Ümit SAMİMİ umitsamimi@gmail.com

Nükleer enerjiye karşı olmak

Birinci dünya savaşının da ikincisinin de en önemli sebebi enerjidir. Suudi Arabistan’dan tutun da Libya’ya kadar Ortadoğu’nun tamamı, yeraltı kaynaklarının Batı’ya en ucuz haliyle aktarılacak şekilde kurulmuştur. Sömürge devletler, diktatörlükler, savaşlar ve diğer tüm acı olayların nedeni Batı’nın enerji ihtiyacıdır.

Batı ihtiyacını karşılayabilmek için Afrika ve Ortadoğu’nun başına musallat olmak ile kalmadı, aynı zamanda yüzlerce nükleer santral inşa etti. Dünyada bulunan toplam 437 nükleer reaktörün 104 tanesi yani her 4 reaktörden biri Amerika’da bulunmaktadır. İkinci sırada ise 58 reaktör ile Fransa yer almaktadır ki elektrik ihtiyacının yüzde 78’ini bu 58 reaktörden karşılamaktadır.

Türkiye’de ise henüz nükleer reaktör bulunmamaktadır. 2016 yılında ise 108 milyar liralık enerji ithalatı yapmak zorunda kalmışız. Bu rakam bir sonraki yıl yani 2017’de 148 milyar liraya kadar ulaşmış. Tabi ki döviz kurundaki artış, miktarın yükselmesinde etkili fakat enerji üretimine bir çok alanda yatırım yapılıyor olmasına rağmen Türkiye’nin hem nüfusu hem de sanayi büyümesiyle birlikte enerji ihtiyacı da artmaktadır. Artış oranı ise her geçen yıl daha da büyüyecektir.

Önümüzdeki yıllarda sanayi 4.0 ile birlikte makinaların makinaları üreteceğini de hesaba katarsak, şimdikinin onlarca katı kadar enerjiye ihtiyacımız olacağı kesin bir gerçek. Bu sebeple karşımızda iki ihtimal var. Ya enerjiyi ithal edeeceğiz ya da enerji üretiminin her türlüsüne yatırım yapacağız.

Nükleer enerjiye karşı çıkanların temel tutanağı, riskli olması fakat risk hayatın her noktasında mevcut. Bir pilot için tahminen üretilen ilk uçaklar, şimdikilerden çok daha fazla düşme ve arıza çıkarma riski taşıyordu. Buna rağmen üretime devam edildi, kullanıldı. Hala riskler barındırıyor, hala uçak kazaları meydana geliyor ama riske rağmen her gün belki de yüzbinlerce insan uçak seyahatinden vazgeçmiyor.
Tabi ki herkesin düşünce özgürlüğü ve içinde bulunduğu toplum adına seçme hakkı vardır fakat ben şahsım adına, karşı çıkılması gerekenin nükleer enerji olmadığını düşünüyorum. Muhtemel bir felaket sebebiyle vazgeçmek yerine, olası musibetlere karşı önlem almanın daha doğru olduğu kanaatindeyim.

Örneğin insansız hava araçlarıyla terör saldırısı ya da dost olmayan devletlerin operasyonlarına karşı yapılması gerekenlerin belirlenmesi daha rasyonel bir yaklaşım.

Enerjide Rusya’ya bağımlılığın azaltılabilmesi için kurulması muhtemel diğer reaktörleri, Japonya gibi alternatif ülkelerden temin etmek, Azerbaycan ve Katar gibi dost ülkelerle ek enerji anlaşmaları hazırlamak, şuan diplomatik ilişkilerimizin kötü olduğu Mısır-İsrail gibi ülkelerle Akdeniz’deki doğalgaz rezervleri üzerinden anlaşmaya varmak ve enerji tedariğinin çeşitlenmesini sağlayacak benzeri adımları atmak ihtiyacımız olan yapıcı eleştirilere örnek olabilir fakat sadece “Karşıyım çünkü riskli ve istemiyorum” demek, slogandan ibarettir.

Üstelik nükleer santralleri tehdit olarak görenlerin çoğu, 58 adet reaktörü bulunan Fransa ya da 104 adet reaktörü olan Amerika’ya ve diğer muadil ülkelere seyahat etmekten çekinmiyor, hatta oralarda yaşayabilmenin imkanını arıyor.

Aynı insanlar, neden falanca Avrupa ülkesinde yollar, köprüler ücretsizken Türkiye’de ücretli diye eleştiriyor. Neden Avrupa kadar eğitime, bilime, sanata yatırım yapmıyoruz diye yöneticilere kızıyor. Bizim batılılar gibi sömürge ülkelerimiz yok. Buna karşın her yıl yüz milyar liranın üzerinde enerji ihtal ediyoruz. Bu rakam, sadece 10 yıl boyunca yurt dışına çıkmamış olsa, dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasında yer alma ihtimalimiz ziyadesiyle yüksek.

Osmanlı’yı eleştirenler, teknolojik gelişmelerin dindarların yobazlığı sebebiyle takip edilememesi vurgusunu sıklıkla yaparlar. En çok kullanılan örnek ise matbaadır. Hattatlar sebebiyle matbaa teknolojisinin Osmanlı tarafından zamanında kullanılamaması yani dindarların geri görüşlülüğü nedeniyle Osmanlı’nın geri kaldığı anlatılır. Oysa bugün söylenenlerin aksi yaşanıyor.

Tekrar etmekte fayda var. Nükleer enerjiye karşı çıkanların büyük bölümü, nükleer santral sayısının en yüksek olduğu Amerika-Fransa-Japonya-Almanya gibi ülkelerden vatandaşlık almak, oralarda yaşamak istiyor. Hem refah düzeyi yüksek ülkelerden biri olmak istiyor, hem de onların geçtiği yollardan geçmemek.

Vesselam.

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm yazılarını göster