22 Eylül 2017 18:23

Selman Öğüt selman.ogut@internethaber.com

Fetö ile Mücadele Nasıl Gidiyor?

Sorunun cevabını vererek yazıma başlayayım: Bardağın dolu tarafı boş tarafından daha fazla.

Fetö ile mücadele kötü gidiyor demek haksızlık olur.

Bir yandan anayasal bir hak olan olağanüstü halin verdiği yetkiler ile hızlı ve etkili bir temizlik hareketi başladı, bir yandan da -bazı istisnalar bir kenara bırakılırsa- devlet ve millet olarak topyekün bir mücadele dönemi başlattık.

Sorumuza 17-25 Aralık operasyonları sonrası dönemi dikkate alarak cevap verirsek daha iyi bir analiz yapmış oluruz.

İşi sulandırmaya ve hatta hedefi saptırmaya çalışanların AK Parti’ye yönelik bir operasyon gibi lanse etmeye çalıştığı 17-25 Aralık operasyonu çok açık bir şekilde hükümete yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yürütme organına kurulmuş bir tuzaktı.

Bu menfur olay emniyet içinde yuvalanmış ve şimdilerde hesabı görülen Fetöcü polislerin gerçekleştirdiği bir darbe girişimiydi. Çok merak ediyorum o dönemde ‘hırsız var’ diye sağı solu inletenlerin şimdi niye sesi çıkmıyor?

İktidara yakın çevrelerden ve kalemlerden ‘derdiniz yolsuzluksa ilk önce belediyelere gidin’ şeklindeki cesur açıklamalara duvar olan sözüm ona namuslu tipler nerede acaba? Aslında onlar da bal gibi biliyorlardı meselenin yolsuzlukla mücadele falan olmadığını. Tıpkı Gezi Vandallığı’nda meselenin ağaç olmadığı gibi..

17-25 Aralık dönemi sonrası bir uyanma oldu. Toplumda Fetöyü hala cemaat sananların hatırı sayılır bir kısmı uyandı. Desteklemeye devam edenlerin çoğunluğu uyuma numarası yapmaya devam ettiler. Bunlar aklını kiraya vermiş taife idi. Siyasi mecra da ise düşmanımın düşmanı dostumdur şeklinde Fetö’ye yanaşanlar oldu. Kirli bir ittifak kuruldu. CHP’nin bu dönemle ilgili günah defteri kabarıktır. Kah Zaman Gazetesi’ne kayyum atanması protesto edildi, kah 30 Mart seçimlerinde işbirliği yapıldı. Eren Erdem bile ‘bizi genel başkan yolladı Zaman Gazetesi önüne’ diye açıklama yaparken Kılıçdaroğlu ‘basın özgürlüğü için gitsinler dedim’ diyerek kendini savundu.

İstisnalar hariç olmak üzere bir kısım medya Fetö’nün üzerine gerektiği gibi gitmedi. Bürokrasi içindeki uru gizledi, Fetöcülerle gerektiği gibi mücadele etmedi.

Ve nihayet Fetö ile mücadelede Erdoğan yalnız bırakıldığını söyledi. Aslında bu büyük liderden bu açıklamayı duymak hepimizin içini burkan ve ne kadar zor durumda olduğumuzu gösteren bir final repliği idi.

Şimdi ise durum çok farklı. Evvela yapılan anketlerde halkın %95’inden fazlası darbe girişiminin terörist başı Gülen tarafından yaptırıldığını belirtiyor. Fethullah Gülen bu ülkedeki istinasız her kesim tarafından hain olarak kabul ediliyor. Ve artık aklını kiraya veren bu sözüm ona abi ve ablaların bu ülkede yeri yok.

15 Temmuz sonrası devlet ve millet olarak topyekün bir mücadele başlatılmış ve Fetö belası her yerden temizlenmeye başlanmıştır. Bütün bunların aksini iddia edenler kötü niyetlidir. Yani 15 Temmuz sonrası sürecin kötü gittiğini, ihraç edilen, tutuklanan ya da gözaltına alınanların çoğunluğunun masum olduğunu ima edenler tam da Fetö’nün dili ile konuşmaktadırlar.

Kısacası 50 bin civarında tutuklu için haksız yere içeri alındılar diyen terörist başı Gülen ile aynı ya da benzer dili kullananların silkelenip kendine gelmesi lazım.

Gelelim bardağın boş tarafına..

Sadece hakkında yapılan iftira niteliğinde bir ihbar ile görevinden atılanlar, kullanıcı olmamasına rağmen teknik problemler nedeniyle sadece bylock şüphesi yüzünden aylardır işinden uzak kalanlar ya da bu şekilde haksız bir ithamla tutuklananlar veya gözaltında olanlar mağdurlarımızdır. Bir tutuklanıp bir serbest bırakılan ya da bu kadar kolay şekilde tutuklu yargılananlar varken niye tutuksuz yargılandığını anlayamadığımız damatlar mücadeleye zarar vermektedir. Darbe girişiminden itibaren bir sene geçmiş olmasına rağmen OHAL Komisyonunun daha yeni iş başı yapacak olması mağdurları üzmektedir. İnşallah bu problemler de hızlı şekilde halledilir.

Yazımı bitirirken Fetö ile Mücadele’nin bir bakanlık bazında yürütülmesi teklifimi yeniliyorum. Bir terör örgütünün ismi bakanlığa verilmez diyorlar. Örgütün reklamı olur diye mi düşünüyorlar acaba. Ben de Türkiye Erozyonla Mücadele Vakfı erozyonun reklamını mı yapıyor diye soruyorum? Ya da Kanserle Mücadele Haftası’nda kanseri öven etkinlikler mi yapıyoruz?

Geçenler de Fatih Altaylı da önerime destek verenler arasına katıldı. Medya, siyaset ve STK bazında önerimi destekleyen dostlara teşekkür ediyorum. Demek ki Fetö ile mücadelede yaptığımız bazı yanlışlar kronik hatalar haline geliyor ki insanlar bu işin bakanlık bazında yürütülmesi gerektiğine kani oluyorlar. En önemlisi ise kurulacak bakanlığın ‘Fetö Diasporası’ ve ‘Fetö’yü Koruyan Uluslararası Aktörler’ ile yapacağı mücadeledir. Sabırla bekliyoruz.