16 Temmuz 2018 12:01

Süleyman ÖZIŞIK suleyman@internethaber.com

Bana inanmıyorsanız, onlara inanın bari!

Almanların, hele hele Alman medyasının Erdoğan'a duyduğu nefretin boyutlarını izah etmeme gerek yok sanırım. "Erdoğan" dediğinizde öfke nöbetleri geçiriyor hepsi...

Bir kere daha seçimi kazanmaması için neler yaptığını az çok biliyoruz. PKK'ya miting yaptırmalarını, Fetö'cülere kucak açmalarını ibretle izliyoruz.

Ama gelin görün ki adamlar Türkiye'nin karşısına çıkacak gerçeği görüyor, Erdoğan'ın seçimleri kazanacağını biliyor ve ona göre davranıyor. 

Daha önce, "Kabul ederse seçimlerden sonra kendisini ağırlarız" demişlerdi. Aklı başında olan herkes, seçim kaybetmiş bir Erdoğan'ın davet edilemeyeceğini anladı anlamasına ama içimizdeki müzmin muhalifler anlamadı. 

Alman Der Spiegel dergisi bu durumun farkına varmış olacak ki dün Maximilian Popp imzasıyla çok çarpıcı bir analiz yayınladı.

Bakın o analizde neler yazıyor:

"Erdoğan hala dayanılmaz bir programı göğüslüyor. Erdoğan bakanları, belediye başkanlarını kabul ediyor; ne kadar küçük olursa olsun hükümetin her türlü meselesini kontrol ediyor. Notlarla doldurduğu bir defteri yanında taşıyor. Gece yarısından önce eve gittiği nadirdir ve çalışanlarından da o saate kadar ofiste kalmasını istiyor.


Bu kişi 15 yıldan beri Türkiye’yi önce Başbakan sonra Cumhurbaşkanı olarak daha önce hiçbir siyasetçinin yönetmediği kadar bir süredir yönetiyor."


Lafın tamamı deliye söylenir azizim!

Adamlar kendi okurlarından tepki çekmemek için örtülü mesajlarla Erdoğan'ın yeniden kazanacağını söylüyor.

Sadece onlar değil ki bunu söyleyen...

Geçtiğimiz günlerde İngiliz The Economist dergisi, "Sayın Erdoğan, muhafazakar seçmenler nezdinde hala popüler. Kimsenin adil olmasını beklemediği yarışı da kolayca kazanması bekleniyor" diye bir analize imza attı. 

"Kimsenin adil olmasını beklemediği"nden kasıt, ezici üstünlükle olsa gerek!

PKK'sıyla, Fetö'süyle, DHKP-C'siyle, ve 5 benzemez partisiyle Erdoğan'a karşı savaşmanın adil olmadığını vurgulayacak değil herhalde değil mi? 

İngiliz The Times Gazetesi de yaptığı haberde, “Erdoğan şüphesiz seçimleri ezici bir çoğunlukla kazanacak” ifadelerini kullanıyor.

Durun, durun, daha bitmedi!

Bir de Amerika'daki ciddi yayın organları ve anket şirketleri var. İlginçtir, onlar da aynı şeyi söylüyor.

Amerika'da yayın yapan ve dünyanın en önemli ekonomi kanalı olarak gösterilen Bloomberg, 24 Haziran seçimleri üzerine yaptırdığı araştırmaya göre Erdoğan ipi ilk turda göğüslüyor.

Ankette, AK Parti ile MHP'nin oluşturduğu Cumhur İttifakı'nın Meclis'teki çoğunluğu da elinde tutacağı öngörülüyor. 

Daha sayabilirim...

Fransa'daki gazetelerde Erdoğan'ın kazanacağına dair onlarca yorum yapılıyor. Rus medyası, "Erdoğan varsa, kimse kazanamaz" diyor. 

7 Haziran'da, "Sultana şamar" manşeti atan, "Yeni bin yılın Selahaddin Eyyübi'si son metroda durduruldu" başlığı kullanan İtalyan La Repubblica gazetesi...

Yine 7 Haziran'da, "Erdoğan'ın başkanlık hayalleri yerle bir oldu" manşeti atan İspanyol El Pais gazetesi...

En önemlisi...

7 Haziran seçimlerinde, "İstanbul'a geri dönüyoruz" diye manşetler atan İsrail medyası bile, "Erdoğan yeni zafere çok yakın" diye yazıyor.

Yahu hepsini geçtim...

Kemal Kılıçdaroğlu bile, "Muharrem İnce'nin oyları yüzde 30 düzeyinde" diyerek çaktırmadan Erdoğan'ın kazanacağını ima ediyor.

Hadi ben yazınca inanmıyorsunuz, tamam eyvallah da bunlara niye inanmıyorsunuz?

KAFAMA TAKILAN İKİ MESELE

Kafama çengelli iğne gibi takılan iki mühim mesele var. Birincisi:

Muharrem İnce, "Bende yalan yok! 15 yaşımdan beri her gün Cuma Namazı kılıyorum" dedi.  Yani kılmış da kılmış, kılmış da kılmış, çıkmış yine kılmış, yine çıkmış yine kılmış!

Öyle böyle kılmamış yani anlayacağınız!

Benim merak ettiğim, acaba kendinden önceki CHP'liler gibi kazaya bıraktığı Cuma namazları olmuş mu olmamış mı? 

İkincisi ise Muharrem İnce'nin şiir kitabı... 

Önüme, "Muharrem İnce'nin şiiri" başlığıyla yayınlanan bir şiir düştü. Okuyunca şaka sandım ilkin. "Yahu vallahi o yazmış" dediklerinde ben şok!

Öyle bir şiir kitabı ki şiir sözcüğü acı çektiriyor. Öyle bir yazım tarzı ki, şairlik bildiğin can çekişiyor. Yani birinin kafasına silah dayasalar, böylesini yazamaz!

"Küçük dilimden öp beni"
 mısrasını okuduğumdan bu yana midem okyanus gibi dalgalanıyor. 

Hayır hayır, diğer şiirleri merak etmiyorum. Azıl merak ettiğim, seçime az bir zaman kala bu şiir kitabını piyasaya kimin sürdüğü!..

Yahu sakın Kemal Kılıçdaroğlu olmasın?