25 Kasım 2017 03:13

Mustafa Sabri Beşer msbeser@gmail.com

Batı'nın kitap çöplüğü Türkiye...

Geçtiğimiz hafta İstanbul'da bir kültür fuarı yaşadık. Yurdun dört bir yanında olduğu gibi.

Yeni açılan salonların dahi yayıncılar tarafından doldurulmuş olması ülkemizde kitap satışının artması manasına geliyor. Bu güzel ve sevindirici bir gelişme.

Ancak gördüğüm bir manzara sevincimi kursağımda bıraktı. Hatta bir ara “acaba Türkiye’de bir fuarı mı geziyorum” demekten kendimi alamadım. Yayıncılığımız adına açıkçası üzüldüm.

Beni böylesine hüzünlendiren manzara yabancı kaynaklı kitaplardaki yoğunluktu. Bazı yayınevlerinin nerdeyse hiç yerli yazarı ve kitabı yok.

Sadece kitaplarda değil çizgi romanlarda da çok bariz bir üstünlüğü var Batı kaynaklı eserlerin.

Nobel ödüllü, klasik eser olmuş kitaplar veya bilim kitapları bir yere kadar mazur görülebilir ama Batı kaynaklı eserler o kadar çok ki…

Hikaye, roman, çocuk kitabı ne varsa Batı’dan adeta boca edilmiş kültür dünyamıza. Üstelik bu eserlerin bizim kültür, örf ve adetlerimizle uzaktan yakından ilgisi yok.

Hiçbir kritere tabii tutulmadan ne buldularsa telifini almışlar yayınevleri.

Bu kitapların arasında neler yok ki…

Vampir, kurtadam, hayalet, seks, ajan, aşk, korku, erotizm…

Hepsinin kahramanları da yabancı.

Hepsinin olay kurgusu da bizim dünyamızın ve değerlerimizin çok dışında şeyler…

O kitaplarda anlatılanların, yaşananların bizim coğrafyamızda ve toplumumuzda yaşanması mümkün değil.

En kötüsü de bu kitapların büyük çoğunluğunun gençlere yönelik olması. Kişilik ve karakter inşasının tam göbeğinde olan ve henüz doğru ve yanlışın ne olduğunu ayıramayan gençler maalesef bu kitapların tesirinde kalmaktalar.

Özenti hayatlar çıkmakta ortaya. 

Evet yayınevi sayısının artması, kitap çeşitliliğinin fazlalaşması sevindirici ama keşke bu yayınevi sahipleri ve yayın dünyamıza kazandıran insanlar biraz da sorumluluk bilinci içinde hareket etseler.

Batıda ne buldularsa getirmeseler yayın dünyamıza. Türkiye’yi Batı’nın kitap çöplüğüne çevirmeseler keşke…

Madalyonun bir de diğer yüzü var.

Türkiyeli yazarların kitapları da bu kadar yoğunlukla Batı dillerine çevriliyor mu acaba? Maalesef hayır?

Yayınevlerinin sattığı telif eserler alınan telif eserlerin yanında devede kulak misali…

Telif eser alınmasın demiyoruz, tam aksine alınsın ama her önüne gelen alınmasın. Yayıncılarımız sorumluluk bilinci içinde insanımıza, gençlerimize, çocuklarımıza bir şeyler kazandıracak, onları daha iyi insan olma yolunda yol gösterecek eserleri kazandırsalar yayın dünyamıza keşke.

Bir de göze batan başka bir şey daha var ve bu sadece İstanbul merkezli değil bütün bir yurdu kapsıyor. 

Yurdun dört bir yanında fuarlar "okuyucu"'dan fazla "yazar" ile dolu! Bu kadar çok yazarın olduğu bir ülkede kimler okuyucu?

Yerli yazar adaylarımızın kaliteleri ve kelime tınıları sadece "hayatımı yazsam roman olur" klişesi ile birlikte kitaba dönüştüğü için seviyesi çok düşük.

Toplumumuzda kitap yazarlığı bir prestij olarak algılandığı için yeni bir pazar oluşmuş durumda. Gölge Yazarlık! 

Hayatını yazmak isteyen, kendince bir kurgu üretebileceğini düşünen, içtima-i hayatta muhatap kaldığı bir takım meseleleri kitaba dönüştürmek isteyen onlarca kişi (yazar diyemiyorum) Gölge Yazarlık yapan şahıslara üç kuruş vererek istemiş oldukları herhangi bir konuyu yazdırabiliyorlar.

Sonrasında ise ben bir kitap yazarıyım diye sahaya çıkabiliyorlar. Kendi fikirleri olmaksızın, kelamlarını kalemden akıtamadıkları için, ilmi seviye olarak temel seviyenin dahi altında oldukları için üç kuruş vererek yazar olduklarını iddia eden onlarca yazar ile dolu her yan.

Hal böyle olunca yayıncılarımız Batı kaynaklı kitapların toplumumuz tarafından daha fazla teveccüh görmesinden ötürü seviyeye bakmasızın ticari dürtülerle ülke okuyucusuna ve gençliğine Batı kültürünü sunmuş oluyorlar.

Bu tespite açıkçası ne tarafından bakacağımızda başka bir manidar muamma! Batı kaynaklı kitaplara ya da yabancı isimli bir yazarın kitabını okumaya neden bu kadar düşkün ve özenti bir gençlik yetişiyor?

Toplu taşıma araçlarında gençlerimizin ellerinde yabancı yazar tarafından kaleme alınmış Batı kültürünü empoze etmeye çalışan kitapların elde tutulması ya da okunması gençlik tabiri ile kuulll olarak kabul ediliyor. 

Ve emin olun bu kitapların kahir ekseriyeti erotizmi ve masivayı aşılıyor gençlerimize.

Bir milletin aynası olan kültürümüzün önemli aktörlerinden yayıncılarımız ise duyarsızca kapital merkezli hareket ettiklerinden dolayı bel altı kültürünü ve aile mefhumundan uzaklaştırarak erotizmin genel ve sosyal sahada dahi bir ihtiyaç olduğunu pompolayan kitapları yayınlayarak gençliğimizi telef ediyorlar.

Biraz sorumluluk lütfen…