21 Kasım 2017 07:09

Mustafa Sabri Beşer msbeser@gmail.com

Ilımlı İslam, kadınsı mı?

Din düşmanlığı ile meşhur Abdullah Cevdet’e akıl veren bir Fransız düşünür şu tavsiyelerde bulunur: “Kur’an’ı kapat. Onu hayatın her alanından sök, kaldır, yasakla. Kadınları ise aç! Onların sinelerindeki hayâyı tesettürle beraber çıkar. Oraya iffetsizliğin tohumlarını ek. Tesettür hayâ elbisesi olup takva elbisesini muhafaza eden bir kalkandır buna dikkat et! Biliyorsun, bizden ders aldın bizim dinimizce (kapitalizm) kalkınma/ilerleme paraya, ekonomiye bağlı bir durum. Makineleşmeyle beraber işgücüne olan ihtiyaç azaldı. Sadece makinenin yanında durup ürünleri sıraya koyma gibi işlerde insana ihtiyaç var. Birinci Dünya Savaşı neticesinde de erkek sayısı az olduğundan dolayı çalışan erkeklerin maaşları da yüksek oluyor. Haliyle eğer kadını açıp, hayâsızlaştırırsan onlardan her türlü faydalanabilirsin.

Şimdilerde bir “Ilımlı İslam” furyasıdır gidiyor. En son Suudi Arabistan’ın “Ilımlı İslam”a dönüş yapılacağı açıklaması tüm İslam dünyasının gündemine bütün ağırlığı ile oturdu.

Suudi Arabistan’ın Ilımlı İslam adına yaptığı ilk icraatlar ise oldukça enteresan: Kadınların stadyumlara girebilmesine izin verilmesi. Suudi Arabistan’ın Ilımlı İslam adına yaptığı diğer icraatlarda kadın odaklı: Kadınlara araba kullanılmasına izin verilmesi, kadınların kafe ve sinemaya gitmesine izin verilmesi.

Zaman değişiyor ama İslam üzerinde oynanan oyunlar değişmiyor.

Yaklaşık yüz yıl önce Abdullah Cevdet’e yapılan tavsiyeler ile Suudi Arabistan’ın bugün uygulamaya soktuğu icraatlar arasındaki benzerlik eminim sizin de dikkatinizi çekmiştir.

Ilımlı İslam bir batı projesi ve dün olduğu gibi bugün de kadınlar üzerinden yürütülüyor. Cumhuriyetin ilk yıllarında kadınlara yönelik güya özgürlük hareketleri de boşuna değildi.

Eğer İslam’a zarar vermek istiyorsanız bunu yapabileceğiniz en tesirli yol kadın üzerinden gitmek. 

Maalesef geçmişte bunda başarılı oldular. Başarılı oldukları için Ilımlı İslam’ın bugünkü versiyonunda da yine kadınlar üzerinden gidiyorlar ve gidecekler.

Önce Bosna Hersek’te sonrasında ise Suriye’de bunu gördük. Evet belki kadınlar bütünüyle onların istediği şekilde açılmadı. Lakin onlar bu süreçte bir şeyi fark ettiler.

Kadını Tesettür Modası furyası ile istedikleri şekile sokabileceklerini anladılar. Alladılar, pulladılar başlarını açmadan arzu etmiş oldukları açıklığı kadınların sinesine ve zihnine yerleştirdiler.

Son yıllarda Türkiye’de de bunu müşahede edebiliyoruz artık fazlasıyla.

Kadını her alanda görebiliyoruz başındaki renkli örtüsü ile. Bistro kafelerde, eğlence merkezlerinde, mahremiyetin ayaklar altına alındığı bütün alanlarda başındaki örtüsü, yüzündeki boyası, modavari giyim tarzı ile görebiliyoruz.

Ilımlı İslam modeline çoktan yenik düşmüşüz. Kadın üzerinden başlatılan bu süreç önce bize değerimizi değersizleştirerek yaptırıldı.

Şimdi ise; Suudi’de de ABD'nin füze gürültüsü eşliğinde start almıştır!
Muhtemelen önce demokrasi adı altında kadına dokunarak ılımlaştıracaklar!

Yakında başta Suudi Arabistan olmak üzere diğer İslam ülkelerinde de kadınlara yönelik batı tandanslı çalışmalar görürseniz şaşırmayın.

Çünkü anlaşılmıştır ki Ilımlı İslam kadınsıdır

GELİN BU OYUNU BOZALIM…

Batının bu oyununa karşı çare ne peki?

Ne yapmalı ki batının “Kur’anı kapa, kadını ise aç” formülünün önüne geçilebilsin?

Zehir’in panzehri de kendi cinsindendir. Madem onlar İslam’ı kadın üzerinden yıkmaya çalışıyorlar biz de bu yıkılma ve deforme olmayı kadınla telafi edelim. Kadını asli vazifesine eş ve anne olmaya yönelik çalışmaları hızlandırmamız lazım.

Kadın bir incidir. Eğer onu ortalığa saçarsanız değersizleşir, saklarsanız değer kazanır. Nasıl ki inciler bir istiridye kabuğunun içinde değer kazanır kadın da evinde bir eş ve anne olduğu sürece değerlidir.

Kadını açılıp saçılması değil, kendini muhafaza altına alması değer kazandırır.

Batı’nın kadın üzerinden yürüttüğü Ilımlı İslam projesinin akamete uğraması için başta toplum olmak üzere devlete büyük görevler düşmektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığı ve Kadın ve Aile Bakanlığı üzerinden yürütülecek çalışmalarla Batı’nın bu menfur planları filizlenmeden yok edilebilir.

Sivil toplum kuruluşları da bu süreçte kendisine gönül vermiş insanları bilinçlendirmek suretiyle bu sürece katkıda bulunabilir kanaatindeyim.

SOSYAL MEDYA TAKİBİ İÇİN