21 Temmuz 2017 13:39

Selman Öğüt selman.ogut@internethaber.com

Her 'Şey' İçin Adalet

Adalet mülkün temelidir demiş Hz. Ömer. Neyi murad ettiğini kaç kişi anladı acaba?

Adalet varoluşun temelidir diyor aslında Hz. Ömer. Mülk kelimesi bütün varoluşu kastediyor aslında. Çünkü Yüce Allah’ın sıfatlarından biri de Malik el-Mülk: Kainatın, bütün varlık aleminin tek sahibi anlamına geliyor. Yani varoluşun sahibi.

İşte adalet bu varoluşun temelidir diyor adaleti ile meşhur halife. Yani adalet olmazsa hiç birimiz ol(a)mayız, hiçbir şey ol(a)maz. Kısacası adalet her ‘şey’ içindir.

Çok felsefi bir konu aslında adaletin mülkle olan ilişkisi. Hoş, zaten hukuk ile muhakeme siyam ikizleri gibidir de bizim hukukçuların kahir ekseriyeti hukukçu olmakla kanun teknikeri olmayı ayırt edememişlerdir. Bu daha derin bir mesele..

Adaletin varoluşun temeli olduğunu ulemanın şu tespitinden de anlıyoruz: ‘Allah (c.c.) Hazretleri küfrü cezalandırmayı ertelese de zulmü cezalandırmayı ertelemez.’ Zira Yüce Kitabımızda bize ulaşan ibretlik helak olma örneklerinde hep zulüm vardır. Allah o kavimleri kendilerine ve birbirlerine zulmetmeleri yüzünden helak etmiştir. Ancak dikkat edelim ki helaka sebebiyet veren zulüm karşı tarafı da kapsar. Yani kişinin sadece kendi nefsine yönelik olan zulmünden daha büyük ve daha kapsamlıdır helaka sebebiyet verenler.

Bütün bunları niye anlatıyorum?

Suriyeli genç bir anne 10 aylık bebeğiyle katledildi iki gün önce. Üstelik hamileydi. Yine ah vah çektik.. Lakin etkin bir çözüm önerisi getirdik mi, getirebildik mi?

Irmak bebek geldi aklıma. 4 yaşındaydı. Birkaç ay önce tecavüze uğradıktan sonra katledildi. Özgecanlar, Münevverler.. İçim daraldı, kalbim sıkıştı..

Ve en kötüsü toplumun bir kesiminin bu haberlere alışmaya başladığını fark ettik. Kabul edilmiş bir çaresizlik hali içinde olduğumuz çok açık.

Ne güzel tanımdır şu: Zulüm bir şeyi yerinden etmek, adalet ise bir şeyin hakkını vermektir. Emani 20 yaşında gencecik bir anneydi, hayat doluydu, iki bebeğinin hayat kaynağıydı. Caniler onu yerinden etti. Peki yerinden edenin hakkı verildi mi? Tabii ki hayır.

Daha önce de belirttiğim gibi, PKK’lısından DHKP-C’lisine, FETÖ’cüsünden tecavüzcüsüne kadar her ‘kayganlaştırılmış zeminde’ insan haklarından bahsedeceksiniz, ancak en ihtiyaç duyulduğu anda hakkı teslim etmeyeceksiniz. Pes doğrusu!

İdam tartışmaları her açıldığında ‘ama Avrupa Konseyi kızar sonra’ muhabbeti yapanlar ve demokratik devlet olmanın temel şartı diye insan haklarını ortaya koyanlar uluslararası hukuktan ne kadar anlıyorlar? Uluslararası hukuku geçtim, hukuktan ne kadar anlıyorlar acaba?

Avrupa-merkezci post-kolonyal sistemin koruyucusu olan hakim uluslararası hukuk dayatmaları kendi içinde tutarsızdır aslında. Kendi kendini yalanlar gerek düzenlemelere gerek uygulamalara bakıldığında.

 Hem insan hakları demokrasinin temelidir diyerek Avrupa-merkezci insan haklarını dayatacak hem de demokratik devlet olmanın en temel şartı olan halkın iradesine saygı duymayı reddedeceksiniz. Bu ne ikiyüzlülük! Hani halkın iradesine saygı duyuluyordu, hani halk isterse monarşiyi cumhuriyet cumhuriyeti monarşi yapıyordu. Bu nasıl bir tutarsızlık!

Eşcinsel evliliğin yasallaştırılması talebinin tecavüzcüye idam talebinden daha fazla meşruiyet kazandığı bir Dünyada yaşamak ne kadar acı!

Bir hukukçu olarak en takık olduğum hususlardan biridir idam cezası. Ancak bu zamana kadar bize yapılan uluslararası dayatmalar yüzünden konuşulamıyordu. Tamam, biliyorum, AK Parti kaldırdı idam cezasını. Uyum yasaları çerçevesinde gerçekleştirmesi gereken bir prosedürdü. Başka seçeneği yoktu. Şimdi ise kral çıplak demekten hiç vazgeçmeyen Erdoğan ‘milletim isterse tekrar olur’ diyor. Milletin istediği kesin de global mahalle baskısı ensemizde.

Emani Türkiye’ye eman bulmak için geldi ama malesef mezar buldu. Bu da hepimizin içini acıtıyor. Biz onlara muhacir dedik, kardeş dedik, mazlum dedik. Ancak iki adet cani hepimizi perişan etti. Hiç yoktan adalet diyoruz şimdi de. Hiç yoktan bir şeye hakkını verme düsturunu gerçekleştirelim diyoruz. O da olmuyor, olamıyor. Sonuçta varoluşumuzun temeli olan adalet tesis etmiyor, ettirilemiyor.

Ancak merak etmeyin. Küfür baki olsa da zulüm baki değildir. Hakikatin üstünü belirli mecralarda belirsiz şekillerde örtseniz de hakikati ortadan kaldıramazsınız. Elbet bir gün tecavüzcüler, caniler, halka kurşun sıkan darbeciler için de halkın talepleri dikkate alınır. Çünkü Cumhurbaşkanımızın da sürekli belirttiği üzere zulüm ile abad olunmaz.

Buradan yetkililerimize sesleniyorum: Suriyeli anne Emani’nin hiç yoktan ismi yaşatılsın. Bir kuruma, caddeye ya da parka ismi verilsin.

Biz o üçünü hakikaten kalbimize gömdük. Çünkü kalbimizde derin bir yara açıldı..

Not: KADEM dışında kaç kadın derneği ya da kadın kolları temsilciliği katliama tepki gösterdi ivedi şekilde? Mazlumun dini, dili ya da milliyeti mi var acaba birileri için? Utanma belasına yerinizden hiç kalkmayın lütfen. Kimin kadına, kimin de kafasındaki imajın tezahürlerine değer verdiği anlaşılıyor. Yine çok aydınlattınız bizi..