Mustafa Sabri Beşer msbeser@gmail.com

Dindar olmak mı, Din düşmanlığı mı?

Her söylemi ve kavramı kendi paradigmalarımız üzerine oturtarak sulandırıp kavga unsuru haline getirmekte mahiriz.

Eğer bir tartışma doğru kavramlar ve kelimeler üzerinden yapılıyorsa herkesin kabul edebileceği bir sonuca ulaşılabilir.

Ama kavramlar ve kelimeler yanlış aktarılıyor, yanlış mecralara yönlendiriliyorsa ulaşılmak istenen hedeften çok farklı yerlere varılır ve gelinen noktada da hiç kimse istediği sonucu elde edemez.

Toplum olarak sosyal medya dili ve sözüm ona kavramları üzerinden algı parametrelerimizi pekiştirdiğimiz için şahsiyet inşa edici söylemleri dahi sulandırarak basitleştiriyoruz.

Geçtiğimiz hafta içinde Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk “Dindar olmak ülkenin ortak paydası değildir, ortak payda ahlaktır” şeklinde bir cümle söyledi. Bakanımızın bu sözüne katıldığımı, haklı olduğunu her şeyden önce belirtmek isterim.

Ziya Selçuk’un sözündeki kelime ve kavramların da özenle seçilmiş olduğunu çok rahatlıkla görmekteyim.

Bu cümledeki kavram ve kelimeler hiçbir olguyu hedef almadan, hiçbir değeri rencide etmeden, hiçbir yıkıcı söz kullanmadan sarf edilmiş cümleler. Bu özenli cümleleri için tebrik etmek gerekir.

Selçuk’un bu cümleyi söylemesinin ardından özellikle sosyal medya üzerinden bu cümlenin şerhi diyebileceğimiz yazılar yazılmaya, görüşler serdedilmeye başlandı.

Ancak bir süre sonra Selçuk’un cümlesinde özenle seçilmiş olan kavramlar ve kelimeler değiştirilmeye, çok farklı bir alana çekilmeye başlandı.

Bakanın cümlesindeki “dindar olmak” kavramı hızla “din düşmanlığı”na ve dindar insanlara karşı nefret söylemlerine dönmeye başladı. Oysa ki Selçuk’un cümlesinden ne din düşmanlığı ne de dindar insan nefreti sonucu çıkarmak mümkün değil.

Doğru bir şekilde doğru kelime ve kavramlarla ifade edilmiş ve doğru olarak uygulandığında memleket ve toplum lehine sonuçlar doğuracak bir görüş bir anda toplumu ayrıştırıcı, fertleri karşı karşıya getirici, toplumu tabakalaştırıcı bir hale döndü.

Eğer hal böyle devam ederse bir sonuca ulaşılamayacağı gibi toplum aleyhine sonuçlar doğurması muhtemel bir sürece girmiş bulunuyoruz.

İnşallah tartışma doğru kavram ve kelimelerle tekrar rayına oturur da herkesin kabul edebileceği ve olumlu bir şekilde sonuç çıkacak mecra oluşur.

Yoksa yine sadece havanda su dövmekle kalmaz maazallah birbirimize zarar veririz.

Bakan Selçuk’un cümlesine dönecek olursak, bu kelimedeki en hassas kavram “dindar olmak” kavramı. Dikkat edin, Selçuk “din” kelimesini kullanmıyor, “dindar olmak” diyor.

Ayrıca “ortak payda” kelimesi de önemli. Cümlede “dindar olmak” kavramı ile “din” kavramının değiştirilmesi halinde ortaya maksadın çok ötesinde anlamlar çıkar.

Ülkemizin dini olan İslam elbette ki toplumun ortak paydasıdır.

“Dini yaşamak” manasında kullanılan “dindar olmak” kavramı toplum ilişkilerinde ön plana çıkarılmaması gereken bir kavramdır.

“Dindar olmak” kişiye ancak Allah ile olan münasebetlerinde bir fayda sağlayabilir.

Dünyevi ilişkilerimizde dindarlığımızı kullanmak, bunu bir araç haline getirmek ise toplumu ayrıştırır.

Ayrıca her insan “dindar olmak” zorunda da değildir.

Bu doğrudur ama “dinin olmaması” durumu da bir toplum için çok sakıncalar vardır.

Tarihin yazılı olan ya da yazılı olmayan dönemlerine gidildiğinde dahi insan varlığının bir toplum içerisinde, toplumun da inançlar ışığında cereyan ederek varlığını sürdürmeye çalıştığını görürüz.

Bugün cani bir yapıya sahip olan zalim İsrail’e bile baktığımızda yapmaya çalıştığı şey; devlet ve toplum yapısının tüm şekillenişini bir din üzerinden çerçevelemeye çalışmasıdır.

Din, bir toplumu bir arada tutan temel değerlerdendir.

Dinsiz bir toplum olamayacağı gerçeği yakın tarihimizde Komünist Rusya deneyimi ile ispatlanmıştır.

Lütfen, tartışırken doğru kelime ve kavramlarla tartışalım. Ki bir sonuca varabilelim.

Yoksa mecrasından ve amacından çıkarılmış kelime ve kavramlarla bir yerlere varılamaz.

Varılacak olan yerde ancak uçurumun kenarıdır…

SOSYAL MEDYA TAKİP 

twitter.com/msbeser

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm yazılarını göster