23 Eylül 2017 12:05

Selman Öğüt selman.ogut@internethaber.com

'Akepeli Akademisyen'!?

Geçen yazımda da belirtmiştim. Türkiye’nin potansiyel suçluları ve olağan şüphelileri vardır. Bunun en açık örneği şiir okuduğu için hapse atılan Tayyip Erdoğan’dır. Ya da başörtülü olduğu için rejime tehdit olarak kabul edilen ve bu yüzden eğitim hakları elinden alınanlardır.

Ülkemizdeki bu potansiyel suçlu algısı ve dayatması maalesef hiç değişmedi. Çünkü bu algıyı oluşturup kullananlar potansiyel suçlu ilan ettiklerinden halizhazırda daha güçlü olduklarını biliyorlar. Gerek ulusal gerek uluslararası sermaye, bürokrasi ve düşünce kuruluşu-üniversite gibi düşünce üreten kuruluşlar bazında daha güçlü olduklarını görüyorlar. Bu yüzden bu baskı hiç bitmiyor.

Konuyala ilişkin olarak altın klozet muhabbetinden kontrollü darbe yalanına kadar birçok örnek hemen aklımıza geliyor ama bu yazımda ben spesifik bir konuyu ele almak istiyorum. Akademisyenler..

‘Akepeli akademisyen’ diye bir niteleme bir dayatma var ülkemizde. Bunu incelememiz lazım biraz. Baştan belirtelim, bu ifade lafız açısından yanlıştır. Öncelikle Akepe değil AK Parti demek gerekiyor. Adamlar dayatmaya partinin adından başlıyorlar. Düşünsenize bir kurum kuruyor ve adının falanca şekilde telaffuz edilmesini talep ediyorsunuz. Karşınızdaki ise tam tersini yapıyor. En hafif ifade ile nezaketsiz. Ben de neden AK Partililerin CHP ile ilgili bir misilleme yapmadığını merak ediyorum. CHP için Cahap dese AK Partililer mesela, Cahaplılar deseler bu partiye üye olanlara. Hoşuna gider miydi CHP’lilerin?

‘Akepeli akademisyen’ dayatmasını kullananların amacı tabii ki töhmet altında bırakmak ve aşağılamak. Evvela AK Parti seçmenini bidon kafalı ve göbeğini kaşıyan adam gibi hakaretlerle mütemadiyen aşağıladıkları için bir akademisyene AK Parti’yi savunmayı yakıştıramıyorlar. 18. yüzyılın ilerlemeci tarih anlayışını halen savunan bu pozitivist kafalardan başka bir şey de beklenemezdi zaten. Bakınız: Vatandaş-halk ayrımı. Halk onlar için dönüştürülmesi ve terbiye edilmesi gereken bir güruh maalesef. Halkın değerleri de aynı şekilde.

Bu cahil kafaların ilkesi de yok. CHP’yi canhıraş şekilde savunan ya da iki lafından birinde AK Parti’ye saldıran akademisyenler onlar için baş göz üstüne.

Buradan bazı şeyleri belki ‘aydınlanırlar’ ümidiyle anlatmak istiyorum. Evvela akademisyenin siyasi görüşü ile akademik başarısını birbirine karıştırmayın. Komik duruma düşersiniz. Bir insan alanında çok iyi akademik çalışmalara imza atarken yaptığı siyasi tespitlerde başarısız olabilir. Bunun tersi de mümkündür. Ancak iyi bir akademisyenin salt siyasi görüşleri yüzünden akademik çalışmalarına saldırmak ahlaksızlıktır. Bakınız: Prof.Dr.Fuat Sezgin, Prof.Dr.Aziz Sancar, Prof.Dr.Celal Şengör. İkinci olarak siyaseti akademiden vareste kılma çabasından vazgeçin. Çünkü gelişmiş ülkelerde bu böyle değil. Bir akademisyenin siyasi görüş serdetmesi problemli değildir. Tespitleri yanlışsa bu onu ve onu destekleyenleri bağlar. Bakınız: Doç.Dr.Koray Çalışkan. Üçüncüsü siyaset hiçbir kurumun ya da hiçbir kişinin tekeli altında değildir. Dördüncüsü akademisyenlik tek başına yapılacak bir iş değildir, bazılarına göre bir iş de değildir. Bir mühendis, doktor ya da avukat pekala üniversitede ders anlatıp kitap ya da makale yazabilir. Ancak aynısını kampüsten hiç çıkmamış ‘salt’ akademisyen yapamaz. Yani sadece mühendislik kitapları okuyup yazan ya da sadece tıp kitapları ile uğraşan biri ne şantiyede ne de ameliyathanede başarılı olabilir.

Bütün bunları değerlendirdiğimiz zaman, bir akademisyenin AK Parti’yi savunması onun kötü akademisyen olduğunu göstermez. Bu önermenin tersi de mümkündür.

Ancak problem şu ki, üniversitelerimizin genelinde şöyle bir algı var: Bilim adamı siyasileri ve siyasetin kendisini hor görmeli, siyasileri aşağılamalı, arada bir de tenezzül edip ‘bu da fena iş değilmiş canım’ falan demeli. Benim üzüntüm bu algının genel olarak üniversitelerimizde var olması, bizden diye bildiklerimizin de aynı hataya düşmesi. Siyasilere destek vermek, onlara danışmanlık yapmak bizzat bilim adamlarının görevidir. Ülke hayrına kullanılmayan bilim malayanidir.

Biraz Dünya’yı takip eden biri, akademisyen olmasına gerek kalmaksızın, Erdoğan’ın mücadelesi ile Brezilya’da ABD darbesi ile indirilen Dilma Rousseff’in, ABD tarafından kanser edildiğini söylemiş olan eski Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez’in, Mısır’da darbe ile yerinden edilen ve hapse atılan asıl Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin ya da yargı darbesi ile görevden indirilen Pakistan Başbakanı Navaz Şerif’in mücadelesinin arasında hiçbir fark olmadığını anlar. Erdoğan’a diktatör onu savunan akademisyenlere de af buyurun yalaka diyebilmek için de pekişmiş bir cehalet gerekir. Zira bu kadar cehalet ancak okumakla olur. Üstadın dediği gibi: Hohlaya hohlaya buz dağlarını erittik, şimdi ortalık çamurdan geçilmiyor.