18 Kasım 2018 16:59

Mansur İşçel mansuriscel@gmail.com

Erdoğan ve Atatürk’ü bir de böyle kıyaslayın

Sayın Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ezici bir farkla seçimde galip gelmesi ve yeni rejimin ilk başkanı olması dünyada büyük yankı uyandırdı.

Vatanımıza, milletimize hayırlı olsun.

Atatürk Türkiye’yi 15 yıl yönetmiş,

Büyük kazanımlar elde etmiş,

İmkansızlıklar içinde başta uçak fabrikası olmak üzere dev fabrikalar açmış,

Çağın lideri, askeri deha, İngilizleri ülkeden def etmiş, halkın gönlünü fethetmiş,

Bunların hepsi doğru ancak artık devir değişti .

Zamana ve dünyaya ayak uydurmak zorundayız.

Erdoğan’ın Atatürk’ten daha uzun süre devletin reisliğini yaptığı gerçeğini kimse göz ardı edemez.

Kayıtlara geçen en uzun devlet reisi Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Erdoğan günümüz şartlarında Saray yaptırdıysa, Atatürk de o dönemin en modern yapılarından birisi olan Çankaya Köşkünü alıp yeniden yaptırdı.

O zamanlar dünyada araba pek yoktu, numunelik ve parmakla sayılı idi.

Atatürk’ün resmi kayıtlarda Cadillac, Lincoln ve Mercedes marka son model 4 adet lüks arabası vardı.

Tren yolculuğu lüks sayılırken Atatürk’ün kendisine özel treni vardı.

Atatürk’ün kullandığı kişisel eşyaları hep pahalı ve lüks idi,

Kıyafetleri modern, İtalyan terzi ve modacılar tarafından özel dikiliyordu.

Bunlar yanlış şeyler mi?

Tabi ki hayır!

En doğrusunu yapmış Atatürk!

Çünkü bu makamda prestij bir çok kavramdan daha önemlidir.

Sayın Erdoğan prestij diyince mi sorun oldu?

Başkan Recep Tayyip Erdoğan da çağın gereksinimlerini bir devletin başkanı olarak kullanma hakkına sahip olduğu gibi; bizi kıyafetleri, makamı, duruşu ve tavrı ile en iyi şekilde temsil etmesi gerekiyor.

Şu an çağımız Sayın Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ve başkanlık sisteminin gerekliliğini önümüze getiriyor.

Sadece halk değil; çağımız ve zaman da Erdoğan diyor.

Dünya Erdoğan diyor,

Mazlumlar Erdoğan diyor,

Savaşın içinden, ölümden koparıp getirdiği masum çocukların saf kalpleri Erdoğan’a yaptıkları dualar ile çarpıyor,

Kabe’nin huzurunda 7 kat göğe ellerini uzatan Kabe İmamı ve ona eşlik eden milyonlarca müslüman, hep birlikte allahumme ensurna fil Türkıye (Allah’ım sen Türkiye’ye yardım et) demedi mi?

İşteee…

Göklerden gelen bir karar vardır!

Suriyelilere kapımızı açan Erdoğan, yaklaşık 700 yıllık Osmanlı İmparatorluğu’nun misafirperverliğini, Halil İbrahim Sofrasının bereketini, komşu açken tok yatılmaması gerektiğini, gerçek müslümanlığın paylaşmaktan geçtiğini dünyaya öğretmiyor mu?

Filistin’de 1000 çocuk daha ölmediyse Erdoğan’ın kol kanat germesiyle olduğu inkar edilebilir mi?

Eğer şuan 1000 Suriyeli çocuk yaşıyorsa; bu Allah’ın takdiri ve Erdoğan’ın vesilesi ile mümkün olduğu inkar edilebilir mi?

Siz kalkıp da hangi vicdan ile binlerce bebeği katleden terrorist Öcalan’ın partisi HDP’ye oy verebildiniz?

HDP, Öcalan’ın projesidir demedi mi Demirtaş?

Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz demedi mi?

Sevgili arkadaşım, 30 bin insanın katilinin heykeli nasıl dikilir? Bu mümkün mü?

Hiç mi vicdanınız sızlamadı? Eve geçtiğinizde yavrunuzun yüzüne bakın, ona sarılın ve bir de yavrunuzun yokluğu(Allah korusun) ile sınandığınızı hayal edin…

Düşününce bile insan deliriyor.

Kabul edin!

Erdoğan halkın ve İslam aleminin gönlünde tek liderdir…

Sayın İnce’nin dediği gibi evet Adam kazandı, halk kazandı, çoğunluk kazandı, millet kazandı!

Çünkü halk böyle istiyor kardeşim!

Demokrasi mi?

Öyleyse Sayın Erdoğan’ı tebrik edeceksin,

9-10 yenilginin ardından bükemediğin eli öpeceksin…

Ankara Eski Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Melih Gökçek’i iyi dinleyin, takip edin ve anlamaya çalışın.

Herkes ne diyordu? Gökçek kazık çaktı gitmez…

Sayın Gökçek belediye başkanlığı görevinden alınmadı mı?

İçinde zerre bir kırgınlık ya da küskünlük oldu mu? Böyle bir ifadesi oldu mu?

Bakın bu dava öyle bir sms ile adam satılacak kadar basit bir dava değil.

Sayın Gökçek şuan resmi olarak bir makamda olmasa da vicdani ve islami bir görev olarak aynı davayı kanepede oturarak devam ettiriyor.

Gerekirse Ankara Büyükşehir Belediyesine gider, kuruş para almadan belediyede daha düşük bir vasıfla yine çalışır. Yapmadı mı?

Görevini bıraktıktan sonra belirli bir süre gönüllü olarak Ankara için yine çalışmaya devam etmedi mi?

Nerede ve nasıl çalıştığının bir önemi yok!

Önemli olan kalben ve vicdanen kendini hizmete adamış bir fedai olabilmek.

Ben de şu an dünyanın diğer ucunda, güney yarım kürede, Avustralya’dan sizlere yazıyorum.

Biz de burada mücadele ediyoruz. Bize kimse şunu yapın demedi.

15 yılını teknoloji ile yaşamış bir bilgisayar mühendisi olarak artık uzakların nasıl yakın olduğunu, bir buton ile nano saniyede ses ve görüntünün dünyanın her yerine iletilebildiği şu çağda Türkiyemizi dünyanın en iyisi yapmak için çalışıyoruz.

Meslektaşlarımla birlikte uzakları yakın yapan gelişmiş teknoloji üzerine döktümüz her bir ter damlasının hakkını verip ülkemize bilgimizi, birkimimizi alıp geleceğiz…

O yüzden kalben ve vicdanen kendinizi milletiniz, davanız ve vatanınız için adadığınızda siz gerçek bir vatanperver oluyorsunuz.

Sayın Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve ve tüm partililerimizi gönülden tebrik eder, vermiş oldukları azimli micadeleden dolayı sayın İnce’ye ve sokaklarda koşuşturan diğer adaylarımıza da haklarında hayırlısını dileyerek hayatımızın en değerli anlarının her salisesine kadar durmaksızın vatan sevdası için icraatları ile vakit geçiren birer devlet evladı olmayı Rabbim bize nasip ve müyesser eylesin.

Avustralya’dan hasret ve selamlar…