22 Eylül 2018 19:42

Mustafa Sabri Beşer msbeser@gmail.com

Ebu Cehil’e merhamet, Fazıl Say’a nefret…

Konu aldığım haber ve olay üzerinden epeyce vakit geçmesine rağmen ve kalem alınmış olmasına rağmen sosyal medya mecrasında halen “bel altı” söylemlerin devam ettiğini görmek birkaç kelam etmemi salık verdi.

Özellikle hamasi söylemler ve kelimelerle naralar atan yeni nesil siyasi gençlik ürkütüyor beni. Ürkütmeli de zira siyasete payanda olmuş politize gençlik ahlakını, inanç değerlerini ve toplumsal saygıyı yabana atmış durumda.

Müslüman olarak ürküyor ve üzülüyor bir vatandaş olarak da ülkemin geleceği noktasında endişe ediyorum.

Günümüzden 1400 yıl önce…

Mekke, Hz. Peygamber’in önderliğindeki Müslüman ordusu tarafından fethedilmiştir.

Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (a.s.m.) Kâbe’de sahabelerle birlikte oturmaktadır.

Kendisine en azılı düşmanlarından Ebu Cehil’in oğlu İkrime’nin Müslüman olmak için huzuruna geleceği söylenince şöyle buyurur Rahmet Peygamberi: “Yanınıza Ebul Cehil’in oğlu İkrime, mü’min ve muhacir olarak geliyor. Sakın babası hakkında kötü söz söylemeyin. Çünkü, ölüye kötü söylemek ölüye değil, diriye zarar verir.”

Efendimiz’in (a.s.m.) bu tavrı sayesinde İkrime, sadece Müslüman olmakla kalmaz aynı zamanda İslam’a çok büyük hizmetler eder.

Günümüzden bir hafta önce…

Müzisyen ve sanatçı Fazıl Say’ın annesi vefat etmiştir.

Ateist kimliği ile bilinen Fazıl Say, annesinin cenaze namazında saf tutar, cenaze namazı kılar.

Ardından büyük bir fırtına kopar…

Fazıl Say’a yapılan hakaretler ardı ardına sıralanır.

Hakaret, aşağılama ve küfürler o kadar artar ki Fazıl Say aşağıdaki açıklamayı yapmak zorunda kalır:

"Bunların hiç birini yazmak istemezdim. Annemin cenaze töreninden sonra sosyal medyada çıkan tartışma ve yorumlar, sonsuz mertebede inciticidir, kin ve nefret doludur, annesini kaybeden bir insanın kalbini kırmak amaçlıdır, insani olan her şey bu yazılanlarda unutulmuş, terk edilmiştir, tüm bu yazılanlar en doğru şekilde yapılmış bir cenaze namazını kılan beni hedefe koyan, benim inancımı sorgulayan, utanç verici bir ilkelliği, cüreti ve cahilliği temsil etmektedir, bu tartışmalar hiç bir yere varamaz. Tek ricam, bu yazılanların kaldırılması ve bir daha böyle bir şeyin yaşanmamasıdır. Bunu lütfen yapmayın. İnsanların inançlarını sorgulamak, tehditler yağdırmak, küfürler etmek, kimsenin haddi değildir.”

“Modern Dünya” diye övünen insanların modernliği (!) ile 1400 yıl öncesinin hoşgörüsünü görebiliyor musunuz?

Fazıl Say’a yapılanlar aslında günümüzün en büyük hastalığı: Kendi gibi düşünmeyen insanları ötekileştirme, kin ve nefret tohumları ekme…

Bu her kesim için geçerli. Maalesef 1400 yıl öncesinin hoşgörüsünden toplum olarak fersah fersah uzağız.

Günümüzde dindar olan dindar olmayanı, Türk Kürt’ü, sağcı solcuyu, tarikatler cemaatleri çok rahatlıkla tekfir edip dışlayabiliyorlar. Birbirini anlamaya çalışma, inançlara saygı, kültürlere muhabbet hak getire…

Oysa 1400 yıl öncesinin hoşgörü ve merhametini günümüze taşıyabilsek her şey çok daha farklı olacak.

Hz. Muhammed’in (a.s.m.) en büyük düşmanının oğlundan hoşgörü, merhamet ve affediciliği sayesinde büyük bir kahraman çıkardığı gibi biz de bireysel ve toplumsal sorunlarımızı aynı yaklaşımla çözebiliriz aslında ya da çözebilir miyiz?

Ama heyhat… 1400 yıl öncesinden o kadar uzağız ki sanki aramızda milyarlarca yıl var.

Sanki başka bir dünyada yaşıyoruz. Sanki bu din hiç yaşanmamış gibi hareket ediyoruz.

Eğer toplum olarak bu şekilde bizden olmayanı ötekileştirmeye devam edersek korkarım bizi çok kötü zamanlar bekliyor.  Çünkü 40 yıl öncesindeki gibi tekrar bölünüyoruz. Yarın öbür gün sokaklara tekrar farklı farklı söylemler ışığında naralar atarsak şaşmayın.

Ha 40 yıl önce sokaklarda atılan "öteki" naraları ha sosyal medya üzerinden fütursuzca söylenen "öteki" naraları! Fark var mı?

1400 yıl öncesinin sevgi, şefkat, merhamet ve hoşgörüsünü günümüze taşıyabilmemiz dilek ve temennileriyle… 

SOSYAL MEDYA TAKİP 

twitter.com/msbeser

facebook.com/msbeser
instagram.com/msbeser