25 Mayıs 2017 19:09

Mustafa Sabri Beşer msbeser@gmail.com

Ertuğrul'un Ufkunda 'Diriliş Erdoğan'

TRT’nin projeleri arasında Diriliş Ertuğrul dizisi nerdeyse ülkenin çoğunluğu tarafından izleniyor.

Daha net anlaşılsın diye bir diziyi örnek vererek analiz yapmaya çalışacağım.

Osmanlının kuruluşuna kadar gidecek olan sürecin kırılma noktası; Ertuğrul’un göç ediyor olması. Göç ile birlikte Kayı Aşiretinin hayatının devam etmesi de beraberinde geliyor.

Bir başka aşiretin misafiri ya da sığıntısı olarak idame edilmeye çalışılan bir hayat var önümüzde.

Ama Ertuğrul dik durarak ve her şeyi göze alarak Kayı Aşiretinin yaşaması ve bağımsız olması için tabiri caizse gemileri yakıyor ve obası ile birlikte yeni mekân ve tarihe doğru yol alıyor.

Seferler, siyasi salvolar, düşman ile boğuşmalar neticesinde doğru ve pısırık olmayan bir ilmi siyaset ile yönetiyor aşiretini.

Sonrası malum; Osmanlı neşet ediyor ve 600 yıl bütün dünyaya adalet, mertlik ve dürüstlük ile hükmediliyor.

Gelin burada biraz soluklanalım ve farklı bir kurgu ile senaryo çizelim.

Ertuğrul’un kendisinden büyük iki ağabeyi vardı, Gündoğdu ve Sungur Tekin.

Ağabeylerinin yukarıda söylediğimiz tarih serüvenini yönettiğini hayal edelim bakalım ne olurdu.

Ta başından bir defa böyle bir göç sürecine başlanmaz ve yaşanılan tarih sahnesinde rol alınamazdı.

Osmanlı diye bir devletten bahsedilemez dahası daima birilerinin güdümünde yönetilen bir geçmişten bahsetmek zorunda kalırdık herhalde.

Efendimiz (a.s)’ın hadisinde işaret ettiği askerler ve komutanlar olma şerefine nail olunamazdı.

Bizans mağlup edilip İstanbul fethedilemezdi.

Dünyanın en güzel şehri diye övündüğümüz İstanbul; gavur Avrupa’nın sınırları içerisinde kartpostallarda ya da sanal dünyada ki “gidilip gezilecek yerler” arasında görüntüden ibaret kalırdı.

En güzel mimari yapılara sahip, medeniyetimizin sütunları gibi göğsümüzü kabartan camilerimiz olmazdı.

Bu teşhisi yapmaya çalışmamdaki en büyük saik; Ertuğrul göç ettikten sonra ağabeylerinin gelerek geri dönmesi noktasında teklif sunmuş olmalarıdır.

Ertuğrul ise; “İnşallah devlet olacağız, bunun için sıkıntılara duçar kalacak ama yine de daha öteye giderek denizi dahi geçeceğiz!” yanıtını vermişti.

Hedef ve idealleri büyük, ufkuna ise ağabeyleri yetişemiyordu. Ne kadar fazla zorluk ve sıkıntı ile boğuşsa da asla ufkunun genişliğindeki hayallerinden vaz geçmedi.

Her daim ufkunda tek hedef vardı; devlet olmaktı.

Sadece yaşamış olduğu zamanın gereksinimleri arasında sıkışan ya da yeterli gören bir yönetici-siyasetçi değil geleceğin inşasının zeminini hazırlayabilmenin derdi ile yöneticilik yaptı.

Mevcut şartların bahaneleri arasında ağabeyleri gibi sıkışıp kalsaydı bizler bugün Yıldırım Bayezid’in, Fatih’in, Selim’in, Süleyman’ın, Abdulhamid Han’ın torunlarıyız diyemeyecektik.

Ertuğrul, Bizans’a (gavur Avrupa) ve içerideki satılmış hainlere rağmen taviz vermeksizin devlet olabilmenin ufku ile geri adım atmadan, kimseye sığıntı olmadan, tarih sahnesinin en önemli ve büyük karakteri olmamız için yaşadı, savaştı ve yönetti.

Evet, bin yıl sonrasına yani şimdi ki tarihimize bakalım!

2007’den beri ülkemizin üzerinde oynanan oyunlar, bizden görünen içimizdeki hainler ve aklı kıt şekilde şartlara göre yönetimi sınırlandırmaya çalışanlar ile boğuşuluyor.

2008 Cumhurbaşkanlığı seçiminden itibaren yaşanılan sıkıntılı süreç, gezizekalıların gavur Avrupa mihmandarlığında ortaya çıkarmaya çalıştıkları Gezi olayları…

17/25 Aralık Fetö olayları, 15 Temmuz Fetö darbe girişimi, 16 Nisan referandum sürecinde başta gavur Avrupa’nın devamında ülkenin bütünlüğünü istemeyenlerin anlamsızca “hayır” demeleri…

Arada yaşanan bir sürü terör olayları ve siyasi girişimleri saymıyorum bile.

Bütün bu süreçlerin sebebi sorulmuş olsa emin olun duyacağımız yanıtlar; “eskisi gibi güçlü bir devlet olmamızın imkânsız olduğundan” düşüncesi olacaktır.

Birilerine sığıntı yaşamak, zamanın şartları gereği yeterli görülecektir.

Bir düşünelim; Tayyip Erdoğan bütün bu süreçlerde Ertuğrul gibi değil de ağabeyleri gibi davranmış olsaydı tarih sahnesinde gelecek nesillerimiz nerede olurdu?

Erdoğan’a da geri dur diyen, yapma-etme diyen yanında ve etrafında arkadaşları ve kardeşleri yok muydu?

Duçar kalmış olduğu bütün sıkıntılar ile boğuşmasının tek nedeni; bağımsız şekilde her türlü kararı kendi başına verebilen bir Türkiye Devleti.

Devlet olmak adına, Fatihlerin, Selimlerin, Abdulhamidlerin, Erdoğanların önünü açmak için Ertuğrul yanındaki arkadaşları ve tebaası ile büyük bir tarih yazdılar.

Erdoğan da bütün milleti ile birlikte yeniden bir tarih yazmanın temellerini atıyor gelmesi yakın olanlar için.

twitter.com/msbeser
facebook.com/msbeser

msberser@gmail.com