21 Kasım 2017 07:28

Mustafa Sabri Beşer msbeser@gmail.com

Her kardeş aynı anne babadan olmaz…

“Bu çocuk abisine hiç çekmemiş. Huyları hiç benzemiyor”,

“Kardeşin çok uslu ama sen hep yaramazlık yapıyorsun”,

“Bu çocuk diğer kardeşlerine hiç benzemiyor, ayrı bir dünyada yaşıyor”.

Bu ve benzeri sözleri sıklıkla duyarız çevremizde, ailemizde, toplumumuzda. Hani haksız da değillerdir.

Gerçekten de kardeşler arasında gerek karakter gerekse huyları açısından büyük farklılıklar olabiliyor. Hâlbuki hepsi de aynı anne babanın çocukları. Öyleyse bu farklar ve benzeşmemeler neden kaynaklanıyor?

Genelde ilk çocuklar anne babaların acemilik dönemlerine rastlar. Yeni bir hayat kurmuş çiftler daha yeni şartlara tam adapte olamadan çocuk sahibi olurlar.

Daha çiftler hayatın bütün cilveleri ile tanışmamışken, birbirlerini tanıyamamışken hayata küçük yeni bireyler getirirler. İlk kez bir çocuk alıyorlardır ellerine. Küçük eve kattığı mutluluk, yaşattığı heyecan ise büyük.

Tüm ilkleri ve acemilikleri o çocuk üzerinde yaşarlar. Çocuk yetiştirmeyi yaşayarak, hatalar yaparak öğrenirler. Genellikle ilk çocuk olması hasebiyle aşırı ilgiden dolayı da ya şımarık olarak yetiştirirler çocuklarını ya da acemilikten mülhem yetiştirememekten dolayı disipline edemezler.

Devreye bir de torun sevmek için sırada bekleyen büyükanne ve büyükbabalar girince çocuklar adeta bir deneme-yanılma tahtasına dönerler.

Anne-baba yani çiftlerin yaşı ilerlemeye, topluma daha fazla katılmaya, sosyal hayat değişikliklerine ayak uydurmaya yani kısacası hayata dair tecrübeleri de artarak kamil olma yolunda adım atmaya başlarlar.

İkinci çocukta anne babalar daha hazırlıklıdır. Hem yeni hayatlarını bir düzene koymuşlar hem de artık daha tecrübelilerdir. İlk çocukta yaptıkları hatalarını yapmamaya özen gösterirler.

Büyükanne ve büyükbabalar da hem torun sevme meraklarını gidermişler hem onlar da daha tecrübeli hale gelmişlerdir.

Üçüncü çocuk dönemi ise artık çiftlerin tekamül yaşlarının olgunlaşmaya namzet yıllarına denk gelir. İlk çocuktaki acemilik ve ilk çocuk olması hasebi ile amatörce yetiştirme tarzı ve beraberinde sevgi yüklü davranışlar içerisine gireceğim diye kamil sevgiyi yansıtamamalar.

İkinci çocukta acemilikten bir nebze kurtulmuş olan çiftler biraz daha sevgi ve ilgi ile yaklaşmayı denerlerse de mutlak sevgi ya üçüncü ya da sonraki çocuklarda tezahür eder.

Dolayısı ile kardeşler arasında hem yetiştirilme tarzından kaynaklanan hem de ilgi ve alakadan kaynaklanan karakter değişiklikleri oluşur.

İşte bu sebeptendir ki yazının başında zikrettiğimiz cümleleri duyarız. Deneme-yanılma tahtasına dönen çocukların aynı anne-babadan olması sıkça duyulan bu serzeniş cümlelerinden kurtaracaktır bizi.

İMAM NİKÂHI OKULA DÖNÜŞSÜN

Geçtiğimiz aylarda hararetle tartıştığımız müftülerin nikâh kıyma konusu tam da bu noktada bir fırsata dönüştürülebilir.

Müftülükler birer evlilik okuluna dönüştürülerek yeni bir hayata atılmaya ve büyük sorumluluklar alacak olan gençleri eğiterek aile olmaya hazırlayabilir.

Böylece sadece bir merasimden ve adeta takı takma şovuna dönüşen nikâh törenleri bir okula dönüştürülebilir.

Müftülükler evlenmek için nikâh müracaatında bulunan gençleri muayyen bir süre eğitime tabii tuttuktan sonra nikahlarını gerçekleştirebilir. Bu seminer ve kurslar gerek müftülüklerde gerekse camilerde düzenlenerek buralar adeta birer eğitim yuvası haline dönüştürülebilir.

Evlenecek gençler bu kurslarda edindikleri bilgilerle gerek yuva sorumluluğuna, gerekse çocuk sahibi olma sorumluluğuna hazırlanırlar.

Tecrübesizliğin getireceği vahim hataları yapmayarak gerek evliliklerini devam ettirmede gerekse çocuklarını yetiştirmede daha bilgili hale gelebilirler.

Müftülüklerin bünyesinde hizmet edecek uzman psikolog ve pedagog nezaretinde gerçekleştirilebilecek bu eğitim süreci yeni nesillerin bilinçli yetişme ve yetiştirilmesine olanak sağlayacaktır.  

Müftülüklerde verilecek bu hizmet ve eğitim nihayetinde kardeşlerin anne-babaları bir olacak ve kardeşler bütünüyle kardeş olacaktır.

SOSYAL MEDYA TAKİBİ İÇİN