19 Ekim 2018 21:33

Mansur İşçel mansuriscel@gmail.com

Beyin göçü nedir? Neden beyin göçü olur?

Rakamlar değişkenlik göstermekte olup ülkemizde yaklaşık 80 bin mühendis ve 155 bine yakın doktor bulunmaktadır. Doktor sayısı neredeyse mühendislerin 2 katı kadar diyebiliriz. Tıp fakültesini kazanmanın mühendislik fakültesini kazanmaktan daha zor olduğu bir ülkede mühendislerden 2 kat fazla doktor olması beni biraz düşündürdü. Bu konu üzerine bir araştırma yapmak istedim ve sizlere elimden geldiğince en doğru bilgileri aktarmaya çalışacağım.

Beyin göçü tam olarak daha iyi şartlarda olan başka ülkeye gitmek demek anlamına gelmiyor. Olayın psikolojik boyutlarını da ele alırsak kalifiyeli bir kişinin kendisini daha iyi hissedebileceği başka bir ülkeye kendi ülkesini bırakıp gitmesi de diyebiliriz. Bu konuda çok fazla parametreler var, bunlardan bazılarını ele almak istedim.

Neden beyin göçü oluyor?

Her şey para değil arkadaşlar. Para ile saadetin olmayacağını bilen büyük bir aydın kesimimiz var. İş dünyasında vazgeçilmez hastalıklardan birisi de ilgi duyulan kişi olmak. Yani ben işimde çok iyiyim bana ilgi gösterilsin hastalığıdır. Yeterli ilgiyi görmediğini düşünen bir kalifiyeli birey kendisini daha iyi hissedebileceği başka bir firmaya geçmek ister. Bunu her zaman icraata dökemeyebilir ancak en azından o fikir aklına gelir. Bu fikir aklına geldikten sonra mevcut işine kendini veremez hale gelmeye başlar. Beyin kırmızı alarm vermeye başlayınca en hızlı çözümün iş değiştirmek olduğu düşüncesiyle farklı bir yola girerler.

Buraya kadar her şey normal.

Olayın ipi buradan sonra kopuyor.

Ya aradığını burada da bulamazsa? O zaman yavaş yavaş radikal düşünceler beyni bir ur gibi kaplamaya başlar, bu durum ciddi bir baş ağrısı yapar.

Tatile gitmeliyim…

Tatil sadece ağrı kesici etkisi yapar. İş başına geçtikten belirli bir süre sonra yeniden semptomlar devreye girer ve yurt dışını araştırmaya başlar.

Ben Türkiye’de mutlu değilim düşüncesi beynini kemirmeye başladığında ilk fırsatta Amerika, Avustralya, Kanada, Almanya ve İngiltere başta olmak üzere çeşitli fırsatlara göz atılır.

Artık psikolojik olarak kendisini şartlandırmıştır, ben yurt dışına gitmek istiyorum düşüncesiyle moda girer. Bu moddan çıkabilmesi için mutlaka yurt dışını denemesi gerekmektedir.

Beyin göçü nasıl olur?

Beyin göçü 2 türlü olur, birincisi teklif ile başka bir ülkeye giden kalifiyeli çalışanlar, ikincisi ise kendi imkanları ile yurt dışına gidip iş fırsatlarını kovalayanlar...

Genelde birinci seçenek beyin göçü diye adlandırılır lakin ikinci seçeneği tercih edenler için durum daha üzücüdür. Çünkü bir bıkmışlık ve karamsarlık söz konusudur.

Karmaşıklıklar içinde boğulmuş, farklı alternatifler peşinde koşan bir bireyden bahsediyoruz. Bu kişiyi ülkeye kazandırmak gibi bir kavram artık ortadan kalkmıştır. Bir de çevresinde “Yurt dışına git, ne işin var burada, imkanın varsa 1 dakika bile durma!” gibi söylemler olduğunda bu arkadaşımızı kaybettik diyebiliriz.

Edindiğim tecrübelere dayanarak söylüyorum, genelde o kişiler başka ülkelerde de mutlu olamıyorlar. Sıklıkla mesleki sorunlar ön plandadır ve mesleğinden sıkılmışlık hissiyatı ağır bastığının farkında olamıyorlar. Mobbing diye adlandırdığımız yönetici ve şirket baskısı ile Türkiye’de sektörün onu bunaltmış olması halk arasında mesekten soğuma diyebileceğimiz bir rahatsızlık türüdür.  Bu kişilerin ülkeye kazandırılmadan önce mesleğine kazandırılması gerektiğini bilmemiz gerekiyor. Mesleğini yapamayacak hale gelmiş bir kalifiyeli çalışandan hiç bir verim alamadıktan sonra istediği kadar okul okusun, istediği kadar plaket ve madalya alsın hiç bir önemi yok.

Bu konu ile alakalı belki bir terapi alması daha sağlıklı olacaktır diye düşünüyorum.

Başka ülkelerde çalışmak.

Yukarıda da belirttiğim gibi doktor sayısı mühendis sayısının neredeyse 2 katı kadar demiştik. Bunda en çok etkili faktörlerden birisi de doktorlarda beyin göçünün pek nadir rastlanmasıdır. Çünkü Türkiye’den mezun olmuş bir doktorun bizden daha gelişmiş ülkelerde doktorluk yapmasına o ülke izin vermiyor. O ülkeler, Türkiyedeki sağlık diplomalarını kabul etmiyor. Türkiye’de sağlık bilimlerinden mezun olan herkes için geçerli olan bu durum kalifiyeli doktorlarımızın beyin göçü olmamasında en önemli faktörlerden birisidir. Avustralya’da sağlık alanında çalışmak isteyen bir kişi Avustralya’da bir üniversitede yeniden okuyup tanımlanmayan dersleri yeniden verip denklik almalıdır; hatta bazı üniversiteler sıfırdan okumasını isteyip kendi üniversitelerinden diploma almasını bile istemektedir.

İnsan sağlığının ciddiyetini göz önünde bulundurursak  bu engelin mantıklı bir adım olduğunu öne sunuyorlar.

Ancak mühendislik alanlarında böyle bir sorun yoktur. Türkiye’de herhangi bir üniversiteden bilgisayar mühendisliği mezunu bir kişi rahatlıkla Avustralya gibi ülkelerde çalışabilir, bu sadece çalışacağı firmanın mezun olduğu üniversiteyi tercih edip etmemesine bağlıdır.

Türkiyedeki bazı firmaların kariyer portallarında yayınladıkları iş ilanlarında özellikle Boğaziçi, ODTU ve ITÜ mezunlarını tercih sebebidir dediği gibi…

Yeni mezun ve tecrübeli arkadaşlarımıza tavsiyelerim

Benim genç kardeşlerime tavsiyelerim arasında birinci sırada yabancı dil var. Ne olursa olsun mutlaka en az bir yabancı dili çok iyi bilsinler; tercih olarak elbette ingilizce hayat kurtarır.

Günümüzde hiç bir mesleği olmayıp sadece ingilizcesi çok iyi olsa bile güney şehirlerimize inip 6 ay otellerde ve tur şirketlerinde deli paralar kazanabilirler.

Ayrıca dil bilen insanların Alzheimer hastalığına yakalanma riski de düşüktür. Dil bilen bir kişi her zaman bir adım öndedir…

Elbette yurt dışında çalışma imkanlarını değerlendirsinler ancak elde ettiği bilgi birkimlerini ülkelerine dönüp mutlaka ülkemizin çıkarları için kullansınlar. Sen gelmezsen ben gelmezsem nasıl kalkınır bu ülke? Sonra hepimiz aynı konudan yakınır dururuz. Biz de üzerimize düşen görevi vakti geldiğinde yapmalıyız ki yanlış gördüğümüz sistem bizim tarafımızdan düzeltilsin.

Beyin göçü kötü bir şey midir?

Bu konu tartışmaya açıktır. Kalifiye olmayan bir bireyin başka ülkeye gitmesi belki bizim ülkemiz için kısa vadede olumsuz bir durum oluşturmayacaktır lakin kalifiyeli bir kişinin ülkeyi bırakıp gitmesi gerçekten olumsuz bir durumdur. Netice itibari ile bilgi ve becelerini başka ülkeleri kalkındırmak için kullanması demektir. Bu da demek oluyor ki kalifiyeli kişilerin gitmiş olması ülke için bir kayıptır.

Kalifiyeli kişilerin ülkeyi bırakıp gitmesi eğitim seviyesini düşürür mü?

Bu da tartışmaya açık bir konu olarak nitelendirilebilir. Benim şahsi düşüncelerim eğitim seviyesini düşüreceği yönündedir. Bunu bir kaç örnekleme ile anlatmak istiyorum.

Bir ülkede yapay zeka üzerine yazılım geliştiren toplam 5 tane profesyonel mühendisler varsa ve bunların beyin göçü ile Amerika’ya gittiğini farzedersek uzay çağına geldiğimizde kendi mühendislerimizin nasıl asilimile edildiğini ve Amerika’nın dünyanın en iyisi olma yolunda emin adımlarla nasıl gittiğini, bu durumun diğer ülkeler için ciddi bir tehlike içerdiğini rahatlıkla görebilirsiniz.

Şu yazıyı yazaraken ilk başlarda o kadar pozitiftim ki sonlara doğru geldikçe içim daralmaya başladı diyebilirim.

Neden mi?

Yine aklıma geldi de ondan…

İşe yarım saat geç geliyor diye işten çıkardığınız o değerli mühendisler google gibi firmalarda home office(Evden çalışma)sistemi ile mükemmel bir performans gösterebiliyorlar. 

Bizim iş verenlerimizin bir çoğunu al, bir çuvala doldur, götür boğaz köprüsünden aşağı at…

Aynen öyle yapın ki gözünü, beynini para bürümüş bu patronların sektörden göç etmesi için ülkeye bir fayda sağlamış olalım.

Bakarsak hiç birisi üzerine alınmaz, bir bakarsın bilmem ne fuarında stand açmış, broşür dağıtıp göz boyamaya çalışıyorlar.

Bizim şirketin bir sistemi var, işe erken gelmek şart diye alttan laf sokup gece 12’ye kadar ofiste tutmalar…

Takım lideri ezer, patrona sırtını dayar, hepsi bir olur yeni mezun çocuğu işten çıkarma çabasına girer, aldığı 3 kuruş maaşı çok bulup çocuğa mobbingi dayar, sonra da yarın gelmene gerek yok der…

Linkedin üzerinden şovlar…

Bilmem ne tv’de ropörtajımı izlemenizi tavsiye ederimler…

Sosyal medyalarda şirketinin gücünü göstermeler…

Bayramda seyranda ramazan paketi yapıp çalışanlarına dağıtarak bunu milletin gözüne sokarcasına kutulara şirketinin logolarını yapıştırmalar…

Müşteri sıkıştırıyor ayağına çalışanından daha fazla faydalanmak adına gece yarılarına kadar ofiste tutmaya çalışmalar…

Neyse…

İçim şişti… Daha fazla yazıp size de şişirmek istemiyorum.

Ben şimdi gidip kendime bir kahve yapıyorum. Bir de ingilizce kitap buldum.

Şimdilik kendinize iyi bakın canlar,

Bir sonraki yazımda çok ilginç bir konuya değineceğim, eminim çok ilginizi çekecek…

Avustralya’dan selamlar…