Mustafa Sabri Beşer msbeser@gmail.com

Müslümanların sinemayla imtihanı…

İslami değerleri hafife alma, alay etme, dalga geçme, Müslümanları cahil ve kötü gösterme hem Türkiye hem de dünya sinemasında rastlanan bir sorun.

“Müslümanlar, sinemadan çektikleri kadar başka bir şeyden çekmedi” desek abartmış olmayız.

Dünya genelinde özellikle Holywood kaynaklı filmlerde Müslümanlar her zaman barışı tehdit eden, insan öldüren, katliam yapan, tüm kirli ve pis işleri yapan bir tipolojiyle gündeme getirilmiştir.

Tüm karşı koymalara, anti tezlere rağmen Batı dünyası ve Holywood film sektörü bu alışkanlığından vazgeçmemiş ve vazgeçmeyecek gibi gözüküyor.

Dünya genelinde sinema sanatının Müslümanlara bakış açısından ülkemiz sineması da nasibini alıyor maalesef.

Cumhuriyet tarihi sinema filmleri incelendiğinde din adamları ve hocalar her zaman itici bir figür olarak yer almıştır filmlerde.

Cami hocaları ve köy imamları kötülüğün ve cehaletin kaynağı olarak gösterilmiş, din toplumu geri bırakan bir unsur olarak resmedilmiştir.

Bu olumsuz bakış açısı İslami değerlere kadar uzanmıştır.

Müslümanlar olarak kutsal olarak bilinen Recep, Şaban, Ramazan aylarının isimleri itibarsızlaştırılmak adına dalga geçilen, alay edilen karakterlere verilmiştir.

Uzun yıllar devam eden sinemanın Müslümanlara ve İslami değerlere olumsuz bakış açısı son yıllarda biraz hafiflese de zaman zaman hortlamaktan da geri kalmıyor.

Bugünlerde vizyona giren bir filmde bu zihniyeti görmekteyiz yine.

Büyü ve cinlerle ilgili olan “Siccin-5” filminde Kur’an-ı Kerim'den ayetler okunurken bir kadının karnı parçalanıyor, bir kişi Kur’an-ı Kerim okurken ağzından kanlar fışkırmaya başlıyor, yine Kur’an-ı Kerim okunurken bir kadın çocukların kafasını parçalıyor.

Bu filmin fragmanı maalesef 2 milyon (bu yazıyı okuduğunuzda belki de daha fazla) kez seyredilmiş!

Yani 2 milyon kişinin bilinçaltına Kur’an-ı Kerim eşittir şiddet, korku mesajları pompalanmış.

Bir de bu 2 milyon kişinin etkilediği insan sayısı düşünülürse ortaya hiç de azımsanmayacak bir rakam çıkıyor.   

Aslında bu sütunlardan sıklıkla vurguladığım gibi tüm bunların hepsi birer proje. Hepsi belli merkezlerde planlanıyor ve uygulamaya konuluyor.

Amaç aynı. İslam’ı ve Müslümanları kötü olarak göstermek…

Peki, tüm bu proje eserlere karşı biz neler yapmalıyız?

Sessiz kalmak ve görmezden gelmek bir çözüm mü?

Yoksa internet çağında iletişimin son derece hız kazandığı günümüzde bir şeyler yapmamız gerekmiyor mu?

Her şeyden önce tepkimizi bu filmi ve benzerlerini seyretmeyerek göstermeliyiz.

Çevremize de bu ve benzeri filmlerin nesiller üzerindeki zararlı etkilerini anlatmalıyız.

Daha sonra her alanda kullandığımız internetin iletişim gücünü harekete geçirmeliyiz.

Facebook, Twitter, İnstagram sayfalarımızdan bu filmin zararlı etkilerini anlatmalıyız.

Başta Cimer ve Bimer olmak üzere Kültür Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kurumları hassasiyete çağırmalı ve toplumu bilinçlendirici programlar yapmasını teşvik etmeliyiz.

Mesela Diyanet İşleri Başkanlığı bir hutbe konusunu bu gibi zararlı faaliyetlerin etkisinden uzak durmaya ayıramaz mı?

Biz sessiz kaldığımız sürece daha çok “Siccin” ve benzeri filmler çekilmeye devam eder.

Anlayacağınız reaksiyon göstermedikçe siccin sene bu algı operasyonlarına nesillerimiz maruz kalacak!

SOSYAL MEDYA TAKİP 

twitter.com/msbeser

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm yazılarını göster