23 Ekim 2018 19:55

Abdullah YILMAZ abdullah.yilmaz@internethaber.com

Bu bir döngüdür kimse kaçamaz

Stres emiyor stresi yaşıyoruz.

 Huzursuz ruh halimizle ne kendimizi mutlu ediyor nede başkalarına güneş açıyoruz.

Malum hava durumu gibi hayatımız bulutlu soğuk ve ıslak, zemin çok kaygan devlette dikkatli olmalı vatandaşta.

Küresel bir iklim değişikliği yaşıyoruz ne zaman yağmurun yağacağı yerlerin ıslanacağı belli değil güneş yüzünü gösterse de farkında bile değiliz.

Doğanın parçası bizler dünyanın döngüsüne göre hayatımızı döndürüyoruz, ne veriyorsa onu biçiyoruz.

Topraklarımız genlerimizin sahibi, o nasılsa biz oyuz

 Öylesine birbirimize endeksliyiz ki ortaya çıkan enerji hepimizin iyi yada kötü hislere sahip olmasında çok belirleyici.

Coğrafyamızdaki savaş ruhu öylesine güçlü ki önce yakın çevresini etkisi altına alıyor çocuklar ölüyor,akan gözyaşıyla kan birbiriyle yarışıyor.

Bu coğrafyada bir haller var, bir türlü dinmeyen stres birikmesi duygularımızda büyük depremlere neden oluyor. Ülkeler birbiriyle kavgalı, mezhepler savaş halinde.

İnsanların bir birine tahammülü kalmamış kavga için bahaneler arıyor.

İstenmedik olaylar ve duygular bilinç altına atılırmış yok farz edilip, uzaktan seyrederek hiç üstümüze alınmayız, Suriye’ye acırken, ıraktaki toplu ölümlere duyarsızlaşırken nedeni insan oğlunun bitmez tükenmez savunma mekanizmasıdır. Ölümü yakıştırmadığımız kadar uzak sanırız kendi savaşlarımıza, gün gelir karşılaşırsak bu duruma sen artık sen değilsin, bırakırsın kendini güçlü olanın insafına.

Balinaların kendilerini karaya sürüp toplu intiharların nedenini bir gün açıklayabilirsek, insanlığında çılgınca savaşıp kardeşim dediklerini ölüme sürüklemesini anlayabiliriz.

Kuzey yarım küre çıldırmış durumda, deprem üretiyor su baskınları, kuraklık ve nedeni sözüm ona din ve etnik kökene dayalı savaşlar, sanki bu küre lanetlenmiş, açlık var, yerinden yurdundan olan olana

Belki de üstündeki yoğun insan nüfusunun kötü enerjisine dayanamıyor artık.

halkalarında bitmeyen kavgalar,  yaşananlar sanki deprem öncesi artçı sarsıntı gibi sallıyor insanları. yapılar öylesine zayıf ki eğitimsiz temelsiz insanlar binalar gibi yıkılmaya müsait, öyle ki yıkılan bir tek kendine değil en yakınındaki binanın duvarını yıkıyor, temelini kaydırıyor.

 Yada üstüne düşüp onu da parçalarına ayırıyor.

Ortaya çıkan sadece moloz ve işe yaramayan artık yığınlar.

Halkların dağılması, refahı güzeli değil ucube ne olduğu belli olmayan, kuzey ırakta, Libya da, Suriye de çıkan sonuçtur.

Bana göre yaşananlar doğanın ve insanlığın felaketidir, yaşanan süreç ancak her şey de olduğu gibi doğar büyür ve ölür yani kaybolur.

Umuyorum ki yengeç dönencesi bu durumu çok kayıp vermeden atlatır, yaralarını sarar ve bir daha sına daha hazırlıklı olmak ümidiyle kendine çeki düzen verir. Depremden sonra yenisi için birikecek stres ve kötü duygular taşana kadar.

Kuzey yarım küredeki 30 -45 derece enlem yani yengeç dönencesine komşu olanlarda nasibini alacaklar

Aslında şu an stres biriktiriyor, yakın gelecekte bu bölgelerin doğa anası hiçte boş durmayacak, dengeler farklı işliyor, Rusya’nın stresi komşularında felaketler açma noktasında hiçte masum değil,

Amerika’nın şu ara yüzleşmesi gereken çok şeyi var Sümen altında, kendiyle hesaplaşacağı yakın bir sürecin mahkumudur aslında.

Bu gün yengeç dönencesinde olan bitene türbinde kendine en iyi yeri alıp seyirci olan ülkeler ve insanları, sıra onlara geldiğinde İslam dinine dayandırdıkları vahşetin aslında insanın ruhunda olduğunu bununda dünyanın döngüsüyle alakalı olduğunu anlayacaklar.

Öylesine felaket durumlar yaşanacak ki tarihlerinde gaz odalarında zehirledikleri insanlığın vebalini fazlasıyla verecekler, yaşattıkları acılar, yaşayacakları kaos ve çıkmazın önünde masum karineler olarak kalacak, öyle ki Hiroşima gerçeğinin birkaç misliyle yüzleşmek zorunda kalacaklar.

O gün geldiğinde umuyorum ki yengeç dönencesindeki coğrafyalar yaralarını sarmış türbinde yerlerini almış olurlar. Nede olsa bu bir döngüdür.

Türkiye’nin coğrafik konumu enteresandır, her iki enlemin ortasındadır ona çok yakın, Suriye depremi bittiğinde, İran’ın yaşayacağı kaçınılmaz son bir yere bağlanınca ancak o zaman rahat nefes alacağız.

İran patlamadan önce dumanı üstünde düdüklü tencere gibi, ancak o başka memleketlerde yemek pişirme derdinde,

Ateşi ülkemize düşmeyecek belki ama külü ve dumanı yeterince rahatsız edecek bölgeyi ve bizi.

Bu bir döngüdür bundan kimse kaçamaz…