22 Nisan 2018 21:13

Mustafa Sabri Beşer msbeser@gmail.com

Fatih’ten Erdoğan’a İslam’ın engin saygısı…

"Biz inancı ve kökeni ne olursa olsun herkesin özgürce ibadetini yapabilmesini temin etmenin, devletlerin sorumluluk alanında olduğuna inanıyoruz."

“Galata halkının, bize tabi olan sair halklar gibi, adet ve ibadetlerini serbestçe yapmalarına izin veriyoruz. Kiliselerinde diledikleri gibi ayin düzenleyebilecekler, papazlara ve arhontlara kötü söz söylenmeyecektir.”

Yukarıdaki ilk paragraf Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Demir Kilise’nin dün yapılan açılış törenindeki konuşmasından bir kısım. İkinci paragraf ise Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesinden sonra yayınladığı amannameden bir bölüm.

Dün restorasyon sonrası açılışı yapılan Demir Kilise yalnız değil. Son yıllarda sürdürülen yoğun çalışmalar sonucu Edirne'deki Büyük Sinagog, Gökçeada'daki Aya Nikola Kilisesi, İskenderun'daki Süryani Katolik Kilisesi, Diyarbakır'daki Sur Ermeni Protestan Kilisesi, Gaziantep'teki Nizip Fevkani Kilisesi, Cunda'daki Taksiyarhis Kilisesi, Edirnekapı'daki Aya Yorgi Kilisesi'nin bulunduğu 14 ibadethane restorasyondan geçirildi.

Fatih Sultan Mehmet de İstanbul’u fethettiğinde sadece fethin sembolü olarak Ayasofya’yı camiye çevirdi, diğer Hristiyan ve Musevi ibadethanelerine dokunmadı.    

Aradan yüzyıllar geçmiş ama bu necip milletin özgürlüklere bakışındaki saygı hiç değişmemiş. Her zaman başkalarının inançlarına karşı saygılı, her zaman başkalarının özgürlüklerine saygılı…

Başta Osmanlılar olmak üzere İslam dünyası binlerce yıldır Hristiyan dünyası ile iç içe yaşadı. Sadece Hristiyanlara değil aynı zamanda Musevilere de kucak açtı, onlarla birlikte yaşadı.

Onlardan hiçbir zaman korkmadı ve ürkmedi. Çünkü onlara karşı korkmasını gerektirecek bir şekilde davranış ve tutum sergilemedi.

Bir Hristiyan veya Musevi’yi kendi Müslüman tebaasından ayırmadı, farklı davranmadı. Hal böyle olunca Hristiyan ve Museviler de Müslümanlara karşı bir şiddet veya nefret eylemine girişmedi.

Oysa günümüzde adeta bir dinler savaşı yaşıyoruz. Günümüzün hâkim gücü olan ve dini Hristiyan olan devletler Müslümanlara ve ülkelerine terör merkezi olarak bakıyorlar.  Müslümanlar tarafından da buna karşılık tepki bir cihat konusu olarak görülüyor. Niye?

Çünkü onlar İslam dünyasına saygılı ve özgürlükçü yaklaşmıyorlar. Baskı ve zulüm yanlısı bir politika izliyorlar. Hal böyle olunca “etkiye tepki prensibi” gereğince karşılık görüyorlar. Aslında karşılaştıkları direncin ana sebebi yine kendileri.

İlginçtir, Hristiyan dünyası son birkaç yüzyıldır İslam dünyası ile muhatap olmasına rağmen “İslamofobi” diye bir kavram çıktı ortaya. Çünkü haksız olduklarını ve zalim olduklarını bildiklerinden dolayı korku içerisinde güç imparatorlukları oluşturuyorlar.

Oysa Hristiyanlarla binlerce yıldır birlikte yaşayan Osmanlı’da “Christifobi” diye bir şey icat olunmadı.

Olmadı çünkü Hristiyan komşularından korkacak, endişe edecek bir şey yapmıyorlardı. Bugünün Batı dünyası ise İslam’dan ve Müslümanlardan korkuyor.

Çünkü korkmalarını, endişe etmelerini gerektirecek şekilde davranıyorlar. Korkuyorlar çünkü İslam’ı ve müntesiplerini “öteki”leştiriyorlar.

Osmanlı’nın Hristiyanları içselleştirdiği gibi Müslümanları içselleştiremiyorlar. Osmanlı’nın saygısını ve merhametini gösteremiyorlar.

Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın dün yaptığı Demir Kilise açılışı Hristiyan dünyası tarafından iyi okunmaya ve tahlil edilmeye muhtaçtır. İslam dünyasının Fatih döneminde ve hatta onun da öncesinde gösterdiği saygı bugün de aynen devam etmektedir. Ve emin olsunlar ki gelecekte de devam edecektir.

Hristiyan dünyası İslamofobi hastalıklarını tedavi etmek istiyorsa önce kendilerine bakmalıdır. İslamofobi’yi ortaya çıkaran etkenler Müslümanlardan değil kendilerinden kaynaklanmaktadır.

Kendi hastalıklarının çaresini de kendi içlerinde aramalıdırlar.