18 Kasım 2018 18:21

Coşkun Karaca coskunkaracayazar@gmail.com

Ankara’da yaşanan metro kazası

Geçen cumartesi günü, Ankara metrosuna dâhil edilmesi planlanan yeni trenlerin deneme sürüşleri yapılırken bir kaza olmuş. Kazanın tam olarak ne zaman olduğunu bilmemekle birlikte, cumartesi sabahı metroya binemediğimi belirtmek isterim.

Öncelikle, kimseye bir şey olmamış olması işin en güzel tarafı. En güzel tarafı dediğime göre, başka güzel taraflarından da bahsedeceğim fark edilmiştir sanırım.

Şimdi diyeceksiniz ki bunun güzel tarafı olur mu? Olur…

Tabi ki maddi bir zararın ortaya çıkmış olması kötü. Cumartesi ve pazar günü metronun kullanılamamasına bağlı olarak yaşanan ulaşım problemleri de oldu. Ancak göz ardı etmememiz gereken bir husus var.

Nihayetinde bir kaza. İstenilerek yapılan bir şey değil. Olay gerçekleşmiş bir kere. Bundan sonra ne yapılabilir ona bakmak gerekiyordu. İşte Başkan Mustafa Tuna ve ekibi tam olarak buraya odaklandı. Geçmişi değiştiremiyorsak, geleceği ne kadar hızlı yakalayabilirsek o kadar iyi.

Öncelikle Başkan Tuna, kazanın olduğu yere giderek incelemeler yaptı. Ankaralılara bilgi verdi ve pazartesi gününe metronun yetiştirilebilmesi için gerekenlerin yapılacağını söyledi. Bu tip durumlarda kesin bir şey söylemek zordur. Ben de mühendis olduğum için anlıyorum. Hafta başına metro kesinlikle hizmete girecek demek yanıltıcı olabilirdi. O sebeple de “Metroyu pazartesiye yetiştirmek için gereken her şeyin yapılacağını” söyledi.

Ve pazartesi sabahı metro hizmete girmişti. Trafikle ilgili yaşanılabilecek olası sorunlar yaşanmadı. Gerçi metro yetişmezse otobüs takviyesi yapılacaktı ama yeterli olmazdı. O sebeple böylesi daha iyi oldu.

Velhasılıkelam, Başkan Tuna “Nasıl olsa hallolur. Çok üzerine düşmeye gerek yok. Pazartesi olmazsa salı olur” demedi ve gerekenlerin ivedi olarak yapılması için işin başında durdu.

Mustafa Tuna için; sorumluluk sahibi ve halkın beklentilerini önemseyen bir başkan örneği diyebiliriz.

Tabelaların değiştirilmesi…

Bilindiği gibi büyük şehirlerin en büyük sorunlarından biri de dükkân, mağaza vb. yerlerin tabelalarının yarattığı görüntü kirliliği.

 Kullanılan yazıların büyüklüğü, kullanılan harfler, tuhaf tuhaf açıklamalar vesaire…

Bunların bir standarda oturtulması şarttı. Ve bu alanda bir adım atıldı. Son derece isabetli olduğunu düşünüyorum. Sadece tabelalara baksanız, hangi ülkede olduğunuzu anlayamayacağınız yerler var. Bunun önüne geçmek için Türkçenin haricinde kullanılmak istenen yazılar, Türkçe karakterlerin yaklaşık olarak yüzde 25’i büyüklüğünde olacak.

Tarihi önemi olan tabelalarda, özünü bozacak değişiklikler yapılmayacak.

Bu gibi küçük gözüken önlemler son derece mühimdir esasında. Avrupa’yı ve dünyanın çeşitli ülkelerini gezenler, şehrin mimarisine önem verilmesi hususunun ne denli ehemmiyet arz ettiğini bilirler.

Şehirdeki yapılar arasında bir armoni olmalıdır. Hem insanları yormaması için hem de şehrin bir cazibesi olması için.

Sağlıcakla kalın…