25 Haziran 2018 12:48

Mustafa Sabri Beşer msbeser@gmail.com

Filistinlileri kıskanmak!: Doğu Türkistan (3)

Filistin’deki zulmü ve yokluğun büyüklüğünü bilmeyen yok. İsrail’in Filistinlilere yaptığı zulmü anlatmaya yürekler dayanmaz, kelimeler yetmez.

Ya Filistinlilerin çektiği yokluk ve sefalet… Acı ve dram… Gözyaşı ve kan…

Tüm bunlara rağmen eğer birisi size “Filistinlileri kıskanıyorum” deseydi tepkiniz ne olurdu?

Ben ilk duyduğumda şaşırdım ve bir anlam veremedim. Ancak bu cümleyi kullanan Doğu Türkistanlı kardeşimiz ne demek istediğini anlatınca dünyada Filistinlileri bile kıskanacak kadar zulüm, acı, sefalet ve yokluk içinde kıvranan insanlar olduğunu anladım.

“Filistinlileri kıskanıyoruz, çünkü…” diyen Doğu Türkistanlı bacım sesindeki hüznü yüreğime bir hançer gibi saplayarak devam etti sözlerine:

“Çünkü onlara başta Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere sahip çıkan insanlar var. Dünyanın değişik yerlerinde sivil toplum kuruluşları ve ünlü insanlar zaman zaman onların çektiği zulmü dile getirerek protesto ediyorlar. Türkiye’de onlar için mitingler düzenleniyor, siyasiler onlara sahip çıkıyor ve kanaat önderleri onlar için dua ediyor. Onlara gerek maddi gerekse manevi her türlü yardım yapılıyor. Bütün dünya biliyor ki Filistinliler zulüm görüyor. Ama Biz Doğu Türkistanlılar için ne Türkiye ne Cumhurbaşkanı Erdoğan maalesef bir şey söylemiyor. Dünya bizim çektiğimiz zulme karşı sessiz. Hiç kimse bizim acılarımızı dile getirmiyor. Bizim için ne miting düzenleniyor ne de ismimiz zikrediliyor. İşte bu yüzden biz Filistinli kardeşlerimizi kıskanıyoruz.”

Gözyaşları içinde devam ediyor bacımız:

“Biz acaba Cumhurbaşkanımız Erdoğan ne zaman bizim ismimizi zikredecek, ne zaman ‘Doğu Türkistanlı kardeşlerim’ diyecek diye onun ağzından çıkacak bir kelimeye hasret bir şekilde bekliyoruz. CumhurbaşkanımızFilistinli kardeşlerim, Arakanlı kardeşlerim, Sudanlı kardeşlerim’ dedikçe bizim de ismimizi zikretmesini, ‘Doğu Türkistanlı kardeşlerim’ demesini nefeslerimizi tutarak bekliyoruz. Demediği için de Filistinli kardeşlerimizi kıskanıyoruz.”

Ve bundan sonrasını anlatmaya kelimeler yetmiyor:

“Bir çocuğun annesine küstüğü gibi Türkiye’ye ve Erdoğan’a küsüyoruz. Aslında küsüyoruz da demeyelim kıskanıyoruz. Tayyip Erdoğan gibi büyük bir lider bütün dünyayı Filistin için, Kudüs için ayağa kaldırıyor, bütün İslam ülkelerini Türkiye’de topluyor ve zalimlere karşı İslam dünyasının tek ses olması için uğraş veriyor. Ama Türkistan ve biz Müslüman Uygurlar için bu tür şeyler yapılmadığından kıskanıyoruz Kudüslü kardeşlerimizi.

Erdoğan’ın dediği şekli ile kırmızı çizgimiz Mescid-i Aksa’da teravihler kılınıyor toplu iftarlar açılıyor. Oruç ibadetleri yerine getiriliyor. Türkiye’de yaşayan farklı milletlerdeki Müslüman kardeşlerimiz toplu iftarlara iştirak edebiliyor ve ibadetlerini ifa ediyorlar.

Doğu Türkistan’da ise Ramazan da oruç tutmak yasak, eziyet ederek zorla yemek yediriliyor. Güya bir yarışma başlatmışlar. Yarışma; içki yarışması. Ramazan’da olsa Uygurluların içki yarışmalarına katılması zorunlu kılınıyor. Orucun ne tür bir ibadet olduğu bilindiği için hem orucumuzu linç ediyorlar hem de haram olan içkiyi yarışma kisvesi altında zorla içiriyorlar.

Her Müslüman yaptıklarından hesaba çekilecek. Varsa günahı karşılığına denk gelen cezaya zebaniler nezaretinde duçar kalacaklar. Elbette günahlarımız var hocam. Ama biz zaten zebaniler ile yaşıyoruz!

Amacımız sadece dinimizi daha iyi öğrenip daha fazla yaşayabilmek. Daha öncede söylediğim gibi herhangi bir İslam devletine gitmiş olmamız durumunda endişe etmeyen Çinliler Türkiye’ye gelmemiz durumunda endişe ediyorlar. Çünkü diğer İslam devletlilerine istediklerini yaptırabiliyorlar!

Sisi hükümetindeki Mısır’a gittiğimizde bunu gördük. Çocuk yaşta olan biz kızlar tutuklandık. Bizi tek tek tutukladı ve Türkistan’a geri gönderdi. Gitmek istemeyen kardeşlerimizi hapishanelerde öldürdüler.

İslam devleti olan Sisi hükümetindeki Mısır’a dinimizi öğrenelim diye gittik ama tutuklanarak geri gönderildik.

14-15 yaşlarındaydık bir İslam ülkesi bizi dinimizi öğrenmek istiyoruz diye Çin hükümetinden gelen baskıdan dolayı tutukladı, Mısır polisi bize işkence etti ve Türkistan’a geri gönderildik.

Mesela Suriye’de savaş var oradaki Müslüman kardeşlerimiz Türkiye’ye sığındı. Hepsi burada çok rahat, çok özgür, hem dinlerini yaşayabiliyorlar hem ticaretlerini yapabiliyorlar, hem eğitim alabiliyorlar, hem de yardım alabiliyorlar. Suriyeli Müslüman kardeşlerimiz burada çok özgür ve bütün Türkiye tarafından kucak açıldı ama bizi duyan, bilen neredeyse çok az insan var. Bunlardan dolayı bazen Kudüslü, Suriyeli, Afrikalı, Arakanlı kardeşlerimizi kıskanıyoruz!

Mesela Erdoğan’ın eşi ve oğlu Arakana gittiler, yardımcı olmaya çalıştılar, ellerinden geleni yapmaya gayret ettiler. Bunlardan dolayı diğer Müslüman kardeşlerimizi kıskanıyoruz!

Küçük bir çocuğun diğer kardeşini annesinden kıskandığı gibi kıskanıyoruz.

Biz sizinle hem soydaşız hem Müslüman kardeşiniziz ama Suriye için Kudüs için yapılan hassasiyet bize gösterilmedi. Ama gene de ‘konuşma hakkımız yok’ diyoruz. Türkiye için belki de zamanı geldiğinde biz bir şey yapmadık-yapamadık şimdi de Allah bizi böyle imtihan ediyor diyoruz.

Erdoğan konuşmalarında bütün mazlumları sayıyor biz her konuşmasında ne zaman acaba ‘Doğu Türkistan’ diyecek diye heyecan ile bütün konuşmalarını takip ediyoruz. Ve dua ediyoruz “Ya Rabbi, bizler de mazlum insanlarız, ne olur bizi de Erdoğan’ın dudakları arasından ismimizi zikrettir” diye.

Sadece bir kez söylesin diye bekliyoruz.”

Rabbim hiç kimseyi “onlar daha az zulüm çekiyor, onlara sahip çıkılıyor” dedirtecek kadar zulme ve yokluğa maruz bırakmasın…

SOSYAL MEDYA TAKİP 

twitter.com/msbeser

facebook.com/msbeser
instagram.com/msbeser