26 Nisan 2017 20:37

Hatice KÜBRA kubra@internethaber.com

FETÖ tasfiye sürecinde iki kritik nokta

Geçen hafta çok yakından tanıdığım, FETÖ'yle uzaktan yakından asla bir irtibatı olmamış bilakis onlarla geçmişte bile fikri mücadele vermiş tasavvuf ehli bir hocamla ilgili AKİT gazetesinde FETÖ'cü diye haber çıktı.

Gazeteyi arayıp haberin kaynağını sorulduğunda ise - "bize bir ihbar maili geldi" dediler.

Böyle bir şey olabilir mi? Bir gazete sadece bir maille haber yapar mı?

Mailin kimden geldiği de belli değil üstelik.

Ama tabi önemi yok, çünkü adı "ihbar maili" olunca şu zamanda "kıymet" görüyor malesef.

Şöyle bir dönemde birine FETÖ'cü demek ocu, bucu demek kadar basit bir şey değil ama öyleymiş gibi basite indirgeyerek kullanılıyor.

Bir insanı terörist ilan ediyorsunuz farkında mısınız?

Ve bunu haber kaynağını doğrulatma ihtiyacı bile duymadan, çok sıradan bir şeymiş gibi yapabiliyorsunuz.

Bu sadece benim çevremde yaşanan onlarca örnekten biri.

Bunu neden anlattım.

Bu tasfiye süreci asılsız ihbarların primlendirildiği bir sürece doğru evrilme tehlikesi yaşıyor.

Devlet kadrolarını FETÖ'den temizleyelim derken; başından beri paralelle mücadelede Erdoğan'ın yanında olan, işinin ehli, likayat sahibi insanların da bir şekilde tasfiyesine yol vermek bir başka tuzağa düşmek demek.

Atlattığımız felaket ortada. Ki hala tam manasıyla da atlatılmış değil.

Hem yaşanan sürecinden psikolojisinden hem de OHAL'den faydalanarak kişisel hesaplarını FETÖ temizliği üzerinden görmek isteyenlerle doldu bir anda etrafımız.

Meğer ne çok fırsatçı varmış.

Bu puslu havada kimin ayağını kaydırsam da yerine geçsem, bunun babasını da sevmezdim zaten, gözünün üstünde de kaşı var'a kadar gidebilecek çakallıklara fırsat vermemek gerekiyor.

Yoksa bu ileride çok daha büyük bir sorun olarak karşımıza çıkacak.

CEMAAT DEĞİL LİYAKAT!

İleride karşımıza büyük bir sorun olarak çıkabilecek başka bir risk daha var.

Paralelle mücadeleden sonra devlet içerisinde öne çıkan başka bazı cemaat ve gruplar vardı.

Bir yandan FETÖ ile mücadele edilirken bir yandan da o cemaat ve gruplar devlet içerisinde yükselişe geçti.

Tıpkı paralel yapının özellikle belli kurumları sarması gibi yine devletin bazı kurumları, belli bazı cemaatlerle anılır oldu.

Başından beri "yine aynı hataya mı düşülecek?" endişesini yaşarken, darbe girişiminin ardından"sakın ha sakın" diyorum.

Şimdi çok daha büyük bir tasfiye sürecinden geçiliyor ve haliyle boşalan kadrolar bazı grupların ve cemaatlerin iştahını kabartıyor olabilir.

Türkiye böyle acı bir deneyimin ardından ikinci bir "cemaat" vakasını kaldıramaz!

Olur demiyorum ama ağzımız öyle bir yandı ki artık yoğurdu bir değil bin kere üflemek zorundayız!

Cemaat camide güzel azizim.

Devlet içinde tasfiye olan kadroların yerine getirilecek kişiler, cemaatine ya da görüşüne göre değil tamamen liyakata göre alınmalı.

Mutlaka, mutlaka, mutlaka!!! 



twitter.com/Htckubra 

Facebook Hatice Kübra