21 Kasım 2018 06:42

Ümit SAMİMİ umitsamimi@gmail.com

15 Temmuz'dan ders çıkardık mı?

Nasıl oldu da bir grup kendini bilmez insan, 50 milyon seçmenin 25 milyonun oyunu ve beğenisini alan iktidarı cebren ve hile ile devirmeye kalkıştı?
Vergi rekortmeni iş insanları, devletin önemli kademesinde görev alan bürokratlar, üst düzey hakimler, yargıçlar, general rütbesinde komutanlar ve farklı meslek gruplarından binlerce kişi gayri meşru bir yöntem üzerinde nasıl oldu da ittifak kurdu?
Çıldırmışçasına polislere ateş açan, delirmişçesine insanların üzerine tankları süren, vidanını ve vatan sevgisini tamamen yitirmişçesine milletin temsilcisi olan meclisi bombalayan bu insanlar, böylesine aşağılık bir suçu işlemeye nasıl ikna edilebildiler?
Dahası bu cesareti kendilerinde nasıl buldular, nelere güvendiler, kimlere inandılar? Bu ortam ve organizasyon nasıl oluştu?
Eğer “nasıl ve neden” sorusuna cevap veremezseniz, sebepleri tespit edemezseniz sonuçlar tekerrür eder. Bu nedenle mutlaka ve mutlaka yaşananları doğru şekilde etüt etmek mecburiyetindeyiz.
Türkiye içerisinde hem etnik olarak hem de inanç yönüyle birbirinden farklı kesimleri barındırıyor. Eğer kendinizden olmayanı ayrıştırırsanız, dışlarsanız, sizden olmayanlar size karşı birleşir ve çatışma başlar. Bu tür çatışmaların kazananı terör örgütleri olurken kaybedeni toplum olur.
Eğitimini yurt dışında tamamlamış, en az iki dil bilen, üniversite sınavında ilk yüze giren insanlar kamu işe alım mülakatlarında “bizim cemaatten olanı tercih edelim çünkü diğerleri yönetimi devralırsa bize burada yaşama şansı tanımazlar” gibi ilkel bir anlayışla kadrolaşmaktan imtina etmedikleri gibi gasp ettikleri haklar da vicdanlarını sızlatmadı. Yürekleri ferahtı, içleri rahattı.
Üniversiteye ve kamu kurumlarına başı örtülü giremeyenlerin mağduriyeti örnek gösterilerek “KPSS” sorularının çalınması devlet kademelerindeki “!bazıları” tarafından mecburiyet olarak tanımlandı. Memleketin selahiyeti için, dindarların kendilerini ezdirmemeleri için zorunlu olarak belli pozisyonlara sahip olması gerektiği yalanı tüm hırsızlara inandırıldı.
Bunları kabul eden, kadrolaşmaya imkan sağlamış kim varsa hukuk önünde hesabını vererek hak ettiği cezayı çeksin. Derdim onları aklamak değil fakat insanlar, sadece inançları, etnik kimlikler, cinsiyetleri ya da tercihleri sebebiyle kendilerini tehlikede hissederlerse, topluluk halinde büyük suçlar işleyebilirler. Önemli olan suç işlendikten sonra ceza kesmek değil bu suçun işlenmesini önlemek yani tedbir almaktır.
Tabi ki kadrolaşmaya karşı daha şeffaf yapılar kurulabilir yasalar çıkarılabilir, mevzuatlar geliştirilebilir ama esas olan, bir kesimin diğer kesim tarafından kendisini hedef olarak hissetmemesidir.
Kadrolaşmanın tek sebebi elbetteki sadece bu değildir. Çıkar amaçlı, örgüt içerisinde kariyer hedefiyle ve benzeri bir çok gerekçeyle yapılabilir ama yığınları ikna edebilmek için daha önce yaşanan ayrışmalarda yaşananlara ihtiyaç vardır.
Birbirimizle olan farklılıklarımız birbirimizi dışlamaya devam ederse, FETÖ gider ÇETÖ gelir. Kişiler değişir, bir kuklanın yerini öbürü alır fakat sonuçlar sabit kalır, yaşananlar tekrarlanır.
Eğer evlatlarımıza daha iyi bir gelecek bırakmak istiyorsak, kucaklaşmak mecburiyetindeyiz.
Vesselam.