Coşkun Karaca coskunkaracayazar@gmail.com

Zeytin Dalı Harekâtı

Türk Silahlı Kuvvetleri son derece başarılı bir operasyon yürütüyor. Mehmetçik, gerek havadan gerekse karadan, teröristlere ardı ardına darbeler indiriyor.

Bütün bu başarılı operasyonlar düzenlenirken sivil halk zarar görmüyor çünkü buna azami gayret gösteriliyor. Dünya üzerinde başka bir millet yoktur ki, askeri bir harekât düzenlerken, sivilleri bizim kadar düşünsün. Terör örgütü PYD/PKK’nın bilinçli olarak sivil yerleşim yerlerimize attığı roketlerin ne denli şeref yoksunu bir davranış olduğu ile ilgili tek kelime etmeyenlerin, bizim değerli ordumuzun siviller konusundaki hassasiyetini anlamasını beklemiyorum.

Askerlerimizin hepsine şükran duyuyor ve dualarımızın onlarla olduğunu bilmelerini istiyorum.

Sınırlarımızda terörist grupların kontrolünde oluşturulmak istenen hâkimiyet alanlarına, izin vermeme konusundaki kararlılığımızın tüm dünyaca görülmüş olması güzel bir gelişme. Vatanı müdafaa konusu mevzu bahis olduğunda geri adım atmayacağımızı herkes bilmelidir.

Bu hususta kurulan oyunları bozmak hepimizin vatani görevidir. Zeytin Dalı Harekâtı’nın amacı nettir. Kimsenin bir avuç toprağında gözümüz yok. Fakat ülke sınırlarımızda istenmeyecek oluşumlara izin vermemizi de kimse beklememelidir.

ÖSO ile ilgili de birkaç şey eklemek gerekebilir. ÖSO’ya terör örgütü demek ile ilgili neler söylenebilir? Hemen aklıma şunlar geliyor.

“Suriyeliler gitsin vatanları için savaşsınlar. Eli silah tutan gençlerin ülkemizde ne işi var?” diye serzenişte bulunanlar içerisinde, ÖSO için terör örgütü diyenler de var. Yahu peki bu adamlar ne yapsın? Burada kalsalar kızıyorsunuz. Sözünüzü dinleyip gidip savaşsalar, savaşmak için katılacakları ordu olan ÖSO’ya terörist grup diyorsunuz. Nasıl olacak peki anlamış değilim? Burada bir çelişki yok mu?

Kaldı ki, sonuna kadar haklı olarak düzenlediğimiz Zeytin Dalı Harekâtında, PYD/PKK terör örgütüne karşı bizimle omuz omuza çarpışan ÖSO’ya terörist grup demek haksızlıktır. Unutulmaması gereken bir diğer husus ise ÖSO’nun Astana ve Cenevre görüşmelerine davet edildiğidir.

***

Adalar meselesi…

Tarihe olan ilgim vesilesi ile ben adalar konusuna hakimim. Lakin tarihçiler varken konuya çok fazla girmek istemedim. Bakın bu konuyla ilgili değerli tarihçimiz İlber Ortaylı bir televizyon programında ne diyor: “Adalar, 1912 Londra ve Uşi antlaşmalarıyla kaybedildi. Daha sonrasında ise adaların geri alınmasını mümkün kılacak bir donanmamız yoktu.”

Dolayısıyla buradan varmak istediğim yer şurasıdır. Siyaset yapmadan işin doğrusunu bildirmek istiyorum. Tarihi doğru şekilde öğrenmek lazım. Bilgileri doğru edindikten sonra yorumlar farklılık gösterebilir şüphesiz. Fakat bilgi kirliliği varsa o mevzuya açıklık getirmek gerekir.

İlber Ortaylı’nın açıklamasının bir benzerini başka bir televizyon programında, diğer değerli bir tarihçimiz olan Murat Bardakçı da yapmıştı. Bardakçı: “12 adalar elimizden 1912’de çıktı. Lozan’da değil” dedi.

Bütün bunları göz önüne alarak adalar konusuna küçük çaplı bir açıklık getirdiğimi zannediyorum. Konuyu daha detaylı olarak ele almaktan aciz olmadığımdan emin olabilirsiniz. Lakin ayrıntıları değerli tarihçilerimiz zaten söyledi ve söylüyorlar.

Sağlıcakla kalın…

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm yazılarını göster