11 Aralık 2017 08:37

Hatice KÜBRA kubra@internethaber.com

Değerli yalnızlığımıza ne oldu?

İsrail Suriye, Mısır, Rusya...

Türkiye'nin giderek yalnızlaştığı dış politikasında yeni manevralarla, tam da Başbakan Binali Yıldırım'ın dediği "çok dost az düşman"safhasına geçmek için adımlar atılıyor.

İsrail ile anlaşma sağlandı.

Rusya ile buzlar eriyor.

Belki yarın Mısır ve hatta Suriye var sırada, bilemiyoruz.

Aslına bakarsanız bu "normalleşme" sürecinin çok önceden olması gerekiyordu.

Bugün geldiğimiz noktada geçmişin muhasebesini yapması gerekenler yapacaktır; hatta yapmış olacaklar ki bugün bu strateji değişikliğine gidildi.

Peki ne oldu da "değerli yalnızlık"tan "çok dost az düşman" stratejisine geçildi?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın 2013'te Türkiye'nin özellikle Ortadoğu'da yalnız kaldığı iddialarına "değerli yalnızlık" ifadesiyle cevap vermişti.

Sonrasında sık sık duyacağımız bu ifadeyi ise şöyle açıklamıştı:

"Türkiye bölgesel ve küresel siyasette yalnız değil. Ama dünya darbelere, katliamlara sessiz kalırken tek başına doğrunun yanında olmamız gerekirse bundan çekinmeyiz. Bazen bazı değerleri tek başınıza savunmak durumunda kalırsınız. Eğer buna yalnızlık demek icap ediyorsa, bu değerli bir yalnızlıktır. Bu yalnız kalmak, değil onurlu bir duruş sergilemektir"

Aslında kastettiği "değerlerimiz için yalnız kalacaksak kalırız"dı. Bunun için "değer/li yalnızlık"tı.

O günden bu güne ne değişti?

Dünya darbelere ve katliamlara ses çıkarmaya mı başladı yoksa Türkiye yalnız kalmak pahasına savunduğu değerlerinden mi vazgeçti?

Elbette ikisi de değil.

Hatta değişen onca denklemin ve dengelerin içinde belki de sadece bu ikisi değişmedi.

Ne dünya katliamlara karşı duyarlı ne de Türkiye değerlerinden vazgeçti.

Türkiye sadece yalnız kalmadan da değer/li olmanın mümkün olabileceği yeni bir yola girdi.


BU SIRADA BAZI MEDYANIN HALİ PÜR MELALİ 

Siyasette stratejiler değişebilir, konjonktüre göre devlet politikaları değişebilir. Siyasetin doğasında vardır bu. 

Evet, belki bizdeki kadar hızlı değişmeyebilir ama bizim de yaşadığımız coğrafyayı ve içinde bulunduğumuz durumları düşünürsek bunu kısmen de olsa anlamak mümkün.

Aslına bakarsanız, bazı şeyleri dert edinmiş olmasanız özellikle medya açısından ortaya çıkan manzara tam çekirdeklik.

Hep söylüyorum; Recep Tayyip Erdoğan'ın en büyük şansı muhalefet, en büyük şanssızlığı ise kendisine yakın medya.

Bu basiretsizlik ve feraset yoksunluğuna (istisnaları kesinlikle ayırarak yazıyorum) bir de "kraldan çok, en çok, pek çok kralcılık" eklenince vaziyet evlere şenlik.

Tabi ev sahibi değilseniz!

Rus uçağının düşürülmesinin ardından bazı gazetelerin haline bakınca sanki manşet değil de Rusya'ya füze atıyorlar sanırdınız. Yazı işlerinin orta yerine bir karargah kurulmuş hergün Rusya bombalanıyor.

Manşetleri şöyle bir hatırlayın: "Çok şımarmışlardı gereği yapıldı, Sabrımızı test ettiler, Sınırı aştılar" falan falan...

Reis bir diyor, bunlar bin vuruyor.

Hayır, vuracaksan yine vur ama bir diyorsa iki vur, üç vur. Bin nedir yahu?

Adam devlet yönetiyor, sen gazete yapıyorsun. Zorun ne?

Bıraksan o gazla Tel Aviv'in üstünde zeplinle gezecekler.

Dönüp bugüne bakıyoruz...

O gün savaş tamtamları çalanlar "dün böyle diyordunuz ama" diyenlere "kardeşim, yoksa sen barış istemiyor musun" diye çıkışmıyor mu?

Hay Allahım...

Dedim ya evlere şenlik!