18 Kasım 2018 19:53

Kevser Zeynep Çakır kevserzeyneptutus@gmail.com

Aynalara dair

Bir dostu, Yusuf Peygamber'e bir ayna hediye etti ve ona dedi ki; "sana en güzel hediyeyi vermeyi istedim; madem bu dünyada senden daha güzeli yoktur, sana baktığında en güzeli görebileceğin bir ayna getirdim"
 

Ayna; bir yüzü latif diğer yüzü kesif bir alettir. Bir tarafı ışığı yansıtır. Diğer tarafı birşey yansıtmaz gibi dursa da, aslında arka yüzü de karanlığı yansıtmaktadır.
 

Mümin müminin aynasıdır..

Mümin bir insan, mümin kardeşine, bu aynanın latif yüzünden baktığında gördüğü güzellik ve ışık kendisidir, kesif tarafından gördüğü karanlık da yine kendine aittir. Bu yüzden güzellik "çok görecelidir". Yine aynı sebeple, Efendimiz Aleyhisselam'a aynanın latif yüzünden bakan Nabi merhum, ona meftundu, ayağını Medine cihetine uzatana bile tahammülü yoktu.. Çünkü Nabi'ye bahşedilen ilahi aşkın en parlak yansımasıydı Allah Resulü.. Bir diğeri ise Medine cihetine baktı ve hakaret etti. Çünkü onun, aynanın kesif tarafına çevirdiği kendi yüzü karanlıktı.. Gerçekte Rasulullah'ın kim ve nasıl olduğu ise, Allah'ın ona olan sevgisiyle muteberdi; gelmiş geçmiş insanlar içinde bu kadarını yansıtmaya muktedir olacak kimse çıkmayacaktı..
 

Necip Fazıl'a "Aynalar bakmayın yüzüme dik dik, işte yakalandık kelepçelendik" dedirten, aynada yansıyan "vicdandı"..
 

Nef'i merhumun; "Hem kadeh, hem bade hem bir şuh sakidir gönül" demesi de benzer manayı ortaya koyar. Aşığa sarhoşluğu veren kadeh de bade de sevgili de sevgi de kendisidir aslında..
 

Kainat aynasında görünenler, insanlardan bize yansıyan şeyler.. O aynaya baş gözü değil, gönül gözü ile bakan, idrak eden, hakikati gören, nefsinin haddini bilene ne mutlu..
 

..ve ne acıdır, en parlak en latif aynalarda; Allah dostlarında, manevi mekanlarda çirkinlikler görmek, üstelik bu gördüğü karanlığı gizleyip utanmak yerine yazıp çizmek, kalemi kağıdı kirletmek nasıl bir zavallılıktır..