19 Ekim 2017 19:13

Ruşen Çakır r.çakır

Habere ulaşmada tercih edilen ilk mecra

        Her ne kadar gazeteciliğe 1985 yılında, dönemin en yenilikçi yayınlarından olan Nokta dergisinde başlamış olsam da kendimi geleneksel medyanın has bir evladı olarak görürüm. Gazeteciliğe yeni bir soluk getirme iddiasıyla yola çıkan benim kuşağımın gazetecileri kısa süre içinde pes edip muhafazakârlaştık ve yeniliğin hep aynı kalıplar içerisinde kalıp, sadece içeriği değiştirtirmekle mümkün olduğu yanılgısına kapıldık. Öyle ki 1990 başlarında ortaya çıkan özel televizyon kanallarında habercilik yapmayı tercih eden meslektaşlarımızı bile küçümsedik.

****

       Benzer bir şekilde benim kuşağım, internet devrimini de anlamakta epey zorlandı, sonradan “sosyal medya” adını alacak olan olgunun, haberleşmede birinci sırayı alacağını ve diğer mecraları yıkıp geçeceğini öngörmedi veya kabullenmek istemedi.
Bu nedenle, birbiri peşisıra ortaya çıkan habercilik yapma iddiasındaki bazı internet sitelerinin yine büyük bir hızla ortadan kaybolmaları, benim kuşağım tarafından keyifle izlendi. Halbuki bu tür iniş çıkışlar son derece doğaldı.
      Nitekim kısa bir süre sonra işler rayına oturdu ve benim kuşağımın da dahil olduğu, bu ülkede habercilik yapma iddiasındaki hemen hemen herkesin habere ulaşmada tercih ettiği ilk mecra internet oldu.

****

      Bunun nedenlerine bakacak olursak öncelikle bir meslek olarak gazeteciliğin can çekiştiğini vurgulamak lazım. Sadece Türkiye’ye özgü olmayan bu durumun içiçe geçmiş sayısız nedeni var. Tabii ki akla ilk olarak medya sahipleri ile siyasi iktidarlar ve ekonomik güç sahipleri (reklamverenler) arasındaki ilişkiler, sansür, otosansür gibi konular geliyor. Ardından yeni iletişim teknolojilerini sonuna kadar kullanan sosyal medyanın haber ve yoruma daha hızlı, daha çabuk ve daha özgür bir şekilde ulaşılmasını sağlaması ve bu yönüyle geleneksel medyayı hayli zorlaması geliyor.

      Sosyal medya ortamının sunduğu en önemli imkanlardan biri, vatandaşları bundan böyle haber ve yorumun sadece tüketicisi olmaktan çıkarmasıdır. Sosyal medyayla birlikte internete erişme imkanı olan herkes herhangi bir konuyu haberleştirme, bunların görsel malzemelerini başkalarının paylaşımına sunma, akan haberleri yorumlama ve süren tartışmalara aktif olarak katılma imkanına sahip.

     Tabii bunun bir de olumsuz yönü mevcut: Vatandaşın haber-yorum ağına bu şekilde aktif olarak katılır olmasıyla haberin deformasyonuna, buna bağlı olarak dezenformasyon, manipülasyon gibi risklere de son derece elverişli bir zemin ortaya çıkıyor. Öncelikle gazeteciliğin temelini oluşturan (son dönemde ülkemizde yaşananlara bakılırsa “oluşturması gereken” demek daha doğru olabilir) haberi kaynağından doğrulatmak, haberi birden fazla kaynaktan kontrol etmek, haberin olabildiğince tüm unsurlarını kullanmak gibi ilkeler sosyal medya ortamında kolaylıkla berhava olabiliyor.

     Bu arada geleneksel medyanın da, sosyal medyaya ayak uydurma telaşıyla eskisi kadar titiz ve dikkatli davran(a)madığını gözlüyoruz.

     Bir diğer sorunlu alansa sosyal medyanın denetimi. Devletler, hatta ekonomik güç sahiplerin geniş ölçüde sosyal medyayı denetleme imkanına sahipler. Buna karşılık sivil toplumun bu konuda büyük ölçüde çaresiz olduğunu görüyoruz. Örneğin her türden ırkçı, ayrımcı, kışkırtıcı haber görünümlü manipülasyonlar ve görüşler sosyal medya üzerinden hızla ve geniş bir şekilde yayılıyor. Bu konuda ülkemizden bir çırpıda sayısız örnek verebiliriz. İşin acısı, özellikle ırkçı-ayrımcı kişilerin kimliklerini bile gizlemeye ihtiyaç duymuyor olmaları hatta bu sayede daha da popüler oluyorlar.

    Türkiye’de son dönemde değişik nedenlerle işlerini kaybeden çok sayıda gazeteci var ve bunlardan mesleğini sürdürmek isteyenler büyük ölçüde sosyal medyaya yöneliyor. Onların bu çabalarını desteklememiz ve kendilerini tebrik etmemiz gerekiyor. Ne var ki şu aşamada bir gazetecinin sosyal medya üzerinden geçimini sağlaması çok zor. Tam da burada bir paradoksla karşı karşıyayız: Gazeteciliğin sadece geleceği değil bugünü de sosyal medyada ancak gazetecinin sosyal medya üzerinden kişisel geleceğini garanti altına alması çok zor.

    Bu sorunun aşılabilmesi için birkaç yol akla geliyor:

    • Büyük medya kuruluşlarının, kendi gazete/televizyon/radyolarının içeriklerini yayınlamanın  ötesinde, internet haberciliğini esas alan özgün yatırımlara yönelmeleri gerekiyor.

    • En azından şu aşamada internet haberciliğinin kendisini finanse etmesi epey zor olduğu için, bağımsız, alternatif, araştırmacı gazetecilik yapmak isteyen gazeteciler bazı sivil toplum kuruluşları tarafından desteklenebilir veya basın ve ifade özgürlüğünü dert edinen bazı kişi ve kurumlar bu amaca yönelik kâr amacı gütmeyen kurumlar oluşturabilirler.

    • En önemlisi, internette habercilik yapma iddiasındaki ve sayıları epey yüksek olan bağımsız girişimcilerin kurumsallaşması şart. Bunun olmazsa olmazının, habercilik iddiasındaki haber sitelerinin, kendi haberlerini kendilerinin üretmesi olduğu kanısındayım. Kuşkusuz bir internet sitesinin gazete ve televizyon kanallarının haber merkezleri kadar muhabire sahip olması zordur ancak “sıfır muhabir, birkaç editör”le başkaları tarafından üretilmiş haberlere takla attırarak internet haberciliği yapma devrinin çoktan kapanmış olması gerekirdi.

     Bu bağlamda, internethaber.com’un 13. yaşını kutluyor ve internet haberciliğinde kurumsallaşma konusunda ciddi adımlar atmış olmaları nedeniyle kendilerini tebrik ediyorum.