18 Kasım 2018 23:19

Mustafa Sabri Beşer msbeser@gmail.com

Dikkat, tehlike geçmedi...

Güzel memleketimin son günlerine baktığımızda adeta bir bahar havası esiyor. Birkaç ay önce iç ve dış düşmanların tüm güçleriyle saldırdığı ülkemde adeta her şey süt liman.

Sanırım vazgeçtiler… Acaba öyle mi?

Son bir yıla bir flash back yapıp baktığımızda neler yaşamadık ki?

Amerika Birleşik Devletleri ile tarihimizin en büyük krizini yaşadık. Adeta kopma noktasına gelen ilişkiler sonucu dolar tarihi zirve yaptı.

Rusya ile adeta savaşın eşiğinden döndük. Yaşanan krizi devlet büyüklerinin aklı selim hareketleri sonucu badiresiz bir şekilde atlattık.

Suriye’de yaşananlar ise başlı başına bir kitap konusu. Sınır ötesi harekâttan tutun da mültecilere varıncaya kadar çok büyük sorunlar yaşadık.

Ekonomik gelişmeleri hatırlamak bile istemiyorum. Dolar günlük değil saatlik artarken altın ve Euro da alıp başını gitmişti.    

İflas eden veya konkordato ilan eden şirketlerin sayısını hatırlamak bile zor…

Özel bir Üniversite şimdiler de “konkordato” seminerleri ve kursları vererek bu alanın sertifikasını dağıltıyor.

Oysa son bir aya, özellikle son bir haftaya baktığımızda sanki bu kötü günleri hiç yaşamamışız gibi bir hava var.

ABD ile yeniden müttefik olduk. Öyle ki Amerikalılar PKK terör örgütü elebaşlarının kellesine ödül koydular.

Rusya ile adeta can ciğer kuzu sarmasıyız. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyor.

Suriye ise gündemden düştü. Sanki son yılların en büyük savaşlarından birisi hiç yaşanmamış gibi…

Vahşice katledilen gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti ne çabuk gündemden düştü.

Eğitimdeki serzenişler ne ara sükun buldu?

Ekonomide ise kavak yelleri esiyor. Dolar nerdeyse 6 ay öncesindeki seviyenin de altına inecekmiş gibi hareket ediyor.   

Türkiye ile baş edemeyeceği anlayan düşmanlar teslimi silah eylediler adeta…

Peki, gerçekten öyle mi?

Bu soruya yürekten “evet” diyebilmeyi o kadar çok isterdim ki?

Ama maalesef öyle değil.

Olan sadece şu:

Düşmanlar doğrudan cepheden saldırmaktan vazgeçtiler sadece.

Şimdi bizi içeriden çökertmenin peşindeler.

Beş yıl önce tedavülden kaldırılan ırkçı söylemlerle dolu okullarda okutulan andın tekrar geri getirilme çalışmaları bu içten çökertmenin ilk adımıydı.

Türkçe ezan tartışmalarıyla ateşe körükle gittiler.

Ve biz hala bu ateşle oynamaktayız.

Bir an önce bu ateşin harını düşürücü adımlar atılmalıdır.

Yoksa cephe saldırısı ile yapılamayan fitne ve fesatlıkla yapılacak.

Anlayacağınız tehlike henüz geçmiş değil.

Tam aksine eskisinden daha tehlikeli ve daha yıkıcı.

Rehavete kapılmanın zamanı değil.

Hele kavga etmenin hiç zamanı değil.

Yerel seçimler öncesi süt liman gibi görünen sessiz zeminin seçimlerden sonra bütün gümbürtüsüyle gelme ihtimalinin yüksek olduğunu unutmayalım!

Düşmanlar yüz yıl önce uyguladıkları taktiği yeniden uygulamaya koydular.

Cennetmekan Abdülhamid Hanı tüm saldırılara karşı yıkamayanlar Jön Türk hamlesiyle ve Harekât Ordusu darbesiyle içeriden bitirmişlerdi.

Jön Türklerin yerine milliyetçileri koymaya çalışıyorlar. Başardılar gibi de…

Harekât Ordusu yerine koyabilecekleri piyonları bulmanın önüne geçilmelidir.

Vazgeçmediler, asla vazgeçmeyecekler de...

Unutmayalım ki,

Su uyur, düşman uyumaz…

Son bir aydaki rahatlığa, gelişmelere bakıpta rehavete kapılmayalım.

Tehlike henüz geçmiş değildir vesselam…

Hiçbir zaman geçecek de değildir…

Yeter ki biz uyanık olalım…

Gerisi laf-ı güzaf…

SOSYAL MEDYA TAKİP 

twitter.com/msbeser

facebook.com/msbeser
instagram.com/msbeser