21 Kasım 2017 07:12

Samet KAVOĞLU sametkavoglu@hotmail.com

Artık o iş YAŞ…

İktidar olanların muktedir olamamaktan yakındığı Türkiye’de asker-sivil, siyasetçi-bürokrat ilişkilerinde normalleşmeye mi gidiliyor? Sessiz sedasız başlayıp, 4 saatte biten ve askeri yapının üst kademesinde dikkate değer değişimlerle sonuçlanan Yüksek Askeri Şura bunun işareti olarak okunabilir mi?

Yakın tarihe kısa bir ufuk turu yapanlar, saatler süren gergin MGK toplantılarında siyasilere dikte ettirilmeye çalışılan kararları, bunlar gerçekleşmediği zaman DGM, Anayasa Mahkemesi vb. yapıların devreye girerek siyaseti yeniden dizayn etme hareketlerini, bu süreçte medyanın nasıl araçsallaştırıldığını hemen hatırlayacaktır.

Eminim 20. yüzyıl Türkiyesini yaşayan herkes, her yıl Ağustos ayı geldiğinde ülkenin sanki seçim sonucu bekler gibi YAŞ kararlarına kilitlendiğini, kısa sürede Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının isimlerinin hafızalara kazındığını söyleyecektir. Şüphesiz yılların birikimiyle devlet bürokrasisinin en üst kademelerine kadar gelen komutanların görev ve yetki alanları dahilinde bilinmesi ve kamuoyunca da takdir edilmesi önemli ve değerli bir husustur. Örneğin 15 Temmuz hain darbe girişimine karşı gösterdikleri dik duruş ve canlarını ortaya koyarak verdikleri mücadeleyle tarihe altın harflerle yazılan başta şehit ve gazilerimiz olmak üzere tüm askeri kadrolarımız, emniyet güçlerimiz ve vatandaşlarımız gibi övgünün en büyüğüne layıktır.

Onların verdiği bu kahramanca mücadele sayesinde başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere devletin kurum ve kuruluşları, kadrosu devlette, ipleri terör örgütlerinin ellerinde olan zevattan ayıklandı, ayıklanmaya da devam ediyor. Son hain temizlenene kadar da bu sürecin devam ettirilmesi, vatan, millet sevdalısı tüm toplum fertlerinin beklentisi…

Konumuza tekrar dönecek olursak, geçmiş dönem Türkiyesinde darbeci geleneğin de etkisiyle görev ve yetkilerini aşarak siyaseti şekillendirmeye, hizaya sokmaya, siyasetçileri iç ve dış politika meselelerinin dışında tutmaya, siyasal aktörleri sadece ekonomik alana -o da son derece kısıtlı ölçülerde- hapsetmeye çalışan bürokratik elitin olduğu tartışılmazdır. Topluma hesap vermek durumundaki siyasiler bir sonraki imtihanlarına (seçimler) kadar icraat yapabilmek, eserler ortaya koyabilmek için görevlerinin yanı sıra bir de bu yapılarla mücadele etmek durumunda kalırlardı. Merhum Menderes’ten itibaren Türk siyasetinde sıkça ifade edilen “iktidar olduk ama muktedir olamadık” söylemi, esas itibariyle bu sıkışmışlığın en yalın anlatımı olarak değerlendirilebilir.

Bu durumdan yavaş da olsa çıktığımızın emarelerini çok şükür ki görmeye başlıyoruz.      Askeri ve sivil bürokraside demokratikleşme yolunda sessiz sedasız atılan adımlar ve son karar vericinin milletin oylarıyla işbaşına gelmiş siyasiler olduğunu idrak etme yönünde olgunlaşan bir duruş olduğu görülmektedir. Son YAŞ kararları ve sonrasında yaşanan (daha da önemlisi yaşanmayan) gelişmeler, kurum ve kurallarıyla işler bir yapının oluşması adına mutluluk vericidir.

Bundan sonrası yüreği vatan aşkıyla çarpan, hukuka saygılı, iplerini devlet dışı hiçbir oluşuma kaptırmamış, demokrasiye bağlı, ülkesini büyütmeyi şiar edinmiş, liyakat sahibi bürokratik kadrolarla yola devam edip, büyük ve güçlü Türkiye’yi inşa edecek tuğlaları aralıksız olarak dizebilmektir.

Sözün özü istikamet üzere olunduğu müddetçe “hasta adam” özlemlisi iç ve dış mihrakların işi bundan sonra yaş!