17 Kasım 2018 21:06

Süleyman ÖZIŞIK suleyman@internethaber.com

Bu mu dindarlık?

Geçen çarşamba günü yazdığım "Seferberlik" başlıklı yazıma pek çok kesimden, farklı tepkiler geldi.

Okumayan kardeşlerim için bir özet yapayım müsaadenizle...

Yazıda, "Bu yıl kurban kesmek yerine, kurbanımızın vekaletini devletimize verelim. Açılacak bir hesaba vekalet usulüyle kurbanlık ücretlerini yatıralım" şeklinde bana ulaşan binlerce mesaj olduğunu dile getirmiş ve işin içine kendimi de katarak şunu söylemiştim:

"Ben de bu yıl kurban kesmek yerine, kurbanlık vekaletimi, zor zamanlardan geçen devletime bağışlamak istiyorum!"

Bu düşünceye katılan da oldu, katılmayan da!

Bunun dinde yeri olduğunu söyleyenler, açılacak hesaba hemen para aktarımı yapabileceklerini söyledi. "Bu dinen caiz değildir" diyenler de gerekçelerini bir bir sıraladı. 

Bunların dışında bir kesim daha vardı ki onların tepkisine bir anlam veremedim.

Aslında tepki demek yanlış bir tanım olur. Bu kesim öyle bir saldırı başlattı ki ne olduğuna bir anlam veremedim.

Bazıları "Sen Şia'ya hizmet ediyorsun" dedi, bazıları ise beni "Vahhabi" ilan etti.  Hele başka bir kesim vardı ki onlar peşinen, "Sen dinden çıkmış bir kafirsin ve katlin vaciptir" diye fetva verdi. 

İlginç olan şu ki bu arkadaşların tamamı gerekçesini şöyle açıklıyor: 

"Kurban kesilmek zorundadır. Senin kurbandan akan kanı görmen gerekiyor. Yoksa o kurban, kurbanlıktan sayılmaz!"

Önce şunu netliğe kavuşturayım!

Bana "kafir" olduğumu, "mürtet" olduğumu söyleyen okurlardan bazılarının sosyal medya sayfalarına göz atma fırsatı buldum. Büyük bir çoğunluğu bazı cemaatlere mensup ya da en azından sempati duyuyor. 

Bence mensup oldukları ya da sempati duydukları cemaatler, bu arkadaşları bulup, kendilerine bir şeyi en baştan anlatmalı.  

Mesela, kimlere, hangi şartlarda kafir denilebileceğini, dini İslam ehli olan bir Müslümana "kafir" demenin kul katında vebalinin, Allah katında cezasının ne olacağını tek tek anlatmalı...

Ben bu kişilere cevap vermedim ve vermeyeceğim. 

İnancımdan, imanımdan ve niyetimden zerre kadar şüphe etmediğim için, onlarla mahşer gününde, Allah huzurunda hesaplaşacağımı belirterek kul hakkımı bir kenara bırakıyor ve yazının ana konusuna devam etmek istiyorum. 

Gelen mesajlardan sonra kafamı kurcalayan birkaç soru oldu. İzin verirseniz o sorulara birlikte cevap arayalım. 

Yıllardır şahit oluyoruz. 

Bazı tarikat ve cemaatler, mensubu olan cemaat mensuplarının, kurban vekaletlerini kendilerine vermesini istiyor. Sadece cemaatler değil, Kızılay gibi, İHH gibi, Deniz Feneri gibi bazı dernek ve yardım kuruluşları da aynı istekte bulunuyor ve bu istekleri de yüzde 90 oranında kabul görüyor.

Bu tercihe bir itirazım olduğu sakın ha düşünülmesin. Aksine bu dayanışmayı büyük bir mutluluk ve huzurla izliyor, "Keşke bu tür hayır hasenat işleri daha çok artsa" diye iç geçiriyorum. 

Anlamadığım şey şu!

Bahsini ettiğim cemaat, dernek ve yardım kuruluşları, aldıkları kurban vekaletini Afrika başta olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki mazlumlara götürüyor. Pek çoğumuz da kurbanlığın kesilip kesilmediğini, kanın akıp akmadığını görmüyor, duymuyor ve bilmiyoruz. 

Şimdi biz akan kanı görmediğimiz için verilen vekalet, vekaletten sayılmıyor mu? Bağışta bulunanlar kurbanlık kesmiş sayılmıyor mu? 

Öyle ya!

Akan kanı görmemiz gerekiyorsa, bu duruma bire bir şahit olmamız gerekiyor ama görmüyoruz. 

Aklıma takılan ikinci soru ise şu:

Cemaatlere, derneklere ve yardım kuruluşlarına vekalet verilebiliyor da neden devletin bizzat kendisine verilemiyor. 

Mesele, vekalet veya bağış yapılacak kurumun adının "Devlet" olması mı? 

İyi de devlet dediğimiz kurum ekonomik darbe ile çökme aşamasına geldi. Devlet için can verenlere "şehit" diyorsak, bir İslam ülkesini savunmayı "Cihat" olarak görüyorsak, o devletin çökmesini engellemek için ekonomik destek vermek de bir "Cihat" şekli değil mi?

Ve bu talepte bulunmak beni neden "kafir" yapıyor söyler misiniz?

Hadi diyelim ki devletimi öncelediğim noktada eksik ya da yanlış bir şey yazdım. Dini vecibelerden bahsederek konuyu yine istediğin noktaya getir, yine istediğini yaz. Eleştir, uyar, hata yaptıysam hatadan dönmeme vesile olsana sevgili kardeşim.  

Kurban kesmek gibi “vacip” olan bir meselede bile bu kadar hassas davranan sen, benim din kardeşin olduğumu bile bile beni nasıl olur da “kafir” ilan edersin?

Nasıl olur da soyuma, sopuma, arıma, namusuma küfreder, küfrettirirsin?

Sen şimdi kurban keserek, aldığın kul hakkından kurtulacaksın öyle mi?

Bu mu dindarlık?

Bu mu Müslümanlık?