14 Aralık 2018 20:05

Kevser Zeynep Çakır kevserzeyneptutus@gmail.com

Bırakma Beni

Güneydoğu'da hangi tepeden baksam uzaklara, manzaranın arkasında bir yerlerde kadraja giren Suriye köylerinde, bir zamanlar yaşanmış hikayeler gözlerimde canlanır.

Her taşında sahibinin emeği olan kurşun delikli duvarlardan yerlere düşmüş mutlu aile fotoğrafları, bir yanı çamura bulanmış rengarenk işlenmiş kanaviçelerle süslü satenli çeyizlik yastıklar..

Nasıl bir acele kaçış ki, kapısı kapalı unutulmuş ahırlarda susuzluktan telef olmuş hayvanlar.. Birgün evlerine geri döndüklerinde hayaller hatıralar kadar yıkık, bir zamanlar bahçesinde çiçekler açan mutlu haneler önünde durup, gözleri dolan kadınla göz göze gelmişim gibi hissederim. Ailesinin bir kısmı ölmüş belki bazıları kaybolmuş kalbi acılarla dolmuş yaşlı adamın gözüyle bakarım hayata...

Zeytinyağlarıyla dolu depoları, kuyulardan çekilen berrak suları, semaverlerin yandığı yerlerde küllerin savrulduğu kameriyeleri, güzelim evleri odaları, bayramlığını asıp karşısında uyku tutmadan yattığı yatağı, kırmızı bisikleti, mutlu günleri hayalleri ve küçük düşleri olan çocuklar vardı oralarda; şimdi bilmedikleri ülkelerde itilip kakılan, başları okşanmayan değer görmeyen, olanlara anlam veremeyen masum çocuklar...

Babasının bir zamanlar turizm şirketi olan, mendil satan, ayakkabı boyayan; sınırı ayakkabısız geçen çocuklar. Kazandığı üç beş lirayı koyacak ne güvenli bir cebi, ne güvenli bir odası olmayan, güvenmeyi unutmuş, büyüdükçe herkesin kendisine sapık gözüyle bakmaya başladığı, sevgisizlikten hırçınlaşmış; savaş başladığından bu yana yedi yıldır kim bilir kaç yakınınını toprağa vermiş yetimlerin hikayelerini anlatmaya kelimeler, kitaplar, sahneler, filmler yetmez ama "Bırakma Beni" filminde Aida Begiç kendimizi bir süreliğine onlar gibi hissettirecek kadar iyi iş çıkarmış.

Sinemada en etkileyici unsurlardan biri, hikayenin gerçek olması denebilir; üstelik bu filmdeki çocuklar da gerçek. Kamera arkasında pahalı evleri olan oyuncuları değil, gerçek Suriye savaşı yetimlerini izlemek, onlardaki hüzün hasret sitem gibi gerçek duygularla göz göze gelmek, bir filmden fazlasını da hissettiriyor.

Şiddet ve korku içermeyen, genel izleyici kitlesine hitap eden bu filme on yaş üstü çocukları da götürüp, yetimlere nasıl davranılmaması gerektiğini, sahip olduklarına şükredebilmeyi ve paylaşmanın önemini öğretebiliriz.

Ülkemize sığınmış kimsesiz çocukların, hayalleri ve şarkılarını umursayanlara bu filmi tavsiye ederim.