önemli bir sektör...

Yeraltı kaynakları bakımından bölge ülkelerine oranla görece yetersiz olan ülkemizde de istihdama katkısı, önemli oranda döviz girdisi sağlaması ve yan sektörleriyle birlikte yarattığı yüksek oranlı katma değer nedeniyle önemi yadsınamayacak sektörlerin başında yer alıyor.

TÜRSAB’ın verilerine göre de ülkemizin en dinamik ve hızlı gelişen sektörlerden olan turizmden 2015 yılında elde edilen gelirlerin GSMH'nin % 6,2'sine denk geldiği; ihracata oranının da 21,9 düzeyinde gerçekleştiği görülmektedir. 2016’da konjonktürün de etkisiyle belirli bir düşüş yaşansa da 2017 verileri yukarı yönlü hareketi işaret ediyor.

İfade edilen önemi nedeniyle 1962 yılından beri 5 yıllık kalkınma planları ile vizyonu çizilen sektörde, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanan 2007-2013 Turizm Eylem Planında öngörülen rakamlar ve karşılanma oranlarına bakmakta yarar vardır. Bakanlık, plan dahilinde 2013 yılında 1,5 milyon yatak kapasitesine, 40 milyonun üzerinde turiste, yaklaşık 50 milyar dolar dış turizm gelirine ve 1000 $ turist başına harcamaya erişmeyi hedeflemişti.

Gelinen nokta itibariyle açıklanan rakamlara bakıldığında ise 2015 yılında 32 milyar dolar civarında turizm geliri, 42 milyon turist ve turist başına 756 $ harcama rakamına erişilebildiği; 2016 yılında Rusya’yla yaşanan kriz başta olmak üzere çeşitli bölgesel riskler paralelinde turizm gelirinin 22 milyar dolar, turist sayısının 32 milyon, turist başına harcama rakamının da 705 $ seviyesinde gerçekleştiği görülmektedir. Turizm işletme belgeli tesisler ile turizm yatırım belgeli tesisler toplamında ise 1,1 milyonu aşan yatak kapasitesine ulaşılmış olmakla birlikte resmî veriler ışığında hedefe yaklaşıldığı fakat henüz gerçekleştirilemediği görülmektedir.

Bu noktada şunu belirtmek gerekir ki, her yıl istikrarlı büyüyen turizm geliri ve artan turist sayısı dikkate değer bir başarıdır ve bu noktada Sezar'ın hakkını Sezar'a vermek gerekir. Diğer taraftan Rusya’yla bu yıl itibariyle normalleşmeye çalışan ilişkiler turizme olumlu şekilde yansırken, Almanya’yla yaşanan gerilimin de sektörü bir miktar zorlayacağı ve hedeften sapmaya yol açma riski olduğu ifade edilmelidir. Yazının amacı da bağcıyı dövmek değil, turizm potansiyelini arttırabilecek yol ve yöntemler konusunda alternatif fikirler sunarak, sektörel paydaşlar arasında beyin fırtınası yaratabilmeyi sağlamaktır.

Sektörün gelişimine ve gelinen noktaya kısaca değindikten sonra, yazının başlığında yer alan "masal" kavramını özlüce açmanın ve turizmde masalın yeri ve önemine dair örnekler sunmanın zamanı gelmiştir.

Dünyada son trendler dikkatle incelendiğinde en önemli turistik aktivitenin kültür turizmi olduğu görülmektedir. Küresel ölçekte en çok turist çeken destinasyonlar incelendiğinde de deniz, kum ve güneş (DKG) üçlüsüne bağlı turizm merkezlerinden daha büyük ölçüde, kültür turizmine dayalı alanlara yönelim artmıştır. Bunlar içerisinde de masalsı temaları olan destinasyonlar özellikle öne çıkmaktadır. Örneğin Venedik'e gidildiğinde eşsiz mimarinin, kanalların ve gondolların yanı sıra gerçekliği oldukça tartışmalı, masalsı yanı çok güçlü olan "maske" pazarlaması görürsünüz. Ortaçağ'da veba hastalığı nedeniyle insanların yüzlerinde yaralar olmaya başlayınca, bu maskelerin üretildiği ve bunun daha sonraları estetik bir hâl aldığı şeklindeki anlatımlarla bölge ekonomisi için önemli bir hediyelik unsur ve tatilden dönen turistler için akılda kalıcı güzel bir anı yaratılmaktadır. Benzer şekilde Roma, turistik çekicilik için gladyatör imgesini; Mısır, Piramitlerin gizemini ve Firavun öykülerini; Hindistan "Incredible Indai" sloganıyla Hint Masallarının egzotizmini kullanırken, ülkemizde kültürel manada kullanılabilecek derya kadar değer olmakla birlikte, turizm pastasından en büyük payı Ege ve Akdeniz sahillerimizle sınırlı olan DKG üçlüsüne dayalı en temel turizm faaliyeti almaktadır.

Oysa dünyada ilk madeni parayı bulan Lidyalılar Ege Bölgesi'nde, dünyanın eşitlik ilkesine dayalı ilk yazılı barış antlaşmasını imzalayan Hititler İç Anadolu'da, dünyaca ünlü savaşçı kadınlar olan Amazonlar da Karadeniz kıyılarında yaşamıştır ve turistik manada kullanılabilecek güzel "masallar" yaratmak için çok sayıda ilgi çekici değere sahiplerdir. Selçuklu ve Osmanlı ise tüm ihtişamıyla Anadolu’nun çoğu noktasında görünür olup üzerindeki tozun kaldırılmasını beklemektedir. Bu değerler ortaya çıkarılıp, daha iyi pazarlanabilirse kalkınma planlarındaki hedeflere ulaşmak daha da kolaylaşacak ve turizm ülke sathına yayılacaktır.

Zira DKG'ye dayalı turizm pazarlamasında fiyat duyarlılığı çok fazladır ve havalimanında inip, doğruca otellerine giden turistlerin bölge ekonomisine katkısı düşük olmakla birlikte, ülkelerine döndüklerinde anlatabilecekleri dikkate değer anıları da olmamaktadır. Kültür turlarına katılan turistler ise anlatılabilir daha fazla anıyla dolu olduklarından ülke tanıtımı için gönüllü elçiler olmaktadır.

Günümüz dünyasında reklam bombardımanı altında olan bireyler için satın alma tercihlerinde yakın çevrelerinden edindikleri bilgilerin çok daha etkili olduğu düşünüldüğünde, onlarca uygarlığın asırlar içerisinde bu topraklara kattıkları değerlerin kıymetini bilip, gönüllü elçilerin anlatabilecekleri öyküler tez elden kaleme alınmalıdır.

 

Ezcümle…

 

Bir varmış, bir yokmuş…