Arp sanatçısı Şirin Pancaroğlu “Müzik mirasımız çok doğurgan ve bereketli”

Türkiye'nin önde gelen arp sanatçıları arasında yer alan ve uluslararası birçok çalışmaya öncülük eden Şiri Pancaroğlu, "Ab-ı Hayat" isimli 12. albümünü geçen ay müzikseverlerle buluşturdu. Şirin Pancaroğlu “Müzik mirasımız çok doğurgan ve bereketli” dedi.

Türkiye'nin önde gelen arp sanatçıları arasında yer alan ve uluslararası birçok çalışmaya öncülük eden Şirin Pancaroğlu, "Ab-ı Hayat" isimli 12. albümünü geçen ay müzikseverlerle buluşturdu. Şirin Pancaroğlu “Müzik mirasımız çok doğurgan ve bereketli” dedi.

Kanuni Sultan Süleyman'ın eşi Hürrem Sultan'ın Ayasofya'da Mimar Sinan'a yaptırdığı bir hamam için sipariş edilen müziklerden oluşan albüm, "Spa Müziği" türünde Osmanlı temelli bestelerden oluşuyor.

Kalan Müzik etiketiyle raflardaki yerini alan "Ab-ı Hayat"ta çeng tınılarına, su, kapı, kurna gibi doğal ortam seslerinin yanı sıra besteleri, sesi, tanbur, lavta ve bendiriyle Bora Uymaz eşlik ediyor.

Daha önce "Kuyruklu Yıldız Altında", "Barokarp", "Eski Dünya, Yeni Dünya", "İstanbul'un Ses Telleri", "Elişi" ve "Çengnağme" gibi albümlere imza atan Pancaroğlu, yaptığı açıklamada, müzikte çok değişik kaynaklardan ilham alınabildiğini söyledi.

Müziğin hayattan bağımsız bir mevzu olmadığını ifade eden Pancaroğlu, "Atatürk'ün müziğe dair çok önemli bir sözü var. 'Hayatta müzik lazım değildir, çünkü müzik hayattır.' demiş. Biliyorsunuz evrenin bir müziği var. NASA geçenlerde bunu ölçümledi, kaydetti. Uzayda müzikal bir döngü var. Çok şaşırtıcı. Ben dinleyince kendimden geçtim. Müzik içimizde de var, kalbimiz atıyor. Aslında nabzımız bir ritim çalgısı işlevini görüyor. Müziğin hayatın içerisine entegre olmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum." diye konuştu.

“Her beste bir hastalığa iyi geliyor” Pancaroğlu, yaptığı projelerde insanların geleneklerinden, düşüncelerinden ve yaşadıklarından yola çıktığını belirterek, "Sosyal sorumluluk olsun diye yapmıyorum ama müzik yaşadıklarımızla iç içe. Müzik yoluyla yas tutmak, sevinmek, eğlenmek, düşünmek gibi binbir türlü ruh hali mümkün. Yeter ki müzikle daha çok temas edelim. Bunun bir uhrevi tarafı var. Bir de müzik aynı zamanda çok ciddi bir ilim. Bugün Türkiye'de popüler kültür içerisinde bundan biraz uzaklaştık. Geleneksel müziğimizin ilmi boyutları üzerine üniversitelerimizde yeterince araştırma yapılmıyor." değerlendirmesinde bulundu.

Her bestenin bir hastalığa iyi geldiğini aktaran sanatçı, "Dünya acılarla kavruluyor, coğrafyamız çok büyük sıkıntılar içerisinden geçiyor, ülkemiz ayrı meselelere meydan okumak zorunda. Şifaya ihtiyacımız var ve müzik çok ciddi bir şifa kaynağı." dedi.

Pancaroğlu, dinlendirici bir yapısı olan arpın da genelde batı çalgısı sanıldığına işaret ederek, şöyle devam etti:
"Arp aslında bir anavatanı olmayan birkaç çalgıdan bir tanesi. Çünkü aslında arp avlanmaktan esinlenilerek geliştirilmiş bir çalgıdır. Avlanmanın bir vatanı yoktur. Çok eski insanlar avlanmışlardır. Avcının yayından fırlayan okun çıkardığı ses için, 'Birden çok tel eklersek çalgı olabilir.' demişler. Hayvanların derilerinden ritm aletleri yapıldığı gibi, arp da son derece ilkel, insanlık tarihi kadar eski bir çalgı. Onun için çok farklı müziklere uyum sağlayabiliyor."

Mezopotamya’dan Osmanlı’ya çeng; “Çeng”in önce Mezopotamya’da sonra da Ortaçağ’da yakın doğunun çeşitli kültürlerinde varlık gösteren bir arp örneği olduğunu vurgulayan Pancaroğlu, tasavvufi bir anlam da yüklenen çengin, edebi ve görsel kültür içerisinde önemli bir sembol olduğunu dile getirdi.

Pancaroğlu, Osmanlı kültüründe çok önemli bir yeri olan çengin saraylarda çokça çalındığına ve 16.-17. yüzyıldan sonra kaybolduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Ben son 10 yıl içerisinde bu kaybolmuş çalgıyı tekrar yaptım resimlere bakarak, hiçbir örneği kalmamıştı. Bunun üzerine çalıştık. Ben bu coğrafyada yaşıyorum ve bu çalgıyı sahiplendim, tekrar canlandırmaya çalıştım. Dünyanın başka bir tarafına gidin orada da bulursunuz yerel bir versiyon. Yok olmuştur genelde. Onun üzerine çalışmalar yapabilirsiniz. İnsanlık kadar eski olduğu için gidilecek yol çok. Bugün batı müziği içerisinde, senfoni orkestraları içerisinde kullanılmak üzere geliştirilmiş versiyonları var. Onlar genelde çok büyük ve teknolojiden yararlanılmış çalgılar."

 “Çocukların ebatlarına uygun çalgı çalmaları şart” Arp çalmaya 11 yaşındayken başlayan ve neredeyse 40 yıldır arp çalan Pancaroğlu, "Türkiye'de çocukların çok daha fazla müzik dersi görmesi gerektiğine inanıyorum okullarda. Onlara uygun, pedagojik bir çalgı üzerinde çalışılması gerekiyor. Biz Arp Sanatı Derneği olarak prototip bir çalışma yaptık geçen sene. Burası Arp Sanatı Derneği ama bir müddet arpı kenara koyduk, 'Bir çocuk Türkiye'de boyutu uygun, çok ekonomik, kitleler tarafından temin edilebilir bir çalgı çalsa?' dedik ve bir Ar-Ge çalışmasını yaptık. Şimdi pilot projeler yapmamız gerekiyor." ifadelerini kullandı.

Şirin Pancaroğlu, çocuklar için hem Batı müziği hem Türk müziği icra edilebilecek özel bir enstrüman tasarladıklarının altını çizerek, "Köprü gibi bir ülkeyiz. Bize çok fazla müzik akıyor farklı taraflardan. Bu ihtiyaçlara cevap verebilecek, çocukların ebatlarına uygun çalgı çalmaları şart. Okullarda her çocuk çalgı çalmayı hak ediyor diye düşünüyorum. Çünkü zihin geliştiriyor, ruhu sakinleştiriyor, dinlemeyi sağlıyor. Benim sizi dinlememi sağlıyor. Çaldığım zaman siz beni dinliyorsunuz. Belki aynı görüşe sahip değiliz ama orada ortak bir dil buluyoruz. Müzik ciddi bir iletişim aracı, matematik, sosyal, fen kadar ilmi ve önemli. Ben bunu anlatmak için çok çalışacağım." şeklinde konuştu.

"Dünyayı yakalamamız yeni dil oluşturmamız gerekiyor”; Anadolu’nun büyük bir medeniyetler ve müzik mirasına sahip olduğunun altını çizen Pancaroğlu, şu değerlendirmede bulundu:
"Müthiş girift, katmanlı bir coğrafyadayız biz. Dün bitmedik burada biz. Çok uzun yollar, uzun kanallar var. Bu miras bence o kadar değerli ve o kadar yoğun ki ben bütün dünyanın topraklarımızda gözünün olmasını hiç yadırgamıyorum. İnanılmaz bir coğrafyada yaşıyoruz gerçekten. Müzik mirasımız kendi başına müthiş bir şey ve çok doğurgan, çok bereketli. Türkiye'de müzisyen olmak konu, mevzu, yollar, seçenekler ve bakacağınız yönler bakımından çok zengin. Zengin olmayan taraflarımız nedir? Destek bulamıyorsunuz, bir şeyi ortaya çıkarmak çok zor bir süreç. Başka sıkıntılarımız var. Kültür politikamız henüz oluşturulamamış Türkiye'de. Cumhuriyetle başlayan bir süreç var ama son yıllarda çok başka şeylerle uğraşıldı. Türkiye doğru bir kültür politikası oluşturup hayata geçirdiği zaman, o kadar büyük bir cevher üzerinde oturuyoruz ve bununla yaşıyoruz ki bizi hiç kimse durduramaz."

Şirin Pancaroğlu, müzikte yeni bir tarz geliştirilmesi gerektiğini aktararak, "Dünyayı yakalamamız, yeni dil oluşturmamız gerekiyor. Mirasımıza yeniden bakmamız gerekiyor. O zaman kimse bizi durduramaz. Çünkü çok çok zengin bir müzik dili mevcut Türkiye'de. Anadolu dili deyin Türkiye deyin istediğiniz kadar genişletin, sınırlar çok büyük. Tabii himaye çok önemli. Mesela Osmanlı'da niye ilmi boyut bu kadar geliştirilmiş? Çünkü sarayda dünyanın her yerinden müzisyenler himaye ediliyor. Birlikte çalışıyorlar, üretiyorlar. O dönem söylenen şarkıları, müzikleri notaya geçiriyorlar, aktarıyorlar. Düşünün Hindistan'dan bile müzisyen çalışıyor bizim sarayda. Sanat himayesiz olunca kısır, tek ve güdük kalıyor. İnşallah önümüzdeki süreçte Türkiye bir vizyon oluşturacak ve bundan müzik de nasiplenecek." yorumunu yaptı.

"Hayallerimin ötesine geçtim"; Yaklaşık 11 yıl önce kurdukları Arp Sanatı Derneği'nde projeler, albümler, yayınlar ve yeni performans yöntemleri üzerinde çalıştıklarını anlatan sanatçı, ulusal ve uluslararası projelerle eğitimler üzerinde çalışmalar yaptığını dile getirerek, yakın zamanda bir müze koleksiyonunu tanıtıcı, bir de ticaret tarihiyle ilgili, tamamen Anadolu zeminli bir iş üzerinde yeni müzikler besteleyeceğini kaydetti.

Kariyeri boyunca hayal etmediği işlere imza attığına vurgu yapan Pancaroğlu, müzikte hayallerinin ötesine geçtiğini sözlerine ekledi.

Pancaroğlu, eğitimimin büyük bir kısmını yurt dışında aldığını ifade ederek, "Oradan buraya ışınlandığım zaman bir baktım bambaşka bir müzik kültürü var Türkiye'de ama elime ilk Türk müziği notası aldığımda okuyamıyordum bile. 35 yaşından sonra yeni bir müzik dili öğrenmeye çalıştım. Böyle bir şey hayal etmiyordum." dedi.

Günün Önemli Haberleri